Ağustos 24, 2016 11:25 Europe/Istanbul

Hüseyin Macit Yusuf, Yeniçağ gazetesinde, "ABD, FETÖ'yü hemen vermez"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" ABD'nin FETÖ liderini Türkiye'ye iade edip etmeyeceği tartışma konusudur. Bana göre hain Gülen Türkiye'ye iade edilmeyecektir. Bu hain işbirlikçi ile ABD'nin henüz işi bitmemiştir. ABD derin devleti FETÖ'yü kendi emelleri ve çıkarları doğrultusunda kullanmaya devam edecektir. FETÖ'nün ABD'de sağlam bir yapılanması vardır. FETÖ ve bu haini kullananlar karşılıklı al ver içerisindedirler. Alan memnundur, veren de öyle. FETÖ yapılanmasının en önemli gelir kaynağı ve unsuru ulusal ve uluslararası düzeyde sahip olduğu okullardır. Gülen'in ABD'nin hemen hemen her eyaletinde okulları vardır. Bu okullara ABD devleti inanılmaz finansal kaynak akıtmaktadır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

FETÖ'nün ülke genelinde 140 civarında sözleşmeli okulu ve bu okullar vasıtasıyla devletten yılda yaklaşık 500 milyon dolarlık geliri vardır. FETÖ'nün okullarıyla ilgili "Killing Ed" belgeseliyle ABD'de ses getiren yönetmen Mark Hall ve aynı konuyla ilgili Huffington Post'ta bir makale kaleme alan Anna Clark, devletin, bu okullardaki öğrenci başına önemli miktarda ödeme yaptığını, yeni açılan okullarla FETÖ'nün ekonomik havuzunun büyüdüğünü vurgulamıştır.

Sadece sözleşmeli okulları çerçevesinde bu finansal gelirlere sahip FETÖ'nün, diğer yapılanmalar da eklendiğinde ABD genelinde birkaç milyar dolarlık ekonomik hacme sahip olduğu hesaplanmaktadır.

FETÖ'nün ABD'de birçok politikacı, gazeteci ve akademisyeni nüfuzu altına aldığını belirten Hall, "ABD'de her yıl 150 okulu yönetsin diye 500 milyon doların Fetullah Gülen'in takipçilerine verilmesi benim ilgimi çekmişti" diye konuştu.

Gülen CIA'nın istekleri doğrultusunda hareket etmiştir. Dünya çapında kurduğu tüm okullar CIA'nın emrindedir. Okullarının yetkililerine verdiği emirlerle ABD'ye kesin biat etmelerini sağlamıştır.

Hatırlanacağı üzere Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2001-2006 yılları arasında Rusya sınırları içerisindeki teröristbaşına bağlı tüm okulları kapatarak, bu okulların CIA tarafından üs olarak kullanıldığını açıklamıştı.

Diğer taraftan Orta Asya ve Balkan ülkelerinde müthiş organize olan Fetullahçı yapı, bu ülkelerde CIA'nin yerel operasyonlarında aktif olarak kullanıldığı uluslararası strateji kuruluşlarının raporlarında net bir şekilde belirtilmektedir. Wikileaks'e yansıyan yazışmalarda bu okulların bulundukları ülkelerde Gülen'in darbe yapabilecek kadar güce eriştiği sayfalarca vurgulanmaktadır.

Cemaat okullarının bulunduğu ülkelerde elde edilen bilgilerin sistematik bir şekilde CIA'ya aktarıldığı artık gizli değildir. Türkiye'de Paralel Devlet Yapılanması (PDY)çerçevesinde elde edilen devlete ait çok gizli bilgilerin ABD'ye aktarıldığından kimsenin kuşkusu olmamalıdır.

ABD'ye gönderilen belgeler çerçevesinde işlenen suçların sabit görülerek ve hukuki isnatlar dikkate alınarak FETÖ sorumlusu teröristbaşının Türkiye'ye iade edilmesi beklenmemelidir. ABD Adalet sistemi devreye sokulmayacaktır. Sokulsa bile teröristbaşını destekleyen Neoconculardan oluşan derin devletin desteğini alan Gülen'in zamanında vize alma, teröristbaşının iadesi ile ilgili verilecek kararın tamamen siyasi olacağını kabullenmemiz gerekmektedir.

ABD iade konusunda muhakkak Türkiye ile pazarlık edecektir. Türkiye'nin teröristbaşının iadesi için herhangi bir pazarlığa girmeyeceğine inanmaktayım. Gülen'in iade sürecinde ölmesi taraflar arasında sürecek krizin ulaşacağı boyutu etkileyecektir.

...***

Erinç Yeldan, Cumhuriyet gazetesinde, " Yaz başında Türkiye ekonomisi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Reel ekonomiye ait verileri kaçınılmaz olarak “gecikmeli” olarak takip edebiliyoruz. Ulusal ekonominin en önemli üç göstergesi, işsizlik ve istihdam;  dış açık ve enflasyon rakamları hakkında elimizdeki veriler, sırasıyla mayıs, haziran ve temmuz aylarına ait. Dolayısıyla, elimizde mevcut en güncel veriler aracılığıyla Türkiye ekonomisinin ancak 2016 yaz ayları başındaki görünümünü izleyebiliyoruz. TÜİK verileri mayıs ayında açık işsiz sayısını 2 milyon 895 bin kişi olarak vermekte. Bu rakam, bir önceki senenin aynı dönemine görece 106 bin yeni işsiz anlamına geliyor. İşsizlik oranı ise yüzde 9.4 olarak gerçekleşmiş. Çalışanların durumuna baktığımızda ise istihdam edilenlerin sayısının 27 milyon 867 bin kişi olduğunu görüyoruz. Buna göre 2015’ten 2016’ya mayıs ayları itibarıyla istihdamdaki artış 795 bin kişi olarak gerçekleşmiş."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bu dönemde, tarım sektöründe çalışan sayısı 234 bin kişi azalmış, tarım dışı sektörlerde ise 1 milyon 29 bin kişi artış göstermiş. Söz konusu tarım dışı istihdam artışının ana kaynağı hizmetler ve inşaat sektörleri olarak gözüküyor. Hizmet sektörlerinde istihdam artışı 863 bin; inşaatta ise 186 bin. Diğer yandan, son bir yılda imalat sanayiinde çalışan sayısındaki artış sadece 3 bin kişi. Bunun ötesinde, aslında sanayi istihdamının son 4 yıldır neredeyse yerinde saydığını gözlemekteyiz. Bu ise sanayideki durgunluğun doğrudan bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Nitekim, haziran ayına ait en son veri sanayi üretim endeksinde yüzde 1.4’lük bir daralma yaşanmış olduğunu belgeliyor. Süregelen ekonomik durgunluk bağlamında istihdamın sektörel dağılımının giderek sanayiden uzaklaştığını ve inşaat ve hizmet sektörlerinde çoğunlukla mevsimlik, kısa süreli ya da güvencesiz istihdam biçimlerine kaymakta olduğunu gözlüyoruz.

Dış açık ulusal ekonominin döviz açığını veriyor ve bir özdeşlik olarak ulusal tasarruf ve yatırımlar arasındaki açığa denk. Söz konusu rakam haziran ayında birden sıçrama gösterdi ve 4.9 milyar dolar olarak gerçekleşti. Son on iki aylık toplamda ise cari açık yeniden 30 milyar dolar sınırına dayandı. Açığın finansmanında sadece haziran ayında 10 milyar doları bulan finansal sermaye girişlerinin belirleyici olduğu gözleniyor.İşgücü ve döviz piyasalarındaki açık ve dengesizliklerin bir diğer yansıması ise kuşkusuz, enflasyon hareketlerinde gözleniyor. Temmuz ayında enflasyon oranı yüzde 1.16 olarak gerçekleşti ve yıllık bazda yüzde 8.79’a yükseldi.Unutmayalım ki ulusal ekonomide süregelen yapısal dengesizlikler özünde tasarrufların düşük olmasından kaynaklanıyor. Bu da dış açığa neden olmakta. Ancak, bu sorunun çözümü kolay değil, yılların biriktirilmiş yanlış politikalarının kaçınılmaz sonucu. “Dövizin reel olarak ucuzluğu”, “yatırımların sanayiden uzaklaşması”, “iç talebin, özellikle inşaat talebinin aşırı özendirilmesi”… bunlar artık Türkiye ekonomisinin kaçınılmaz gerçekleri arasında. AKP ekonomi idaresi bu dengesiz ve durgunluk ortamını canlandırmak için varlık fonu adı altında yeni rant mekanizmalarını devreye sokma çabası içerisinde. Özü itibarıyla işsizlik sigortasında birikmiş olan fonları sermaye kesiminin emrine sunmayı planlayan ve bu uğurda her türlü çevresel ve vergi denetiminden muaf tutulma güvencesi sunan “yeni” ekonomi stratejisi, mevcut ekonomik dengesizliklere şimdi bir de hukuksuzluk ve yozlaşma unsurları eklemek üzere.

...***

Kazım Güleçyüz, Yeniasya gazetesinde, " Sis perdesi"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Genelkurmay, 15 Temmuz kalkışmasından birkaç gün sonra yaptığı açıklamada “TSK içerisinde yuvalanmış, büyük çoğunluğu asker elbisesi taşıyan illegal çete mensubu hain teröristler (FETÖ) tarafından gerçekleştirilen menfur darbe girişimi”ne katılanların TSK personel mevcuduna oranını yüzde 1.5, sayılarını da 1676’sı erbaş/er, 1214’ü askerî öğrenci olmak üzere 8651 olarak duyurmuştu.Sonraki süreçte ordudan ihraç edilen  ve tutuklanan 150’yi aşkın general ve amiral bu erbaşlara  dahil mi, bilmiyoruz."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Aynı açıklamada, darbe girişiminde kullanılan silah, araç ve malzemelerin dökümü ise şöyle verilmişti:

1. Uçaklarda % 7 (24’ü muharip 35 uçak)

2. Helikopterlerde % 8 (8’i taarruz 37 helikopter),

3. Tank ve zırhlı araçlarda % 2.7 (74’ü tank 246 zırhlı araç),

4. Gemilerde % 1 (3 gemi),

5. Hafif silahlarda % 0.7 (3992 adet).

Bu açıklama ve özellikle darbecilerin oranının yüzde 1.5 olarak verilmesi, 15 Temmuz sonrasında iktidar medyasının gözdesi haline gelen kimi Balyozcular tarafından tepkiyle karşılandı ve Genelkurmay’ı doğru söylememekle, meseleyi küçültmekle eleştirip suçlayanlar oldu.

Bunların içinde, TSK’daki “FETÖ”cülerin oranını yüzde 60, 70, hattâ 90’lara kadar çıkaranlar dahi var. Ama Genelkurmay açıklaması bu iddiaları doğrulamıyor.

Dikkat çeken bir diğer nokta, Genelkurmay açıklamasında darbe girişimi münhasıran “FETÖ”nün işi olarak gösterilirken, başka bazı yorumlarda çıkarcı grupların da dahil edilmesi. 15 Temmuz’u “başarısız olmaya programlanmış bir girişim” olarak niteleyen İlker Başbuğ da böyle diyenlerden.

Ankara Başsavcılığının soruşturmasında, o gece TRT’de darbe bildirisini okutan Yurtta Sulh Konseyinin kimlerden oluştuğunun belirlenememiş olması da, gözden kaçmaması gereken bir husus.

Velhasıl, 15 Temmuz üzerinde duran kalın sis perdesi hâlâ kaldırılmayı bekliyor.

AKP epeyce ipe un serdikten sonra 15 Temmuz komisyonuna belirlediği isimleri nihayet bildirdi. Dileriz, komisyon en kısa zamanda işbaşı yapar.

15 Temmuz komisyonundan sonuç çıkması için AKP’nin isteksiz ve ayak sürüyen tavrını bırakması lâzım. Bakalım yapabilecek mi? Dileriz, yapar.