Güneşten hüzmeler - 38
Bugünkü sohbetimizde İslam Peygamberi’nin –s– pak torunu ve Hz. Fatıma’nın –s– sevgili evladı İmam Hasan –s– hakkında konuşmak ve İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’nin o hazretle ilgili beyanatından yararlanmak istiyoruz.
İmam Hasan Muctaba –s– İmam Ali’nin –s– baş oğluydu ve babası şehit düştükten sonra doğal olarak İslam ümmetinin imameti ve hükümetin başına geçmek o hazretin hakkıydı, gerçi pratikte böyle olmadığı ve bu hak gasp edildi. Fakat buna karşın İmam Hasan –s– İslam ümmeti arasında hidayet ve irşad ve emri maruf ve nehyi münkir çalışmalarını ala derecede devam ettirdi.
İmam Hasan’a –s– ehli beyt kerimi lakabı verilmiştir, çünkü o hazreti ikram sofrası her daim yoksullar ve muhtaç insanlar ve mustazafların yüzüne açıktı. İmam Hasan tam üç kez tüm mal varlığını Allah yolunda infak etti ve böylece sevgili anne ve babası ve dedesi Resulullah –s– gibi fani dünya malı gözünde hiç bir değeri olmadığını ortaya koydu. Allah Resulü –s– İmam Hasan –s– ve İmam Hüseyin’i –s– çocukluk yıllarında mübarek omuzunda taşır ve bu iki gencin cennet gençlerinin efendisi olduklarını buyururdu.
İmam Hasan’ın –s– sevgi dolu bakışı İslam Peygamberi’nin mihriban bakışını, cömertliği ise babası İmam Ali’nin kerem ve cömertliğini ve kelamındaki cesareti annesi Hz. Fatıma’nın –s– kelamındaki cesaretini andırıyordu.
İmam Hasan’ın –s– cömertliği konusunda o hazreti hiç bir zaman hiç bir dilenciyi reddetmediği ve hiç bir muhtaç insana ret cevabı vermediği beyan edilir.
İmam Hasan’dan –s– neden hiç bir dilenciyi kapından çevirmiyorsun? Diye sorulduğunda o hazret şöyle karşılık vermiştir: Ben kendim Allah katında dilenciyim ve onun cömertliğini bekliyorum, bu yüzden kendim böyle iken bir dilenciyi kapımdan çevirmekten utanırım. Rabbim beni bir işe alıştırdı. O beni nimetlerini bana yağdırmaya alıştırdı, ben de buna karşılık olarak nimetlerini insanlara vermeye alıştım, şimdi bu adetimi terk edersem, o nimetleri benden esirgemesinden korkarım.
Merhum Şeyh Sıdduk “Amali” adle eserinde İmam Sadık’tan –s– bir belgeye istinaden o hazretin şöyle buyurduğunu rivayet eder: Hasan bin Ali –s– kendi çağının en muttaki ve en abid ve en üstün insanıydı.
İmam Hasan –s– hiç teklifsiz yoksul insanlarla aynı sofraya otururdu ve mübarek yaşamı boyunca 20 kezi aşkın yalın ayak Hac ziyaretine gitti ve Hac menasikini yerine getirdi.
İmam Hasan’ın –s– has bir haybeti ve şerefi söz konusuydu, öyle ki o hazreti gören herkes ister istemez Allah Resulü’nü –s– hatırlardı.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei İmam Hasan’ın –s– takva ve hidayete erdirme anlayışını şöyle anlatıyor: İmam Hasan –s– bir rivayete göre Ramazan bayramında bir yoldan geçiyordu. O sırada bir kalabalığa rastladı. Kalabalık bu günün önemini idrak etmeksizin oyun oynuyor, gaflet içinde eğleniyor ve gülüşüyordu. İmam kalabalığın yanına yaklaştı ve şöyle buyurdu: Allah teala Ramazan ayını kulları için bir musabaka arenası olarak belirlemiştir. Bu musabaka arenasında kulları O’na itaat ederek O’nun rızasını kazanmak için birbiriyle yarışır ve birbirini geride bırakmaya çalışır. Geçtiğimiz şu Ramazan ayında bazıları başkalarını sollayarak onları geride bıraktı ve bunlar muzaffer ve muvaffak olanlardır. Ancak bazıları şu Ramazan ayında müsamahakar davrandı. Onlar ilahi rahmet katına ulaşamadı ve umutlarını kaybetti. Ben umursamaz halde gülenlere ve boş işlerle uğraşanlara şaşarım, hem de öyle bir günde ki iyiler sevap harmanından payına düşeni topluyor ve alıp götürüyor ve mahrum kalanlar ancak hüsran topluyor ve bu hüsran onları sarıyor. Bu gün büyük bir gündür, kıyamet günü gibidir. Bu günde Ramazan ayında ilahi rızayı kazananlar Allah tealadan mükafatını alır. Bu gün insanın gafil geçirebileceği bir gün değil dir. Eğer basiret gözü nüfuz edebilir ve gözlerimizin önündeki maddi hicab perdesi aralansaydı, o zaman iyilerin mükafatlarını toplamak ve sevaplarını kazanmakla meşgul olduklarını, kötüler ise müsamahakarlıklarının sonucu ile uğraştıklarını görürdük.
İmam Hasan’ın –s– dönemindeki zorluklara, sahabenin aşırı basiretsizliği, o hazretin hak yolunda yalnız kalması ve Muaviye iktidarının taciz ve eziyetleri gibi durumları örnek verebiliriz.
İmam Hasan –s– babası İmam Ali –s– şehit düştükten sonra Muaviye’nin eziyet ve tacizlerine maruz kaldı. O hazretin seyrek sayıda arkadaşı vardı ve bu yüzden bu seyrek sayıda insanlar zulüm iktidarı karşısında duramazdı, çünkü bu durumda asil İslam temelden yok olur ve sadece sapkınlık geride kalırdı.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei İmam Hasan’ın –s– mübarek yaşamının o zorlu günlerini şöyle anlatıyor: emirülmüminin Ali –s– o dönemin İslamî toplumu yüzünden şehit düştü. Daha sonra imamet sırası İmam Hasan’a geldi ve aynı şartlar yüzünden o hazret altı aydan daha fazla dayanamadı. Herkes İmamı yalnız bıraktı. Bu yüzden İmam tüm zorluklara katlandı ve şehadet meydanına ayak basmadı, çünkü kanı boşa akmış olacağını biliyordu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei açıklamasının devamında çok ilginç ve önemli bir noktaya temas ederek şöyle diyor: Bezan şehit olmak, hayatta kalmaktan daha kolaydır. Bu hakkaten böyledir. Bu noktayı mana ve hikmet ehli olanlar çok iyi anlar. Bazen hayatta kalmak ve belli bir ortamda yaşamak ve çaba harcamak, ölmek ve şehit düşmek ve hak tealaya yürümekten daha zordur ve İmam Hasan –s– bu zoru seçti.
İmam Hasan’ın –s– Muaviye ile barışı aslında Emevilerin ağır baskıları sonucu gerçekleşti. İmam Hasan –s– Muaviye’nin karşısında direnmek ve şehit düşmekle aslında her şeyin Emevilerin lehine tamamlanacağını biliyordu. Bu konuda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei önemli bir noktaya işaretle şöyle diyor:
İmam Hasan –s– döneminde muhalif bir hareket bir engel oluşturabilecek kadar gelişti. İmam Hasan’ın –s– barışı hakında bu meseleyi defalarca anlattık ve kitaplarda yazdık. Kim, hatta emirülmüminin Ali –s– da İmam Hasan’ın –s– yerinde olsaydı ve o şartlara maruz kalsaydı, İmam Hasan’ın –s– yaptığından başka bir şey yapması mümkün değildi. O büyük insanın kararı yüzde yüz mantıklıydı. İmam Hüseyin –s– bu barışta İmam Hasan’a –s– ortaktı. Aslında sadece İmam Hasan –s– barış yapmadı, İmam Hasan –s– ve İmam Hüseyin –s– birlikte bu barışı yaptı. Ancak bu barışta İmam Hasan –s– ön plandaydı ve İmam Hüseyin –s– de onun ardında duruyor ve o hazretin barış kararını savunanlardan biri oluyordu.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei o dönemin zorlu şartlarına işaret ederek şöyle devam ediyor:
Durum, yani Muaviye ile cihat mümkünatı yoktu. Yani İmam Hasan’ın –s– galip gelmesi mümkün değildi. Tüm etkenler tam ters istikamette ve İmam Hasan’ın aleyhine idi. Savaş olsaydı Muaviye galip gelecekti, çünkü propaganda sistemi onun elindeydi. Muaviye’nin İslam’da imajı, haklı gösterilemeyecek bir imaj değildi. Eğer İmam Hasan –s– barış yapmasaydı, Allah Resulü’nün –s– pak hanedanının tüm erkanları yok edilirdi ve İslam’ın asil değerlerini koruyacak kimse geride kalmayacaktı. Yani her şey yok edilirdi ve artık kimse İslam’dan söz etmezdi ve Aşura macerası da yaşanmazdı. Eğer İmam Hasan –s– Muaviye ile savaşsaydı ve bu savaşta Resulullah’ın –s– ehli beyt fertleri şehit düşseydi, İmam Hüseyin –s– de bu savaşta şehit olmalı, seçkin sahabe de şehit olmalıydı, Hücer Bin Uday da şehit olmalıydı, yani tüm herkes yok olmalıydı ve artık fırsatları değerlendirecek ve İslam’ı asil değerleri ile koruyacak kimse geride kamayacaktı. Barış kararı, İmam Hasan’ın İslam’ı bekası yolunda aldığı muazzam bir karardı.015