Ağustos 28, 2016 09:43 Europe/Istanbul

İzzettin Önder, Evrensel gazetesinde, “Sürüklenişin farkına varamıyoruz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP iktidarı iki bakımdan diğer iktidarlardan farklıdır. Bu farklılığı ilk defa yaşadığımız ve deneyimsiz olduğumuz için, ne durumu net olarak algılayabiliyoruz, ne de ileriyi görebiliyoruz. İlginç olan böylesi şaşkınlık salt toplumu değil, bizzat tüm iktidar elemanlarını da sarmış bulunmaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Günümüz iktidarının geçmiş iktidarlardan birinci önemli farkı, basit bir genelleme ile, özellikle yönetim kademesinde olan önemli bölümünün devlet geleneğinden değil, özel sektörden ya da yerel idareler gibi merkezi yönetime göre farklı kademelerden gelmiş olmalarıdır. Bu durum, kamusal yönetimde kısa dönemli özel çıkarı kamusal çıkarın önüne koyan yönetim biçiminin başat olmasına yol açmıştır. Bu özelliğin çok tipik örneğini, AKP’nin plan ve programsız kısa görüşlülüğü ile, 14 yıllık inanılamaz küresel fırsatın sonucunda, ülkeyi bir yandan inşaat sektörüne muhtaç, diğer yandan da kara para aklama cennetine çevirmesi oluşturur. Devlet yöneticiliği basiretinden uzak AKP siyaseti, deneyimli kamu kuruluşlarını da ciddiye almadan sürdürdüğü lider hakimiyeti ile dünyanın ve Ortadoğu’nun en fırtınalı döneminde anı kurtarma peşinde sürüklenmektedir.

AKP iktidarının diğer bir özelliği de, yönetim kademesinin büyük bir inatla baştan beri izlediği politika ile toplumu bölerek, bir bölümü üzerinde diğer bölümün hakimiyetine dayanan bir yönetim biçimi oluşturmasıdır. Kendilerini iktidara taşıyan FETÖ geleneğinden devralınmış bu anlayış nedeniyledir ki, son aldatıcı tavırlar dışında, AKP iktidarı daimi olarak muhalefeti dışlamıştır. Bunun anlamı, antidemokratik seçim yasası nedeniyle zaten toplumun tüm kesimlerini layıkıyla temsil yeteneğine sahip olmayan parlamento bileşiminin de önemli bölümünün dışlanmış olmasıdır. Betonlaşmış parti yönetim anlayışı altında, AKP yönetiminin kendi aralarında da asgari demokrasi kurallarına uymadıklarını düşünmek fazla yanlış olmasa gerek. Böylece devlet yönetimi bir tür aşiret idaresine, hatta bir tür büyük aile yönetimine, her şeyin lidere sorulduğu, liderin emrettiği ya da işaret ettiği tüm isteklerin her kademede sorgusuz sualsiz yerine getirildiği bir yönetim biçimine evirilmiş oldu. Öyle ki, bir sorunun dava konusu olup olamayacağı, davanın seyrinin nasıl olacağı vb. gibi, mutlak olarak yargı erkinin yetkisindeki hemen her konunun karara bağlanması da lider işaretine göre şekillenme yoluna sokuldu. AKP iktidarının son uzlaşmacı tavırları da sıkışmışlığın zorladığı politik şovdan başka bir şey olmadığından, bu siyaseti fazla ciddiye almak, örneğin böyle bir zihniyetle “demokratik anayasa”(!) hazırlanmasına yanaşmak, AKP’nin geçmişteki davranışlarına prim vermek olduğu kadar, geleceğine de destek sağlamaktır. Ortalık durulduğunda, bir gün, yüzbinler, milyonlar karşınıza dikilip hak ararlarsa ne yapacaksınız?!

…***

Arslan Tekin, Yeniçağ gazetesinde, "Açlığa mahkûm etmeyin!"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"Fethullah Gülen, ellerini havaya kaldırıp beddua ederdi. Şimdi müntesipleri (bağlıları) ona beddua ediyorlardır. Hem de nasıl? Hiç bilmedikleri, hiç tahmin etmedikleri bir vaziyetle karşılaştılar. Akıllarına gelir miydi, "feyz" aldıklarını düşündükleri biri, bir "suç örgütü"nün başıdır.Fethullah Gülen, müntesiplerini yaktığı gibi, hiç ilgisi olmayan insanları da yaktı. F. Gülen'in müntesiplerinin birine bilmeden selâm veren, yan yana oturan da "örgüt" içi görülüp ya işinden ediliyor ya gözaltına alınıyor.Zamanında "örgüt"ün açtığı mekteplerde okuyanlar da "suçlu". İstisnaları Ak Partililer. AKP'liysen, ister "örgüt başı"nın elini öpmüş ol, ister mektebinde okumuş ol; itibarlısın. Ak Partili değilsen yandın!"diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Başımıza geldi. Garabeti ortaya koymak için mecburen kendimizden örnek veriyoruz. Bahsetmiştim... İki yeğenimden biri "kahraman", biri "düşman". İlahiyat öğrencisi yeğenim, şimdi 15 Temmuz direnişinin sembolü. Bilal hastahanede ziyaret ediyor, gazeteciler Yerköy'e evlerimize kadar gidip röportajlar yapıyorlar, "Köprü'de kurşunlara meydan okuyan gazi" diye manşetler atıyorlar. Sizler de televizyon kanallarında görmüşsünüzdür. Köprü başında herkes bir tarafa savrulurken, açık renkli tişörtlü bizimki tanka doğru yürüyor. Tabiî koluna kurşunu yiyor. Hâlâ yarası iyileşmedi ve parmaklarını oynatmakta güçlük çekiyor.

Bir başka yeğenim hâkim(di). Kızı önce açığa aldılar, sonra hâkimlikten attılar. Suçu ne? "Örgüt" zamanında devletle iç içeyken  kolejlerinde okuması. 12 Eylül öncesinde babasıyla emperyalistlerin maşalarına karşı sırt sırta vermiş, nelere göğüs germiştik... Hafta içinde 200 küsur hâkim ve savcıyı işten atıyorlar, yeğenim de içlerinde... Avukatlık bile yapamayacakmış.Hadi bizimki karnını doyurur. Ya evine bakacaklar? Kaçının "örgüt" bağı olabilir ki... Üstelik bunların çoğunu işe alan da hâlen iktidarda olan Ak Parti... O zaman "işbirlikçilik"ten Ak Parti'ye de kilit vurmak gerekmez mi?!Ya  Bekir... Adalet Bakanı. F. Gülen'e vıcık vıcık övgüde sınır tanımıyordu.Bekir'i de bakanlıktan atın!Bunları kimseyi suçlamak, zan altında bırakmak için yazmıyorum. "Örgüt" açığa çıkmadan önceki yol kesişmelerini "suç" sayamazsınız.

...***

Ahmet Ünlü, Yenişafak gazetesinde, " Memur güvencesi çok mu fazla?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"657 sayılı Kanun'un Memurluğun Sona Ermesi başlıklı 98'inci maddesinde memurluğun hangi hallerde sona ereceği açıkça belirtilmiştir. Bu hallerin dışında memurluğun sona erdirilmesi mümkün değildir.Uygulamaya bakıldığında yargı denetimiyle birlikte memuriyetten çıkarmanın oldukça zor olduğu görülecektir. Devlet memurluğundan çıkarma 657 sayılı Kanun'un 125'inci maddesi arasında yer alan disiplin cezalarından birisidir. Bu cezanın uygulanması oldukça sıkı kurallara bağlanmıştır. Yani herhangi bir amir disiplin cezası işlediği için bir memurun memuriyetini sona erdirme yetkisine sahip değildir."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***Devlet memurluğundan çıkarma cezası amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun yüksek disiplin kurulu kararı ile verilebilmektedir. Ayrıca, hakkında disiplin soruşturması yürütülen devlet memurunun üyesi olduğu sendikanın temsilcisi de bu maddede belirtilen disiplin ve yüksek disiplin kurullarında yer almaktadır.667 sayılı KHK ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulu'nca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen kamu personelinin görevleri sonlandırılabilmektedir. Olağanüstü hal döneminde bu yöntem uygulanabilir ancak, olağan dönemlerde bu yöntemin sürdürülmesi oldukça zordur. Aşırı güvence ile aşırı güvencesizlik sistemi arasındaki uçurum ciddi bir tedirginlik oluşturmuştur. Dolayısıyla güvencenin bir denge içerisinde tutulması oldukça önemlidir. Aksi takdirde amirlerin iki dudağı arasında çalışmak zorunda kalınır ki bu durum yalaka bir kesim oluşturur.Memur güvencesinin zirvesi ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıdır. Kamu kurumlarının bu konuda ciddi sıkıntılar içerisine girdiğini belirtmemiz gerekir. Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde karar verilen kişilerin memuriyetlerine hiçbir şey olmamaktadır. Ancak, ilgililer hakkında disiplin yönünden işlem yapılabilmektedir. Şayet ilgililer hakkında disiplin zamanaşımı dolmuşsa o takdirde yapılacak bir şey yoktur.Bazen çok büyük suçlar işleyen memurlar, aşırı iş güvencesi nedeniyle kamu düzenini adeta bozmaya zorlanmaktadır. Bazı kurumlarda adeta kurumun delisi haline gelmiş kişiler dahi oluşmuştur. Hatta zaman zaman almayı unuttuğu ilaçlar nedeniyle ortalığı bir birine katan birçok memur re'sen emekliye dahi sevk edilememektedir. Adeta kamu kurumları bu tür personellere katlanmak zorunda bırakılmıştır.657 sayılı Kanun kapsamında görev yapan hiçbir memurun iş yapmadığı için ya da beceriksiz olduğu için görevine son verildiği vaki değildir. En kötü ihtimalle bu tür memurlara hiçbir iş verilmez. Hatta öyle bir noktaya gelinmiştir ki, hiçbir amir bu tür memurlara iş vermek dahi istememektedir. Çünkü, verilen işin peşinde koşmak gerekir, zamanında ve istenilen kalitede de bitirilmez. Nihayetinde amir bu tür personele iş vermekten illallah eder ve işi kendisi yapmaya karar verir ama bu personele hiçbir şey yapılamaz. Çünkü, 657 sayılı Kanun'un disiplin cezalarını düzenleyen 125'inci maddesinde beceriksizlik ya da niteliksiz iş yapmanın hiçbir yaptırımı yoktur.Sonuç olarak, 788 sayılı Memurin Kanunu ile 657 sayılı Kanun'un geçirdiği merhale incelenirse aşırı güvenceden hiç güvencenin olmadığı dönemlerin yaşandığı görülecektir. Yani yeni olan ve tartışılmayan hiçbir durum yoktur, sadece geçmiş arşiv bilgilerinin karıştırılması yeterli olacaktır.