Ağustos 31, 2016 09:33 Europe/Istanbul

Fatih Polat, Evrensel gazetesinde, "Özgür Gündem’den sonra, Özgür Gün TV"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Özgür Gündem’den sonra, Özgür Gün Tv’nin yayını da kesildi. 29 Ağustos’u, 30 Ağustos’a bağlayan gece TÜRKSAT üzerinden yayın yapan Özgür Gün TV’nin yayını sözleşmeli olduğu hizmet sağlayıcı platform tarafından kesildi. Diyarbakır merkezli yayın yapan Özgür Gün TV Yönetim Kurulu Üyesi Barış Barıştıran, platform yetkilileri ile şu ana kadar herhangi bir sorun yaşamadıklarının bilgisini verdi ve kararı da basın özgürlüğüne bir darbe olarak değerlendirdi. Barıştıran, “Televizyonumuzun kapatılmasının temel sebebinin RTÜK’ün uyguladığı baskı olduğunu düşünüyoruz. Platformdan bu konuda bize ciddi bir gerekçenin sunulmaması ve izahat yapılmamasının nedeni RTÜK’ün platforma uyguladığı baskıdır.” dedi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Özgür Gün TV’yi izleyenler bilir, Diyarbakır merkezli yayın yapan, ancak ulusal ölçekli bir televizyonun kalitesi düzeyinde profesyonel bir yayıncılık sunan bir televizyondur. 

Özgür Gün TV, benim açımdan izlemenin yanı sıra defalarca da konuğu olduğum bir televizyon. Son olarak, 2016 yılının şubat ayının başında başlayan ve mart ayının sonuna kadar devam eden, Türkiye’nin batısındaki gazetecilerin çatışmalı bölgelerde zor koşullarda görevlerini icra etmek zorunda kalan ve mesleğin ağır yükünü de omuzlarında taşıyan gazetecilerle dayanışmak için başlatmış olduğu Haber Nöbeti dönemi boyunca bize ekranlarını sonuna kadar açan bir televizyon. 1’er haftalık dönemler halinde 8 hafta süren Haber Nöbeti sürecinde, her nöbet ekibi Özgür Gün TV’de program yaptı. Program konukluğu dışında, sunuculuğu da bizlere bırakıldı. Hem Haber Nöbeti’nin bir dayanışma çalışması olarak neyi amaçladığını konuştuk, hem de bölgede görev yapan meslektaşlarımızın yaşadıklarına ve çatışmalı bölgelerde olup bitenlere dair gözlemlerimizi aktardık. Haber Nöbeti’nin bir amacı da meslektaşlarımız ile dayanışmaya ek olarak, çatışmalı bölgelerden Türkiye’nin batısına ve tüm dünyaya haber akışının önüne konulan karartmayı biraz olsun kırmaktı. Bu açıdan 8 hafta süren o programlar boyunca Özgür Gün TV ile el ele, omuz omuza bir çalışma yürütmüş olduk. Keyifliydi, gurur vericiydi.

Şimdi Özgür Gün TV, aynı Özgür Gündem gibi, sadece bir basın özgürlüğü sorunu olarak değil, onunla birlikte, aslında daha çok, iktidarın Kürt sorununa dair belirlediği zora dayalı ‘bertaraf etme’ politikasının bir devamı olarak sansürle yüz yüze.

Devletin Kürt hareketine yönelik olarak son 30 yıl içinde sınır ötesinde yürüttüğü operasyonların tarihine baktığınızda, onunla eş güdümlü olarak ve operasyon öncesinden itibaren Kürt basınının ağır baskı altına alınması ve yasal Kürt muhalefetinin de kuşatma altında tutulması gibi bir sürecin işletildiği görülecektir.

...***

Akif Beki, Hürriyet gazetesinde " Seçim süresiyle oynanmalı mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"AK Parti'nin genel seçim dönemini 4 yıldan tekrar 5 yıla çıkarmayı teklif ettiği söyleniyor. Mini anayasa paketiyle ilgili üç partinin çalışması madem sona yaklaşıyor, bunu adam akıllı konuşalım. Ketum davranıldığı için, masada neler olduğunu tam bilmiyoruz. Seçim süresiyle oynama teklifi doğruysa CHP ve MHP buna nasıl bakıyor, onu da bilmiyoruz. Ama bugün itibariyle görüşlerini olgunlaştırdıklarını varsayıyoruz. Açıklarlarsa daha sağlıklı bir tartışma imkânı bulabiliriz. 2019’da Türkiye’yi üç seçim bekliyor. Cumhurbaşkanlığı, yerel ve genel seçim tarihleri aynı yıl çakışacak."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Gerçi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, milletvekili seçimlerini 4 yıla indirmekten pişmanlık duyduğuna dair beyanları var. 4 yılı, bir hükümetin hizmet dönemi için kısa buluyor. AK Parti’nin teklifi, üç seçimi bir arada yapmama isteğinden de kaynaklanıyor olabilir. Çünkü yerel seçimlerin bir yıl öne çekilmesi, genel seçimlerinse 2019’un bir yıl sonrasına bırakılması da teklife dahilmiş. Eğer temel kaygı buysa keşke seçim süresi uzatılmadan bir kereye mahsus bunu yapmanın yolları bulunsa. Üç seçimi ayrı yıllara dağıtmaya bir itirazım yok. Partiler anlaşırsa olabilir. Ama seçim süresiyle oynamak iyi fikir gibi gelmiyor bana. Nedeni de daha önce süreyi 4 yıla düşürmelerinin nedeni neydiyse o. Türkiye, yorucu erken seçim tartışmalarına geri dönmemeli. 5 yıl, hükümetler için daha tatminkâr bir hizmet dönemi sunuyor. İstikrar açısından da önemli. Ancak süre 5 yılken bile 5’e tamamlanabilmiş kaç seçim dönemi var siyasi tarihimizde? Adını 5 yıl koyup yıpratıcı tartışmaların ardından erken seçime gitmektense 4 yıl deyip o gerilimleri hiç çekmemek daha mantıklı değil mi? Bir an önce iktidarları tekrar seçime zorlamak da siyasetimizin hücrelerine kadar nüfuz etmiş bir alışkanlık. Erdoğan, vatana ihanet saydığı için erken seçim baskılarına hep direndi, zamanında seçimde ısrar etti, doğru... Fakat erken seçim zorlamaları, bir daha bahsi açılmamak üzere bitti demek değil. Kamuoyuna bir tartışma ve hazım süresi tanınmadan aceleye getirilmez umarım.

...***

Şakir Tarım, Milli gazetede, " İsrail’le anlaşma ve kudüs tuzağı"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hükümetin 28 Haziran’da İsrail’le yaptığı tartışmalı anlaşma, 19 Ağustos gecesi TBMM de onaylandı. Milletvekillerinin yüzde 60’ının oylamaya katılmayışı düşündürücü. Oturuma 228 milletvekili katıldı; 209 evet; 16 hayır; 1 de çekimser oy kullanıldı. Çok önemli bir anlaşma oylanırken katılımın bu kadar düşük olması ve oylamanın “gece”ye kalmasının sebebi ne ola ki. Yapılan anlaşmanın amacı İsrail’le ilişkilerin “yumuşaması”, “normalleşmesi”ydi. Fakat o da ne İsrail daha 2 gün geçmeden Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Hanun bölgesine bomba yağdırdı. Filistinlilere gözdağı verdi. İsrail, Filistinlilerin evlerini yıkıyor; arazilerini gasp ediyor; fesat çıkarıyordu."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Anlaşma, İsrail’in Kudüs üzerinde ciddi hesapları olduğunu ortaya koydu. Dışişleri Bakanlığı’nın sitesinde İsrail’in künyesi tanıtılırken başkent kısmı boş bırakılmış. Anlaşmanın sonunda da “Ankara ve Kudüs… Her biri eşit derecede geçerli olmak üzere…” ifadelerine yer verilmiş. Resmi bir anlaşmada Tel Aviv yerine Kudüs kullanılmasıyla İsrail’in başkenti Kudüs olarak tanınmış oldu. Yine, sitede Türkiye’nin İsrail’i ilk tanıyan ülke olduğundan övgüyle söz edilmiş.

Dış politika karşılıklı çıkarlar üzerinde yürür. Anlaşma metnine bakıldığında, tek taraflı olarak İsrail’in elini güçlendirmenin amaçlandığı görülüyor. Türkiye’nin İsrail’le anlaşma yapması İslam ülkeleri arasında soğukluk oluşturdu. Bu da bölgenin problemlerinin çözümünü zorlaştıracaktır.

Kan ve gözyaşını sona erdirmeyen, Kudüs’ü emniyet altına almayan, Filistin’in haklarını korumayan, İsrail’in genişlemesine hizmet eden barış  ancak boş bir uğraştır.

Kudüs Müslümanların ilk kıblesidir. Oradaki Mescid-i Aksa İslam’ın kutsal saydığı 3 önemli ibadet yerinden biridir. Kur’an-ı Kerim’de Mescid-i Haram’la Mescid-i Aksa yan yana zikredilmiştir. Kudüs, Miraç şehri; Peygamberlik ve bereket diyarıdır.

Bu özellikleri ile Kudüs Müslüman ümmetin ortak davası; Mescid-i Aksa da ortak değeridir. Kudüs Milli Görüşçülerin hiç gündeminden düşmedi. 1980’de zamanın Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen Kudüs’ün başkent yapılması için İsrail’le gizli görüşmeler yaptığı gerekçesiyle Milli Görüş’ün partisi MSP tarafından gensoru ile düşürüldü.  Erkmen, gensoru sırasında kendi partisinin milletvekillerinden bile tam destek alamadı. Bundan 36 yıl sonra AKP Hükümeti’nin marifeti olan İsrail’le anlaşma oylanırken de AKP milletvekillerinin yeterli destek vermemeleri bu anlaşmayı şaibeli hale getirmiştir.

İsrail’le anlaşma yapmak yadırganan bir konudur. 

İsrail, Mescid-i Aksa’nın yıkımını gerçekleştirmek ve bunu dünyaya ilan etmek için uygun zaman kollamaktadır. Dünya hareketli günler geçirmektedir. Diplomatik trafik yoğunlaşmıştır. Darbede başarılı olamayan Batılılar yeni planlar peşindedir. Türkiye attığı her adımda çok dikkatli olmak zorundadır. ABD’nin gülen yüzüne, alttan alan sözlerine, sonuca etki etmeyecek özür dilemelerine aldanmamalıdır. Dikkat ederseniz, Batılılar inançları etrafında kümelenmişlerdir.Aynı inanç ve tarihi beraberliğimiz olan İslam ülkeleriyle birlik oluşturmakta gecikmemeliyiz.