Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Ekonominin yumuşak karnı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonominin iki önemli yumuşak karnı var... Birisi yüksek kırılganlık... Diğeri potansiyel olarak döviz ihtiyacı.2008-2009 dünya finansal krizinden sonra, dünyada kırılganlık arttı. Ne yazık ki bizde daha çok arttı. 2009 yılından beri dünyanın en kırılgan beş ekonomisinden biriyiz. Kırılganlığın yüksek olması nedeniyle piyasaya spekülasyon hâkim oldu. İstikrar önlemleri dikiş tutmuyor.Kırılganlığın ne kadar yüksek olduğunu, finansal yatırım araçlarının aydan aya ve yıldan yıla yüksek oranda değişen reel getiri oranları çok net ortaya koymaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mevduat sürekli eksi faiz veriyor. Para cep yakıyor. Tasarruf sahibi parasını korumak için gayrimenkule yöneldi. İnşaat sektörü kullandığı girdi ve iş gücü olarak ekonomide büyümeyi destekler ve canlı tutar ve fakat inşaat bittikten sonra gayrimenkul ölü yatırıma dönüşür. Kira gelirleri büyümeyi etkiler, ne var ki kışlık yazlık olmak üzere birden çok evi kullananlar açısından millî gelire katkı söz konusu değildir.
Sermaye piyasası, dünyada da kırılgandır. Bizde ise enflasyondan sonra BİST 100 endeksi 2013 yılında yüzde 43.45 oranında reel getiri sağlarken, ertesi yıl 2014 yılında yüzde 25.64 oranında reel kayıp getirdi. İkisi arasında reel olarak 69 puan fark var. (Aşağıdaki tablo.) Üstelik emme basma tulumba gibi reel kayıp ve kazançlar birbirini kovalıyor. Bu sene Orta Doğu, Suriye ve terör sorunundan sonra reel kayıpların ve kırılganlığın daha da artacağını söyleyebiliriz
Dolar kuru, 2010 ekim ayında 1.40 idi. 2015 ekiminde 3.06'ya kadar çıktı. Bir ekonomide dolar kuru 5 yılda yüzde 120 oranında artarsa, o ekonomide kimse yatırım yapamaz, istikrar dikiş tutmaz.
Tabloda, 2012 başında bir finansal yatırım aracına 100 lira yatıranın
beş yıl sonra 2016 yılı ocak ayında, satın alma gücü olarak (Reel olarak) elinde ne kadar para kaldığı hesaplanmıştır.
Enflasyondan sonra reel olarak, mevduat faizine para yatıranın 100 lirası, beş yıl sonra 88.77 liraya gerilemiştir. Borsaya para yatıranın parası ise 78.42 liraya gerilemiştir. Borsada yalnızca komisyon alan aracılar kazanmış, tasarruf sahibi kaybetmiştir. En yüksek reel getiriyi dolar sağlamış, dolara 100 lira yatıranın parası, 142 lira olmuştur.
Döviz sorununa gelince... Bugün için idare ediyoruz. Ancak cari açık azalsa da devam ediyor. 410 milyar dolar dış borcu çevirmek giderek zorlaşıyor. Turizm geliri azalıyor. Yabancı sermaye çıkıyor. Döviz rezervlerimiz azalıyor. Türkiye net dış borç ödeyen bir konuma geçtiğinde, dolarizasyon da olsa, ister istemez döviz sorunu yaşayacağız.
…***
Enver Sezgin, Taraf gazetesinde, “Yeni Anayasa Platformu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“1 Kasım Genel Seçim sonrası “Yeni Anayasa” meselesi ülkenin gündemlerinden biri oldu. Oysa aylardır, Türkiye’nin bir bölgesinde kanlı çatışmalar sürüp gidiyor. Yüzbinlerce insan abluka, top atışları ve sokaklarda kazılan hendeklerin arasına sıkışmış durumdadırlar. Yıkıcı bir savaşın içinde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Cizre, Sur veya Nusaybin ilçelerinden her gün ölüm haberleri alıyoruz.Böyle bir ortamda anayasa gibi çok önemli bir konuda sağlıklı bir çalışma yürütülebilir mi? Bu sorulara farklı yanıtlar verebiliriz. Ama işte parlamentoda temsil edilen her dört partinin üye verdiği “Anayasa Uzlaşma Komisyonu” ikinci toplantısını yaptı bile. Demek oluyor ki anayasa çalışmaları bir biçimde yeniden başlamış oldu.Türkiye’nin kadim meselelerinden biridir anayasa meselesi. Türkiye, yıllardır kendi toplum sözleşmesini ve bu sözleşme üzerine kuracağı anayasasını arıyor. Özellikle 2010 Anayasa Referandumu’ndan sonra “Yeni Anayasa” tartışmaları iyice hızlandı. İşte o günlerde bir grup insan bu tartışmalara dâhil olmak ve sürece olumlu bir katkı yapmak için biraraya gelerek Yeni Anayasa Platformu (YAP)’ı kurdu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
YAP, “yeni anayasanın” toplumun istekleri ve ihtiyaçları esas alınarak hazırlanması gerektiğine inanan kişilerden oluşan sivil bir girişimdir.
Yeni Anayasa Platformu, ilk günden beri, yeni anayasa sürecinde toplumun merkezde yer almasını sağlamak için çalıştı. Bu amaçla oluşum sürecine tüm toplumu katabilmek için anayasa toplantıları düzenlemeye karar verdi.
Bu yaklaşımdan hareket edilerek, Türkiye’nin yirmi iki ilinde otuz iki toplantı gerçekleştirildi. Yeni Anayasa için halk toplantıları yoluyla “Türkiye insanının nasıl bir siyasal yapı istediği, nasıl bir toplumsal yaşam arzuladığı nasıl bir devlet özlediği, özgürlüklere ve haklara nasıl baktığı, farklı olanlarla birlikte yaşama konusunda neler düşündüğü gibi konularda toplumun her bileşeninden, her katmanından, her çevresinden görüşler derlenecekti.” Böyle de oldu.
İstanbul, İzmir, Diyarbakır, Antalya, Erzurum gibi büyük kentlerde toplantılar gerçekleştirdik. Batman, Bolu, Düzce, Edirne ve Kars gibi önemli yerleşim birimlerine uğradık. Çanakkale’nin dağ köylerini de ziyaret ettik. Kahve sohbetleri düzenledik. Esenyurt ilçesinde ve Taksim Meydanı’nda talep çadırları kurduk. İnternet üzerinden çok sayıda görüş derledik.
Tüm bu toplantılarda, farklı kimliklere, farklı inançlara, değişik toplumsal kategorilere sahip bireylerle anayasayı konuştuk. İnsanların, birlikte yaşama iradesine tanıklık ettik. Toplumun sağduyusunu gördük. Halkın, demokrasi, katılım, yerinden yönetim taleplerini dinledik. Kendilerine “Anayasa” sorulmasından duyduğu memnuniyeti gözledik.
Değişik kanallarla dile getirilen talepler kayıt altına alındı. Bunlar büyük bir titizlikle tasnif edildi.
Bu toplantılardan çıkan sonuçlar yaşamın her alanından gelen insanlardan oluşan Anayasa Çalışma Grubu (AÇG)’ye iletildi. AÇG ise, ülke ve dünya gerçekliklerini dikkate alarak, evrensel değerleri de hesaba katarak yeni anayasanın “Genel Esaslarının” ne olması gerektiğine dair raporlar hazırladı. Bu raporlar siyasi partilere ve hükümete sunulduğu gibi, bir basın toplantısı ile de kamuoyuyla paylaşıldı.
Öte yandan bu çalışma ve bu çalışmadan çıkan sonuçlar Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyeleri ile de paylaşıldı.
Yaklaşık iki yıl süren bu uğraş ortak çalışmanın ürünüdür. Gerisinde ise Yeni Anayasa Platformu ve Anayasa Çalışma Grubu’nun tüm üyelerinin emeği vardır. Yeni Anayasayı sıkça konuşacağımız önümüzdeki günlerde, aylarca süren bu çabanın özeti olan sözkonusu çalışmanın başvurulması gereken bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
…***
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Kahramanlık siyaseti!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Davutoğlu, haykırıyor ama dinleyen yok. PYD lideri Salih Müslim ‘geri çekilmeyeceğiz’ diyor. ABD ve Fransa, Türkiye’ye ‘sen oraya karışma, top atışını durdur’ diyor. Türkiye ise PYD hedeflerini obüslerle vurduğunu açıklıyor. Kendi ülkesinde Cizre, Silopi ve Sur başta olmak üzere birçok ilçeye giremeyen Türk güvenlik güçlerini, Suriye’ye sokmak için çırpınmak gaflet ötesi bir ihanet olsa gerek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
NATO’nun iki önemli ülkesi ABD ve Fransa, “Azez’i bombalamayı bırak” diyerek olası bir savaşta Türkiye’nin yanında yer almayacaklarını açıklıyor. Son olaylara kadar bir “ordusu bulunduğundan bile dünyanın haberdar olmadığı!” Suudi Arabistan, Ortadoğu’da gırtlağına kadar pisliğe batmış Türkiye’nin “imdadına gelen tek güç!” oldu.
ABD ile İngiltere ile Fransa ile Suriye’ye kara harekâtı yapmak için yıllarca batıya yalvaran Türkiye, kala kala silah kullanmaktan aciz tecrübesiz Suudi askerlerinin himmetine muhtaç hale geldi.
Daha doğrusu Türk ordusu, böylesine aciz bir fotoğrafın içine sokuldu.
Ortadoğu’da bırakın devletleri, PYD lideri Salih Müslim’in bile “Ey Türkiye seni takmıyoruz” diyerek kafa tutma noktasına geldiği bir coğrafyada ‘sonu belli’ bir kaosa doğru gidiyoruz.
Anadolu topraklarının bin yıldan beri karşılaştığı en büyük ihanet, entrika, kaos sürecinin taşları döşeniyor. Kendilerini kurtarmak için ülkeyi yakmanın gayreti içine girenlerin, hazırladığı ‘kirli senaryo’ sayfa sayfa uygulamaya konuluyor.