Eylül 04, 2016 07:57 Europe/Istanbul

Orhan Bursalı, Cumhuriyet gazetesinde, "Milli birliğin şifreleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Cumhurbaşkanı’nın “milli birlik” derken “herkes, tüm muhalefet, Beştepe etrafında toplanacak, tek başına aldığı tüm kararları kabul edecek; müzakere-ortak karar yok, beni desteklemek var” anlayışında olduğu çabuk ortaya çıktı. Uymazsan, kabul etmezsen,eleştirirsen, “Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda yargı toplantısı olmaz” ve biçimindeki ve keyfi ve ilgisiz tutuklamalara itirazlar edersen,“birlik beraberliği bozuyorsun” propagandası da arkadan sökün ediyor. Bakıyorum da bazı yazarlar “Evet, Kılıçdaroğlu sen haklısın, ama ne olur beraberliği bozup köprüleri atma” yazıyorlar. Yani iktidardır ne yaparsa haklıdır!“İktidara ilan ettiğin birliği sen bozuyorsun diyemem, ama sana diyorum... Adam otoriter, sen ona uyma!” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:...***

Böylece, darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı’ndan tutun Başbakan, bakanlar ve parti ileri gelenlerine kadar, hepsinin dilinden eksik olmayan, “artık hiçbir şey 15 Temmuz’dan önceki gibi olmayacak” sözleri, muhalefetle işbirliği işaretleri, ülkenin darbe girişiminden sonra artık yeni bir politika izleneceği gibi, keskin kamplaşma politikasının bir kenara itileceği gibi ortalığa serpilen varsayımlar, iki üç pratikle berhava oldu.

Cumhurbaşkanı ne demişti hemen darbe girişiminden sonra, mealen, gönülden AKP’ye bağlıyım ama anayasal konumumu kabul ediyorum... Cumhurbaşkanı, ruhen de icrada da anayasaya bağlı olmadığını en temel konularda sık sık sergilemekten kaçınmıyor. Anayasanın ruhu kuvvetler ayrılığını barındırırken Cumhurbaşkanı bizzat net dile getirdiği “kuvvetlerin uyumu” düşüncesinin insanıdır. Bu düşünceyi, fiiliyatta da hiç terk etmemiştir.Yasama zaten fiili olarak ona bağlı... Hükümete bile değil. Anayasal düzenin en temel diğer direği olan yargı da resmen kendisine bağlı gözüküyor. Geride ne kaldı, diğer ana kurum ve kuvvetler, TSK, MİT de ona bağlı... Ülkenin iç güvenliğinden bir numaralı sorumlu emniyetin, vali, kaymakam vb’nin üst kurumu İçişleri Bakanlığı da ona bağlı.Başbakan’ı çağırdı ve İçişleri Bakanı’nın istifası açıklandı. Bunu bizzat resmi bir gösteri olarak yapıyor üstelik. Şekle bağlı kalayım diye bir şey yok. Başbakan’a ertesi günkü toplantıda da söyleyebilirdi. Hayır, istifayı Beştepe’nin istediği, Kabine’nin tamamen kendisine bağlı olduğunu vurgulayan bir işlemle. Resmen, başkanlık sisteminin de çok ötesinde tek adam rejimi yürürlükte. Zaten Başbakan bunu peşinen kabul ettiğini de açıklıyor. Bir sorun yok. Cumhurbaşkanı, burası milletin evi, tabii ki herkes burada toplanabilir, diyerek, ne hukuki ne yasal, ne şekli karşılığı olan bir oldubitti yaratıyor. Milletin evi ise Meclis kimin evi? Dün bir yazar arkadaşımız belirtti: Sıra Meclis’in Beştepe’de toplantısına geldi! Bir sakıncası yok... Çünkü fiili durum neyse, bari onu yaşayalım. MHP lideri gider de, Kılıçdaroğlu büyük bir uyumsuzluk gösterirse, artık kendi bileceği bir iş!FETÖ’yü temizleme mücadelesi adı altında, ne varsa, devlette ve kurumlarında, hiçbir suç isnadı olmadan, laf cambazlıklarıyla atılıyor. Bu kadar toptan “temizlikte” önemli bir, işinde gücünde kesimin de fırsat bu fırsat atıldığına dair hem işaretler var hem de ciddi kuşkular. Şunu desinler: Kardeşim bunların hepsini biz yerleştirdik devlet ve kurumlarına, FETÖ’cü olduklarını bile bile. Listeleri elimizde, şimdi de atıyoruz. FETÖ’cü olmadıkları bilinen, ama gazetelerinde üç beş yazı yazdı diye, insanları tutukluyorlar.  Silivri mahkemelerini, yargıçlarını, savcılarını daha yeni yaşadık. Bir karbon kopyası uygulamada.Demiştim ki: Erdoğan’ın önünde bir kapı aralandı, bu kapıdan nereye bakıyor... Dün nereye bakıyorduysa, diyeceğiz.

…***

Ahmet Kepekçi, Yeni Mesaj gazetesinde, " Cerablus bir tuzak mıdır?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Hükümet darbe girişimi sonrası ABD ve batılı devletlere karşı Rusya kartını oynamak istedi.  Ancak çok kısa süre içerisinde yeniden Amerika'yla ortak hareket ile operasyona girişti. Rusya Türkiye'nin bu girişiminden rahatsız olduğunu açıkladı. Bir taraftan Rusya ve İran ile ittifak halinde, Suriye'ye barış getireceğiz derken, daha üzerinden fazla bir zaman geçmeden yeniden, bölgeyi karıştıran Amerika ile birlik olundu. Bu operasyon Rusya ile diplomatik yakınlaşma gerekçesine aykırıdır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Daha Cerablus’a Türk askerinin gönderildiği ilk günlerde, “bir yaralımız bile yok” diye açıklama yaparlarken, niyetleri belli olmuştu. Her zamanki gibi yine algı yönetimi yapıyorlardı. Şu tezada bakar mısınız, bir taraftan Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz diyecekler, diğer taraftan Cerablus’a ABD ile birlikte plan yapılarak, resmi Şam yönetimine muhalif güçlerle ortak hareket edeceksiniz. Zaten Suriye’yi ABD karıştırmadı mı? ÖSO, devletine karşı elinde silah olan bir güç değil mi?

Devleti idare eden iradenin yapması gereken, dost ve düşman ülke ayrımını yapabilmesidir. Ülkeler kendi politikalarını kırmızıçizgilerini uzun yıllar içerisinde oluştururlar.  Buradaki temel konu, ülkelerin diğer ülkelerle ilişki kurarken, kendi toprakları üzerinde gözü olmadığını bilmesidir. Sağır sultan tarafından bile bilinmektedir ki, ülkemiz toprakları üzerinde ABD ve İsrail’in gözü vardır.

Amerika ve İsrail'in uzun yıllara yayılmış stratejisi, bu topraklarda büyük İsrail devletinin kurulmasına yöneliktir, Amerika stratejik hedefinden vazgeçmeyecektir. Bu konuda devlet aklıyla ülkenin kırmızıçizgileri ile ve yaşanan tecrübeler ile hareket edilmesi gerekir.

ABD'de Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayı Trump, "Obama, IŞİD'in kurucusudur" Clinton da "kurucu ortak" açıklamasını yaptı. Aynı zamanda ABD’nin diğer radikal İslami gruplarla, PYD ile YPG ile bağlantıları da bilinmektedir. Dolayısıyla buna rağmen ABD ile ortak operasyon ABD hedeflerine çanak tutmak demektir.

Bugüne kadar yurt dışındaki sıcak çatışmaların dışında kalan ülkemiz, nasıl oldu da ikna edildi bu önemli bir sorudur. ABD’nin ülkemize karşı tavrı ve bölge üzerindeki planları belli iken, yapılan bu girişimin intihardan farkı yoktur. Burada esas olan Türkiye'nin kendi milli menfaatleri doğrultusunda hareket etmesidir; milli menfaatlerimiz ise komşularıyla iyi ilişkileri gerektirir, kendi milli politikasını ortaya koymasını gerektir. Dış politikadaki yap-boz tahtası uygulamaları da ülkemizi iyiden iyiye yalnızlaştıracaktır. 

...***

Akif Beki, Hürriyet gazetesinde, " AK Parti'de özeleştiri kanalları açılıyor"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" BAŞBAKAN Binali Yıldırım'ın eski bakanlarla buluşmasında neler konuşuldu? Medyanın, Çankaya Köşkü’ndeki yemeğe ilgisizliği sürüyor. Ne bir arka plan, ne bir kulis haberi çıktı. Hani küskünler deniyordu, hepsini aynı masanın etrafında topladı, söyleyeceklerini dinledi Başbakan... Heyecan verici hikâyeydi, birden haber değerini kaybetti her nasılsa. Eskiden olsa altı üstüne getirilir, birine bin katılırdı. Şimdi merak eden, kurcalayan bile yok. Sadece Karar gazetesinden Elif Çakır’la Hürriyet’ten Abdulkadir Selvi içeriden bir­iki detay yazdılar, onunla kaldı. Eksik bıraktıklarını tamamlamamak olmaz. Buyurun heybede neler birikti bakalım. Artık dışarıda konuşmayacak eskiler. Her ne eleştirileri varsa parti içinde seslendirecekler."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Toplantının en önemli sonucu bu. Başbakan parti içi diyalog kanallarını açıyor.İkinci önemli bilgi ise Bülent Arınç, Hüseyin Çelik gibi isimlerin dışlayıcı tutumlardan ve trol saldırıları karşısında yalnız bırakılmaktan şikâyet etmesi. Kendilerine parti ve hükümet yetkilileri tarafından sahip çıkılmamasından yakınıyorlar. Ve bu yakınmaları dikkatle not ediliyor. Yalnız kulağıma şu da geldi; zor zamanlarında yanlarında duran, onlar için çaba gösteren Cemil Çiçek kendisine ismen teşekkür edilmesini beklemiş. Olmayınca da kırılmış ama orada dile getirmemiş, sonra çevresine anlatmış kırgınlığını. İlk sözü Nimet Baş almış ve konuşması çok beğenilmiş. Toplantının gergin havasını baştan dağıtmış, kravatların gevşemesine vesile olmuş. En etkili konuşmayı da Sait Yazıcıoğlu yapmış. FETÖ’yle mücadelenin tüm cemaatleri hedef almaması gerektiğini söylemiş. Ayrıca, 17­25 Aralık’ta koltuklarını kaybeden 4 eski bakandan üçü serzenişlerde bulunmuş. Yalnız bırakıldıklarını ama 15 Temmuz darbe girişiminin kumpas iddialarını haklı çıkardığını belirtmişler. İçlerinden sadece Erdoğan Bayraktar dinlemede kalıp lafa girmemiş hiç. *** Eski bakanlarla yemeğin fotoğrafı gazetelerde hak ettiği yeri bulmamıştı. Toplantının içeriğinin de peşine düşmedi genelde medya. Yadırgamakla kalmayıp açığı kapatmak istedim.

­ CHP’li Gürsel Tekin diyor ki: “İki takvim var yerel seçim için. Bir 2017 Kasım düşünülüyor. İkincisi 2018 Mart. Buna eyvallah hiçbir sorun yok. CHP buna hazır...” Ben de diyorum ki siyasiler seçimden bahsetmeye başladı mı sinirlerinizi hazırlayın. Seçim gerilimi kapıda demektir. İster erken ister vaktinde olsun, seçim spekülasyonları siyasetin seçim havasına girdiğini gösterir. Bunca stresin üstüne Allah cümlemize kolaylık versin.

Erdoğan’la Başbakan Yıldırım, FETÖ soruşturmalarında yaşın yanında kurunun da yanmamasına yönelik duyarlılık çağrıları yapmıştı. Özellikle gazeteciler konusunda hassas filtrelere ihtiyaç olduğu açık.