Eylül 05, 2016 08:37 Europe/Istanbul
  • Türkiye'den köşe yazarları

Güray Öz, Cumhuriyet gazetesinde, "OHAL Yön Değiştirirken"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Gülen Cemaat’inin kanlı darbe girişimi sonrası ilan edilen Olağanüstü Hal’in yön değiştirdiği izlenimi güçleniyor. Gerek görevden uzaklaştırmaların devasa boyutlara ulaşması, gerekse darbecilerle herhangi bir ilişkisinin olması düşünülemeyecek kişilerin işlerinden edilmesi bu izlenimi güçlendirdi. Ayrıca son kanun hükmünde kararname ile Gülen Cemaati ile isimlerinin yan yana gelmesi imkânsız çok sayıda akademisyenin daha önce bir bildiriyi imzaladıkları için fakültelerindeki görevlerine son verilmesi de bu kanıyı güçlendirdi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Bir başka olumsuz gelişme ise gazetecilere yönelen gözaltılar, tutuklamalardır. Daha önce Radikal gazetesinde köşe yazıları yazmış, Özgür Gündem gazetesinde de sembolik yayın kurulu üyeliği yapmış yazar Aslı Erdoğan’ın tutuklanmasını yine Radikal gazetesinde dil bilim üzerine yazılar yazmış, alanında uzman bir yazarın Necmiye Alpay’ın tutuklanması izledi. Benim ve daha pek çok kişinin yazım hatalarını, Türkçesini düzeltmiş, hayatını barış mücadelesine adamış arkadaşımıza“terör örgütü üyeliği” suçlamasının yöneltilmesinin anlamsızlığını herkes bilir. Tutuklu gazeteci sayısının yüzü aşması, devam edeceği yönündeki belirtiler, OHAL’in darbecilerle mücadele amacını çoktan aştığını ve siyasi iktidarın gündemine aldığı başka hedefler için kullanıldığını gösteriyor. Bir başka olumsuz gelişme ise gazetecilerin pasaportlarına ilginç yöntemlerle el konulması oldu. Haklarında yurtdışı yasağı verilmiş olanlar dışında keyfi bir uygulamanın da sürdürüldüğü örneklerle ortaya çıktı. Gazetemiz yazarı Can Dündar’ın eşi Dilek Dündar’ın pasaportuna akıl almaz bir yöntemle el konulması, yurtdışına çıkışının engellenmesi de geçen haftanın baskı listesine eklendi. Yandaş medyanın tetikçilerinin de bu arada “vazifelerine” devam ettiği, ihbarcılıkta sınır tanımadıkları da ortada. Cumhuriyet, Sözcü gibi gazeteleri hedef alan tetikçilerin yaydığı “Sözcü kapatılacak” iddiası da büyük tepkiye yol açtı. Anlaşılıyor ki tetikçiler meydanın yalnızca kendilerine kalmasını, ortalığın siyasi iktidarın istediği gibi dikensiz gül bahçesine dönmesini istiyorlar. Ama bu durumun demokrasi ile bir ilişkisinin olmadığını, olamayacağını da biliyorlardır herhalde. Belki de bilmiyorlardır. Belki de artık durumun kendileri için her açıdan çok uygun koşullar vaat ettiği kanısındadırlar.Oysa gazeteciler, yani bu görevi hakkıyla yerine getirme çabası içinde olanlar tarihi de iyi okudukları için bu türden “istisnai yönetimlerin” kalıcı olma şanslarının olmadığını bilirler. Bir süre sonra, pek çok kez görüldüğü gibi, tarih hükmünü icra eder, gerçekler ortaya çıkar. Gazeteciler ve gazetecilik de o gün sınav kâğıdının altındaki notu görür. Gazeteciliğin zorluğu, yalnızca çalışma koşullarının zorluğundan gelmez; darbe dönemleri, sıkıyönetimler, OHAL’ler, savaşlar, çatışma koşulları da gazeteciyi büyük sınavdan geçirir. Sınav zamanlarındayız. Umudumuz bu dönemin kısa sürmesi, tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılması, cadı avına son verilmesidir. Cadı avının yalnız ve yalnızca darbecilere yarayacağının bilinmesinde de büyük yarar var. Ama niyet başkaysa...

…***

Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, " Ahlaklı bankacılık"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Bugüne kadar hep banka çalışanlarının haklarını savundum onların sorunlarını dile getirdim.Birçok konuda ciddi mesafe alındı.En önemlisi bankalar artık bankacıları gece yarılarına kadar bir kuruş vermeden çalıştıramıyorlar.Daha birçok konuda iyileşme sağlandı.Ancak geçen hafta elime geçen iki elektronik posta beni çok üzdü. Hakkını savunduğum binlerce kişi arasında bu tür insanların olması bu işi namusu ve iş ahlakı ile yapanlara da haksızlıktı.Her gün onlarca bankacı aptalca, aklın ve iktisat ilminin kabul edemeyeceği boyutlardaki hedef baskısı nedeniyle önce sağlığından sonra işinden oluyor. Her şeye rağmen mesleğini ahlakı ile yapmaya çalışanlara karşılık bankacılığı iş ahlakına sığmayacak ölçüde yapanların varlığını en iyi anlatan iki elektronik posta."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İlk elektronik posta, yüzde 100 yerli bir bankada çalışan bankacıdan. Büyük bir başarı imiş gibi kendi bölgesindeki kullanıcılara atıyor. Elektronik postanın alıcıları arasında bölge müdürü ve bölge satış yöneticileri de var.

"3 milyon 454 bin lira müşteri portföyünü vadesiz olarak kazanım sağladım. Ayrıca 733 bin lirayı da 4.5 oran ile vadeli yaptım."

Bu bankacı hanımı önce bölge müdürü tebrik ediyor sonra onlarca alkış ve gülücük simgesi.

Burada yapılan tebrik ve alkış aslında ticari ahlaksızlığa, size güvenen insanları aldatmayadır.

Yaptığınız bu işlemi yasal kılıflara uydurmuş olabilirsiniz ama bu ahlak dışı bir eylemdir. Bu işi ahlakıyla dürüstçe yapan meslektaşlarınıza zarar vermektir.

Bir portföy olarak eğer 3 milyon 454 bin lira gibi büyük bir parayı faizsiz tutmuşsan müşterinin zarar etmesini sağlamışsındır. 3 milyon 454 bin liranın bir günlük faizi yaklaşık 12 bin 500 liradır. Bu parayı haksız yere müşterinin cebinden alıp bankanın kasasına aktarıyorsun. Ne için 3 bin lira maaş için mi?

Yoksa nasıl olsa birileri yapıyor diye birkaç psikopat yöneticinin yıl sonu prim almak için şube personeline verdiği ahlaksız hedefi tutturmak için mi?

Yine yaklaşık 733 bin lirayı hiçbir yerde olmayan bir faiz oranı ile bağlamayı marifetmiş gibi büyük bir gururla anlatıyorsun. Senin samimiyetine ve Türkiye Cumhuriyeti'nin yasalarına güvenen bir insanın bu kadar büyük mevduatını üçte bir orana bağlamak nedir?

Bu soruya ben değil senin meslektaşların cevap versin. Piyasada aylık mevduat oranı 12'ye dayanmışken sen bu insanları aldatarak 4.5 gibi çok komik bir rakama vadeli yapıyorsun.

Sektördeki ahlaksız düzeni, dahası vatandaşı soyma yöntemini anlatan bir başka elektronik posta bu kez yabancı sermayeli banka çalışanından.

Bölge müdürlüğü tarafından verilen sigorta hedefini tutturduğunu anlatan portföy, aslında yaptığının ne iş ahlakına ne de insanlığa sığmadığını her halde bilmiyor.

"2 bin liralık kredi kullanımına 300 TL'lik sigorta kesilmiştir."

2 bin lira gibi komik bir parayı temin edebilmek için bankadan kredi kullanmak zorunda kalan zavallı vatandaş bankacı tarafından  300 lira kazıklanmıştır. Bu ahlaksızlık da başarı olarak takdir edilir. Yasal zorunluluk olmamasına rağmen hedef baskısı nedeniyle kendilerine gelmeye mecbur kalan insanları kandırarak sigorta poliçe yapmanın ne anlama geldiğini bankacılar daha iyi biliyor.

Burada vatandaşın kandırılması kadar diğer bankacılara da yapılan bir kötülük söz konusu. Çünkü bu işi ahlakı ile en önemlisi vicdanıyla yapanlar bir süre sonra bu çarka girmedikleri için uyarı alıyor ve işten atılıyor. Nasıl olsa bu  ahlaksız hedefleri tutturacak birileri olduğu için dürüst ve namuslu bankacılar maalesef işini kaybediyor.

...***

Hüseyin Gültekin, Yeniasya gazetesinde, " Düşmanları azaltıp, dostları çoğaltmalıyız"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

"15 Temmuz kanlı darbe girişimindeki gerçek suçluların tesbiti için doğru ve adil bir yargılamanın yapılması şart.Ülkenin geleceğini hedef alan darbeci canilerle hiçbir şeyden haberi olmayan masum ve mağdurların ayırdedilmesi için hakkaniyetli ve şeffaf bir yargılamanın acilen yapılması gerekir. Bu meyanda gerçek suçluların tesbiti için mecliste bütün partilerden oluşturulan heyet de acilen çalışmalarına ve araştırmalarına başlamalı ve elde ettikleri belge bilgileri derhal yargıya teslim etmeli.Bütün darbe dönemlerinde olduğu gibi, her tarafın toz duman olduğu, doğrularla yalanların iç içe geçtiği, bilgi ve belge kirliliklerinin her tarafı istilâ ettiği, deyim yerinde ise “at izi ile it izinin karıştığı” bu darbe döneminde de idarecilerimizin, meclisimizin ve yargının işi kolay değil."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:

...***

Her ne kadar işler kolay olmasa da Cumhurbaşkanını, iktidar ve meclisin şahsında ülkenin bütünlüğünü hedef alan bu darbe teşebbüsünün gerçek faillerinin gün yüzüne çıkarılıp, hak ettikleri en ağır cezalara çarptırılması hemen herkesin, herkesimin ortak görüşüdür.

İşin ciddiyetini nazara almayarak, aslı astarı olmayan şikâyet ve ihbarlar üzerinden veya basit varsayım ve şüpheler üzerinden bu süreç devam ettirilirse bu durum bazı haksız mağduriyetlere sebep olmakla ve gerçek suçluların yakayı ele vermelerini engellemekle kalmaz, ülkemizi sürüklemeyi kafalarına koyan dahili ve harici ifsat komitelerinin işini kolaylaştırır.

Veya geçmişte başta devletin önemli bazı kurum ve yetkili şahısları olmak üzere, toplumun geniş çevreleri, cemaat ve STK’ların malûm cemaatin çalışma ve faaliyetlerini alkışlayarak övgüler dağıttıkları dönemde, bazı şahısların da safiyane, iyi niyetlerle, işin perde arkasını görmeden düşünmeden cemaatin o dönemde kanunen yasaklanmayan faaliyetlerine katılmalarını veya bankalarında hesap açmalarını ya da okul ve dershanelerinde görev almalarını şimdi suçlu ilân edip, işten el çektirip, tutuklamalarda bulunmak da istenmeyen bazı mağduriyetlere sebep olur ki böyle hukukî bir dayanağı olmayan uygulamalar en çok ülkenin birlik ve beraberliğine kasteden eli kanlı hainlerin işine yarar.