Eylül 13, 2016 10:31 Europe/Istanbul

Ali Sirmen, Cumhuriyet gazetesinde, “Tabii ki karışır at izi it izine” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“FETÖ soruşturmasında, at izinin it izine karışmasından sakınma durumunda olanlar, düzeltmekle yükümlü oldukları hususlardan yakınmakla yetiniyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Birinin başkasına ait rolün repliğini söylemesine, rollerin birbirine karışmasına “rol difüzyonu” denir ki bizim siyasal yaşamımızda yaygın bir illettir. Geçen gün FETÖ soruşturmasında at izinin, it izine karıştığını söylerken Cumhurbaşkanı Erdoğan bu olgunun çarpıcı bir örneğini sergiliyordu. Tayyip Bey söylediklerinde içerik olarak haklıydı. Ama bunu söylemek, kendini yürütmenin başı olarak gören ona mı düşerdi? Siyasetçilerimiz bunu hep yapıyor, düzeltmekle yükümlü oldukları durumlardan yakınmayı marifet sanıyorlar. FETÖ soruşturmasında, at izinin it izine karışmasından sakınma durumunda olanlar, düzeltmekle yükümlü oldukları hususlardan yakınmakla yetiniyorlar. Oysa durumu saptayıp somut kanıtlarıyla ortaya koymak basının, bunu siyaset platformuna, Meclis’e taşımak muhalefetin işi, iktidarın hukuki veya fiili başının değil. İktidarın dizginlerini elinde tutanlar, yakınmaya başlarlarsa haklı olarak şu yanıtı alırlar: - Yakınma, düzelt! Sen yakınma değil, düzeltme makamısın. Eğer Tayyip Bey, 1982 Anayasası’nın hukuken halen yürürlükteki 104. maddesinde öngörüldüğü gibi, “Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk milletinin birliğini temsil eden, anayasanın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle” yetinen klasik parlamenter rejimin cumhurbaşkanı olsaydı, açıklama uyarı olarak kabul edilir ve yadırganmazdı. Ama Tayyip Bey, kendini yürütmenin başı olarak görüp ilan ettiğine göre, artık rahatlıkla rol difüzyonundan söz edebilir, kendi sakınması gerektiğinden yakınmakta olduğunu söyleyebiliriz.

...***

Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “Ete zam gelecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Tam bir psikolojik plan. Zam için zemin hazırlanıyor. Bu haber çok sayıda gazete ve televizyonda haber oldu. Basın adeta bu manipülatörlere çalışıyor.Kimse burada yapay bir fiyat artışı var demiyor.Demeyen sadece vatandaş değil. Tarım Bakanı da demiyor.Son 10 yılda çok sayıda bakan değişti. Girin bakın google'a her bakanın demeci var. Et fiyatlarına müdahale edeceğiz fiyatlar düşecek diye”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kurban bayramından hemen sonra ete zam gelecek!

Son günlerin yeni spekülasyonu.

İyi de neden zam gelecek ki?

Zaten aylardır kurban bayramı nedeniyle et fiyatlarında ciddi bir artış olmadı mı?

Oldu! O halde bayramdan sonra niye zam gelsin ki?

Manipülatörlerin mantık oyunu hazır.

Kesimlik binlerce hayvan bayram nedeniyle tüketildi. Yeterli üretim olmadığı için bayramdan kısa bir süre sonra fiyatlarda ciddi bir artış olacak.

Tam bir psikolojik plan. Zam için zemin hazırlanıyor. Bu haber çok sayıda gazete ve televizyonda haber oldu. Basın adeta bu manipülatörlere çalışıyor.

Kimse burada yapay bir fiyat artışı var demiyor.

Demeyen sadece vatandaş değil. Tarım Bakanı da demiyor.

Son 10 yılda çok sayıda bakan değişti. Girin bakın google'a her bakanın demeci var. Et fiyatlarına müdahale edeceğiz fiyatlar düşecek diye.

Bakanın her açıklamasından sonra et fiyatları almış başını gidiyor. Orta kalite etin kilosu 50 liradan satılıyor.

Ucuz satanları ise insan korkarak almıyor: Ya at veya eşek etiyse?

Gel de ucuz et al.

Peki, bu sorun nasıl çözülür?

Her ramazan her bayram bahanesiyle et fiyatları yılda yüzde 20-30 artacak mı?

Buna kimse dur demeyecek mi?

Buna dur demesi gereken tek kurum Tarım Bakanlığı'dır.

Et ve Süt Kurumu vasıtasıyla özellikle fiyat manipülasyonu yapılan yerlerde onlarca satış reyonu açılmasıdır.

İnsanlar hem buradan devlet güvencesiyle sağlıklı et ve ürünleri alır hem de fiyat artışı olmaz.

Ben şahsen bu kurumu tercih ederim en azından Devlet'in bana at-eşek eti satmayacağını düşünerek.

Yıllar önce İstanbul'un çeşitli bölgelerinde bu satış marketleri vardır. Et ve Balık Kurumu adı altında hem güvenli hem de ucuza et satılırdı. O dönem  vatandaş ahlaksızların vicdanına bırakılmamıştı.

Türkiye maalesef bu konuda son 10 yılda ileri gitmeyi bırakın var olanları da kaybetti.

Et ve Balık Kurum'larının tesisleri maalesef arsalarıyla birlikte satıldı ve alanlar buraya konut projesi yaparak vurgun gerçekleştirdi.

Vatandaşımız ise bu kurumların talan edilmesine karşı çıkmak yerine o arsalarda yapılan konut projesinden nasıl daire alırım diye çabaladı durdu.

Sonuç olarak geldiğimiz nokta ortada. Her gün artan et fiyatları ve at mı eşek mi yoksa domuz mu yediğini bilmeyen insanlar.

Yine bir başka bir soru: Dünyanın en pahalı etini yiyen ve hatta ne yediğinden de emin olmayan halk ne zaman uyanacak?

Et fiyatları 100 liraya geldiğin de mi?

Hele bir o gün gelsin bakarız diyeceğinden emin olabilirsiniz.

 

…***

Mehmet Kara, Yeniasya gazetesinde, “Peki, ABD darbenin neresinde?” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Uzun yıllar çalıştığınız kurumun birçok mahrem bilgisine, istişare ortamında konuşulan konulara vâkıf olduğunuz şeyleri 20 yıl sonra ifşa etmek ahlâkî, insanî, vicdanî değildir. Bu mahrem bilgilerden kitap dahi yazanlara rastladığımız gibi, 20-25 yıl beraber çalıştığı insanların özellerini ifşa edenlere kadar birçok ahlâkî olmayan durumlarla da karşılaşıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Darbeyi planlayanların, darbenin arkasındaki üst aklın, darbe (Allah muhafaza) başarılı olsa cumhurbaşkanı ve başbakan kim olacağından tutun da, konseyin kimlerden oluşturulacağına varıncaya kadar şu anda karanlıkta olan konular var. Soruşturmalar sonucunda ortaya çıkar mı, onu de bekleyip göreceğiz.

Darbe teşebbüsünün yapıldığı günlerde, üst aklın ABD ve CIA olduğu en üst perdeden dile getiriliyordu. Yeni İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, o günlerde, “Darbenin arkasında ABD var” demişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise, Çin’de ABD Başkanı Obama ile yaptığı görüşmede, “15 Temmuz darbe girişiminden sonra telefonla görüşmeden sonra burada yaptığımız yüz yüze görüşmede verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum” demişti.

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un, ABD’de temaslarda bulunduğu sırada, “ABD yönetiminin darbe ile bağlantısının olduğunu düşünmüyoruz” diye bir açıklama yapması kafaları iyice karıştırdı.

Darbenin arkasında ABD var mı, yok mu? ABD darbeyi önceden biliyor muydu, yoksa sonradan mı haberi oldu? ABD darbenin neresinde? Bu soruların cevabı ise orta yerde duruyor…

Bir işte çalışken ayrıldıktan sonra eski işyerini en acımasız şekilde eleştirme gibi bir hastalık var.

Uzun yıllar çalıştığınız kurumun birçok mahrem bilgisine, istişare ortamında konuşulan konulara vâkıf olduğunuz şeyleri 20 yıl sonra ifşa etmek ahlâkî, insanî, vicdanî değildir. Bu mahrem bilgilerden kitap dahi yazanlara rastladığımız gibi, 20-25 yıl beraber çalıştığı insanların özellerini ifşa edenlere kadar birçok ahlâkî olmayan durumlarla da karşılaşıyoruz.

En son olarak da bir haber kanalından ayrılan bir çalışanın, hiç de ahlâkî olmayan bir paylaşımını gördük. Uzun yıllar çalıştığı, hatta spiker ve idarecilik yaptığı bir kurumu küçükseyen insana, “Orada çalışırken bunu düşünüyorduysan neden ayrılmadın?” diye sormak gerekir.

Cenâb-ı Hak bizleri bu hastalığın pençesine düşürmesin inşallah…

OHAL çerçevesinde peşpeşe çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerin çıkarıldığı, 50 binin üzerinde memurun görevine son verildiği, 100 bin memurun açığa alındığı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle “at izinin it izine karıştığı”, açığa alınan ya da görevine son verilen insanların mağduriyetini anlatmak için milletvekillerini aradığı bir ortamda Meclis hâlâ tatilde. Böyle bir yakıcı gündemin olduğu bir ortamda Meclis’in açılması için 1 Ekim’in beklenmesinin sebebini mantıklı bir şekilde açıklayacak var mı?