Eylül 17, 2016 07:59 Europe/Istanbul

Özcan Yeniçeri, Yeniçağ gazetesinde, “İtiraflardan alınması gereken dersler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"FETÖ'yü kara kutusu anlattı" manşetini Milliyet atmış. Bu yapının önde gelen zatlarından birisi bildiklerini anlatmış. Geçmişte yaşanan birçok adi olayları aydınlatması bakımından anlatılanlar önemlidir. Kumpas ve komplo örgütü"Kara kutu" olarak ifade edilen zat, Nuh Mete Yüksel'in DGM Savcısı olduğu dönemde Fetullah Gülen ile ilgili soruşturmaya başlar. Bunun üzerine FETÖ'cü yapı "Yüksel'i itibarsızlaştırmak amacıyla" harekete geçer.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Gülen cemaatinin Emniyet imamı olarak bilinen kişiye dayalı olarak Nuh Mete Yüksel'e kurulan komployla ilgili itiraflara dayalı olarak şöyle anlatılır: "Bahse konu evde bulunan televizyon cihazının aynısı dışarıdan temin edilmiş ve içine çekim yapabilecek özellikler taşıyacak tarzda teçhizat yerleştirilerek televizyonlar takas edilmiş, kapı açıldığında cihazın kayda gireceği şeklinde sistem kurulmuş" sonra da gereği yapılmış.Bu tür profesyonel komploları CIA, MOSSAD ve KGB türü istihbarat servisleri ancak yapabilir. Kumpas kurmak dünyevi bir iş olup uhrevi hayat ya da din, iman, maneviyat işleriyle uğraşanların işi olmasa gerek. Adını cemaat koyanların yapacakları iş ise hiç değildir.İşin daha da ilginci bu iğrenç işi, cemaat adına birilerinin yapması, yapabilmesidir. Bu adamların lağım suyuyla kaynak suyunu nasıl karıştırdıkları anlaşılır gibi değildir.Türkiye her şeye müsait adamlar cenneti!İtirafta bulunan zat, Gülen'in kendisini taltif ederek Kaynak Holding'in başına getirmek istendiğinde Gülen'e "Bu işten anlamam" dese de, Gülen'in kendisine, "Ben bulunduğum yeri anlıyor muyum ki, gel diyorlar geliyorum. Sen de böyle yapacaksın" der.Anlatılanlar tam bir irade ve şuur yoksunu tavrı yansıtmaktadır. "Gel" denilince gelen tavır edilgen tavırdır. Bilindiği gibi lider 'emir almayan kişidir'. Birilerinden "gel" ya da "git" diye emir alan kişiden lider olmaz! Emri kim veriyorsa lider odur!Anlatılanlar ortada kullanıma elverişli, uluslararası servislerin oyuncağı bir adam özelliği gösteriyor.Bulunduğu yeri anlayamayan, birilerinin "gel" demesiyle gelen, "git" demesiyle giden sarsak ve şaşkın bir adamın peşine bunca insanın nasıl takıldığı, üzerinde durulması gereken en önemli husustur.Bu ülkede her şeye ne kadar da müsait adam varmış!Cemaat değil sanki sağmal inek!Soru çalmak, şunun bunun namahremini dinlemek, kaset çekmek gibi ne denli menfur işi varsa yaptırıyor. Müritleri de bunu seve seve yapıyorlar. Ortada suç işlemek amacıyla örgütlenmiş bir çete var. Bu çeteye müzahir kimseler bir de kendilerine "cemaat" diyor. Tüm görevlendirmeler ve evlilikler bu çerçevede değerlendirilir.Süt emenler, kendisine sadık güven derecesi yüksek olanlar olarak değerlendirilir. Cemaat içindeki fertler, öz ve üvey evlat kriterine tabi tutulur.Emdirenlerin kendileri acaba nereden, kimin sütünü emiyorlar?Cemaat değil sağmal inekler! Ortada din, diyanet, ibadet dışında ne varsa onunla meşgul olan bir adam var. Uhrevi olan ne varsa onu bir kenara bırakmış, dünyevi güç elde etmek için şeytanın bile aklına gelmeyecek yöntemler kullanılıyor.Komplo, kumpas, şantaj, tehdit akla gelebilecek ne kadar menfur olay varsa da onu yöntem olarak kullanıyorlar. İbret alınması yetmez, tedbir alınması gereken bir dönemi yaşıyoruz! 

…***

Esra Arsan, Evrensel gazetesinde, “Yönetememe krizi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye Cumhuriyeti, seçilmiş iktidarın bariz hatalarından kaynaklı bir yönetim krizi yaşıyor nicedir.Milli irade ve demokrasi arasındaki ilişki iğdiş edilmiş.Anayasada yer alan özgürlükler sadece yöneten sınıfın ayrıcalıklı elitlerine tanınıyor ve demokratik özgürlüklerini kullanan her kesimden vatandaş sadece bu nedenle cezalandırılabiliyor.Mutlak gücün tacizine uğratılmış geniş bir halk kitlesi var.Adalet sistemi altüst olmuş, hukukun üstünlüğü ilkesi askıya alınmış.Basında, iktidar yanlısı bir tek seslilik hakim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Muhalif basın, yayın yasaklarıyla, tehdit ve korkutmayla denetim altına alınmaya çalışılıyor. Hapisteki gazeteci sayısı yine 100’ü geçmiş durumda. Her gün bir gazeteci görevi başındayken gözaltına alınıyor, OHAL gerekçesiyle gözaltılar süresiz tutukluluk gibi yaşanıyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri “dost” ve “düşman” askerler olarak ikiye ayrılmış. Darbeciler ve darbeci olmayan kimler belli değil. Farklı darbe girişimleri nedeniyle ordu içindeki düşmanın tanımı konjonktüre göre değişebiliyor. Kimin iyi, kimin kötü asker olduğu henüz kesinlik kazanmamış olan bir ordu sınır ötesi operasyonlara girişiyor, komşu ülke topraklarını bombalıyor. Eskiden darbeci olduğu iddiasıyla cezaevine atılmış askerler bugün kahraman asker olarak hükümete yakın kanallarda akıl veriyor.

İktidar kendi tutarsızlıklarını kendisinden önceki iktidarlara atarak sorumluluktan sıyrılmaya çalışırken, bir başbakanla bir sürü bakanı görevden alıyor. Yerlerine atananların kriz yönetme başarısı ve feraseti de ayrıca tartışılır.

Okullar açılırken Milli Eğitim Bakanlığı ve ona bağlı kurumlar tam bir çöküş içinde. On binlerce öğretmen şu ya da bu suçlamayla kamu görevinden ihraç edilmiş. Dersim’in Ovacık ilçesinde var olan tek ilkokulun tüm öğretmenleri görevden alınmış mesela. Öğrenciler bayram sonrası öğretmensiz bir okulda eğitime başlayacak. İşin aslı, Ovacık’ta milli eğitim krizi yaşanacak.

Muhalif akademisyenler birer birer üniversitelerden tasfiye ediliyor. Kamu hizmetinden ihraç edilen akademisyenler barış yanlısı, militarizm ve darbe karşıtı hocalar. Oysa iktidar darbe yanlılarını cezalandırdığını iddia ediyor. Barış, eşitlik ve adaletten başka talebi olmayan akademisyenleri şeytanlaştırırken, aynı talepleri yıllardır bıkmadan usanmadan dile getiren aydınları da cezaevlerine yolluyor. Tutarsızlık diz boyu.

…***

Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “GDO’lu ürünler ve yargı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“GDO’lu ürünlerle ilgili Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararın tartışması devam ediyor. Çocuğunun beslenmesi konusunda duyarlı bir anne, kullandığı mamaların içeriğinde bulunan mısır, pirinç ve soyanın GDO’lu olduğu iddiaları üzerine mahkemeye başvurur.Önce Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na, denetim görevini yerine getirmediği için yerel mahkemede dava açar. Mahkeme, bakanlığın kusuru olmadığı kararını verince bu defa Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulunur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Anayasa Mahkemesi yıllar süren dava sonucunda tüketicinin aleyhine karar verir ve davayı reddeder. Kararda  “GDO içeren ürünler nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlığın beden ve ruh sağlığına olan etkisinin açık şekilde ortaya konmadığı gerekçesi” ileri sürülür. Anayasa Mahkemesi’ne başvuran annenin vekili Avukat Erol Çiçek, AYM’nin, annenin kapıldığı endişenin asgari şiddet derecesine ulaşmadığı kanaatine vardığını belirterek, başvurunun kabul edilmesi için annenin ruh sağlığını yitirmesinin ve bunun raporlanmasının istendiğini dile getirir. Yani anne, çocuğuna GDO’lu mama yedirdiği için ‘kafayı yediğini’ ispatlayacak bir rapor alamadığından dolayı davası reddedilir.

Oysa yürürlükteki Biyogüvenlik Kanunu’nun yasaklar başlıklı 5. maddesine göre, GDO ve ürünlerinin bebek mamaları ve bebek formülleri, devam mamaları ve devam formülleri ile bebek ve küçük çocuk ek besinlerinde kullanılması yasak olarak belirtiliyor.

Böylece Anayasa Mahkemesi bebek mamalarında kullanılması kanunen yasak olan bir maddenin kullanılmasını normal görmüştür. Bebek mamalarında GDO kullandığı tespit edilen ve durum basına yansıyan pek çok firma panik içindeydi.

İstanbul İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü çalışanları, piyasa denetimleri sırasında Ülker ürünlerinden de numune aldılar. Uzmanlar, 23064 parti no’lu “Ülker Hero Baby Sütlü, Bisküvili, Muzlu, 8 Tahıllı Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdası 6-36 ay” ile 07063 parti no’lu “Ülker Hero Baby Sütlü 8 Tahıllı Bebek ve Küçük Çocuk Ek Gıdası 6-36 ay” ürünlerinin incelemesi sırasında GDO tespit ettiler.

Bununla da yetinilmedi, numuneler Ankara’ya gönderildi. Bu tespiti, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait Ankara Ulusal Referans Laboratuvarı da onayladı.

Yeni hem İstanbul’daki gıda laboratuarları, hem de Ankara Ulusal Referans Laboratuvarı’nın raporuyla “Ülker’in çocuk mamalarında GDO olduğu” tescillenmiş oldu. Ülker’in GDO konusundaki sicili hayli bozuk.

Bugün bütün dünyada GDO’lu ürünlerin insan sağlığına zararları konusunda, kansere varan boyutta etkileri olduğu konusunda binlerce çalışma varken ve davacı annenin avukatı bu konuda yapılan bilimsel çalışmalardan oldukça geniş bir kesitini dava dosyasına koymasına rağmen, AYM’nin bu bilimsel verilere hiç kulak asmadan “senin ruh sağlığın bozulmamış” diyerek davayı reddetmesi hukuk tarihimize geçecek bir karar.

Tam aksine sadece o annenin değil milyonlarca annenin ruh sağlığının daha sonraki yıllarda bozulmaması için, çocuklarının GDO’lu ürünlerle beslenmesi sonucu otistik ya da böbrek hastası midesi iflas etmiş ya da kanser olduğunu görüp kafayı yememesi için, yargının ‘en son bilimsel çalışmalara bakarak’ karar vermesi gerekmiyor mu?Bu karar pek hepimize kafayı yedirdi.En çok sevinen de, Türkiye’nin en büyük GDO’lu ürün üreten tesisi Cargill firması olsa gerek.