Eylül 19, 2016 06:01 Europe/Istanbul

Ahmet Ercilasun, Yeniçağ gazetesinde, "FETÖ ile mücadele imiş"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" FETÖ'nün silahlı kuvvetlerdeki yapılanmasını ilk yazan Yavuz Selim Demirağ'ı FETÖ ile mücadele diyerek gözaltına alıyorsunuz; sonra da FETÖ ile mücadele ediyoruz, diyorsunuz. Sonra da buna FETÖ ile mücadele diyorsunuz.Ömründe FETÖ'nün okullarına gitmemiş, FETÖ'nün bankasıyla işi olmamış, Kırgızistan'dan gelip bu ülkenin vatandaşı olmuş genç asistanı sorgusuz sualsiz üniversiteden ihraç ediyorsunuz; bunun da adı FETÖ ile mücadele oluyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ömründe Türk tarihinden, kültüründen, okçuluktan başka bir işle uğraşmamış genç bir dekanı on üç gün gözaltında tutuyorsunuz; çocuklarıyla, eşiyle, annesi babasıyla görüştürmüyorsunuz; buna da FETÖ ile mücadele diyorsunuz.

Ömrünü dil bilimi araştırmalarına vermiş bilim adamını açığa alıyor, odasına mühür vuruyorsunuz; bunun da adı FETÖ ile mücadele oluyor.

Darbeye fiilen katılmamış, örgüte girmemiş generalleri, subayları, on binlerce memuru açığa alıyor, görevden uzaklaştırıyor, gözaltına alıyor, tutukluyorsunuz; sonra da FETÖ ile mücadele ettiğinizi ileri sürüyorsunuz.

Yüz bini aşkın insanın FETÖ'cü veya sempatizan olduğunu birkaç hafta içinde nasıl tespit ettiniz? Buna maddeten imkân yoktur. Bir tek şartla bu mümkündür: FETÖ'cülerle birlikte çalışmış, onlarla iş birliği yapmış olmak şartıyla. Pardon! Bir ihtimal daha var. FETÖ'cü on binleri birkaç hafta içinde tespit etmediniz. Uzun zamandan beri onları biliyordunuz; fakat haklarında hiçbir işlem yapmadınız.Adaletten bahsetmeyiniz, zalimliği kötülemeyiniz. Lütfen! Hiç olmazsa bunları yapmayınız.Hiçbir sorgu sual olmadan yüz binden fazla insanı açığa almak, ihraç etmek, gözaltında tutmak, tutuklamak zalimlik değildir de nedir?

Gözaltına alınan insanları günlerce eşleriyle, çocuklarıyla, anne babalarıyla görüştürmemek zalimlik değildir de nedir?

Demokrasiden, hukuk devletinden hiç bahsetmiyorum; onları unutalı çok oldu. Zulüm yapmamaktan ve adaletten bahsediyorum. Ahlaktan, ahlaksızlıktan bahsettiğimi de düşünebilirsiniz.

Nefret, nefreti doğurur. Gittikçe yayılan nefret sonunda herkesi boğar.

Dikkat ederseniz size âdil olun, zalim olmayın da demiyorum. Hiç olmazsa adaletten, zalim olmamaktan bahsetmeyin diyorum.

…***

Serdar Değirmencioğlu, Evrensel gazetesinde, " Okul mu, kümes mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Yıllar önce bir öğretim üyesi üniversitenin öğrenciler olmadığında daha güzel olduğunu söylediğinde çok şaşırmıştım. Benim için öğrenciler kampüsün ayrılmaz parçasıydı; üniversitenin canlılığı onlardan kaynaklanıyordu.Yıllar geçti. Üniversiteler üzerine çok daha fazla düşünmek, tartışmak ve yazmak gerektiğini anladım. Üniversiteler dahil tüm okullar iktidarın oyun alanına çevrilmek istendikçe, okullar hakkında daha çok çalışmak ve çabalamak gerektiği ortadaydı.Okulların kamusal işlevlerinden arındırılması için ticari birer kuruluşa çevrilmesi istenirken, diğer yandan okulların olabildiğince muhafazakârlaştırılması için büyük çaba gösteriliyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bugün ilköğretimde, yükseköğretimde ve hatta okul öncesinde hep aynı senaryo sahneleniyor. Türkiye’deki son gelişmeler de bunun bir parçası. Öğretim üyelerinin bir paçavra muamelesi görmesi, hak hukuk gözetilmeden işten atılmaları üniversitelerin başına gelebilecek en büyük felaket. Aynı şekilde öğretmenlerin keyfi bir şekilde işten atılmaları okulların sonu anlamına geliyor. Nasıl öğrencisiz okul olmazsa, öğretmensiz ve sendikasız okul olamaz. Olursa da okul olmaz!Üç yıl önce, “Dershanelere dokunmayın, asıl okulları kapatın!” başlıklı yazısında Yusuf Kaplan okullara yönelik saldırının ana öğelerini gözler önüne sermişti. Kaplan’a göre Türkiye’de okullar, “modern hurafelerle dolu anakronik ve arkaik” bir anlayışla yönetilmekteydi. Kaplan şöyle diyordu: “Türkiye’deki eğitim sistemi, dünyada ancak üçüncü sınıf ülkelerde gözlenebilecek ölçüde sömürgeci bir eğitim sistemidir. Totaliter bir eğitim sistemidir.Türk eğitim sistemi, çocuklarımıza bir medeniyet ufku, bir tarih bilinci, bir eleştiri yeteneği kazandırmıyor. Aksine, çocuklarımızın medeniyet ufkuyla, tarih bilinciyle ve eleştirel yetilerle donanmasının önüne devâsâ duvarlar örüyor.”Üç yıl önce Kaplan’ın yazdıkları, meselenin ne olduğunu göstermekteydi. Kaplan “okulları kapatın!” çağrısını bu nedenle yapmıştı. Dershaneler öğrencileri ahlâksızlıktan korudukları için önemliydi.Bugün okullara yönelik saldırı işte bu türde kaba ve hoyrat duygularla, akıl dışı bir tutkuyla sürdürülüyor. Bu aynı zamanda okullarda görev yapan ve bu dönüşüme uygun olmayan öğretmenlerden kurtulmak isteneceği anlamına geliyor. Bugün çağdaş okul anlayışı çağ dışı bir anlayış tarafından yok edilmektedir.Okulların işlevi, öğrencileri tek tip yetiştirmek, basit kalıplardan oluşan kimliklere büründürmek değildir. Öğretmenlerin iş güvencesi yoksa, okul bir kafese dönüşür. Ne kadar büyük, ne kadar süslü olursa olsun, kafes kafestir. Çocukları ve gençleri hapseder. Aynı şekilde akademik özgürlüğün olmadığı, öğretim üyelerinin her an atılma tehlikesi ile karşı karşıya olduğu üniversiteler birer kümese dönüşecektir. Öğrenciler, özgürleşebildikleri, birer kuş gibi özgürce uçabildikleri, düşünebildikleri, gelişebildikleri üniversiteler yerine ancak bir kümese kapatılmış tavuklar kadar özgür olacaklardır.

...***

Hüsnü Mahalli, Yurt gazetesinde, " GDO'lu AKP"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Aslında herşey çok basit.Birileri insanlığı yok etmek istiyor.Silah üretip savaş çıkardılar olmadı.Laboratuvarlarda virüs üretip hastalık yaydılar olmadı.Daha kolay, uzun erimli ve kârlı formüller bulmaları gerekiyordu.Sonunda buldular :GDO.Genetiği yani doğal yapısıyla oynanmış gıdalar.Oyun başladı.Önce genetiğiyle oynanmış yani genetiği bozulmuş tohumlara el attılar.Bu tohumlarla doğal yapısıyla yetişen ağaç, sebze ve meyve yetiştirdiler.Ağaç, sebze  ve meyveler bozuldukça ilaçlamaya başladılar.İlaçlar toprağı zehirledi."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bozulan toprağı verimli kılmak için gübre imal ettiler.Bu topraktan otlanan hayvanlar hastalandı.Hayvanlara GDO'lu yem yüklediler.Bu hayvanlardan elde edilen ürünleri yani et, süt, yumurta ve bunlardan üretilen tüm gıdaları insanlara yedirdiler.GDO'lu tahıl, meyve, sebze ve hayvan ürünlerini yemek zorunda bırakılan insanlar kolay hastalanır oldu.GDO’lu kaynaklı gıdalar insanların bağışıklık sistemini çökertti.Hastalıklarda patlama oldu.Özellikle kanserde.İlaç şirketleri acayip zengin oldu.Somut bir örnek:Hafta başında Alman ilaç firması Bayer dünyanın en büyük tohum ve tarım ilaçları üreticisi Amerikan Monsanto şirketini 66 milyar dolara satın aldı.Çok basit: GDO’lu tohum sat, peşinden tarım ilacını kakala sonra da hastalıklı tohum ve topraktan alınan ürünleri yiyerek hastalanan insanlara ilaç sat.Müthiş bir tezgâh.Bu yalnızca bir örnek.Benzer ilişkiden trilyonlarca dolar kazanan belki de yüzlerce şirket var.Hemen hemen hepsi İsrail ve ABD kökenli.Emperyalizm-Siyonizm İttifakı.İsrail'in başta Türkiye ve KKTC olmak üzere dünyanın her tarafında tarım arazisi satın alması boşuna değil.Özellikle Afrika, Latin Amerika ve Hindistan.GDO'nun henüz bulaşmadığı temiz topraklar.İdeoloji gereği.GDO'lu gıdaları başkalarına yedirirler ama kendileri dokunmaz.İnsanlık ölsün diye.Yaşam tacirleri.'7 milyar insan ölse de bir tek biz kalsak' inancı.Topraklar, doğal yapısıyla hayvanlar, böcekler ve yaşama dair herşeyi yok olmalı.Yeniden bir Nuh Tufanı.Peki devletler ve hükumetler ne işe yarar?Hiçbir şey.Dev şirketler onları da satın alıyor.GDO'lu tohumları, sebze ve meyveleri ve bilumum zehirli ürünleri yasaklayan yok.Herkes yavaş yavaş ölmeli.Türkiye dâhil dünya medyasında bu tehlikeli gidişatı anlatan haber, program ve yorum bulamazsınız.Bazı dürüst insanların kıt olanaklarıyla yapılanları hariç.İnsanlar da şartlandırıldı. Toprağımız, suyumuz, havamız ve her şeyimiz yavaş yavaş yok oluyor ama bizden çıt yok.İnsanlar toptan GDO'lulaştırıldı.Her tarafları hormonlu.AKP sayesinde.AKP iktidar oldu memleket GDO ile tanıştı.AKP bu toprakların yerel tohum üretimini yasakladı.AKP sayesinde Türkiye yabancı GDO, GDO'lu tohum, GDO'lu yem, GDO'lu meyve ve sebzeler, tarım ilacı ve bilumum hormon cennetine dönüştürüldü.