Türkiye'den köşe yazarları
Çiğdem Toker, Cumhuriyet gazetesinde, "Moody’s’in söylemedikleri"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" İşleri, kurumsal bazda makro verilere bakarak küresel yatırımcıya yön çizmek olan derecelendirme kuruluşlarından siyasi tahliller bekleyemeyiz. Ancak bu, onların notlarını siyasi iklime bakarak verdikleri gerçeğini değiştirmez. O nedenledir ki, arka planı ile içine saklananlar Moody’s’in not düşürürken ilan ettiği gerekçelerin kendisi kadar önem taşıyor. Açıklanan gerekçeler şöyle: - Yüksek boyutlu dış finansman ihtiyacına bağlı risklerdeki artış - Daha önce destekleyici nitelikteki borçlanma temellerinde zayıflama. Özellikle büyüme ve kurumsal zayıflama."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Aslında Türkiye’nin dış finansman ihtiyacının genelde yüksek olduğu hatırlanırsa, meselenin “risk” artışında düğümlendiği ortada. “Risk artışı nereden çıktı?”sorusunu, biz değilsek bile en azından ordusunu komşu ülkeye göndermiş bir iktidara mensup bakanların sormaması beklenir. Normal şartlar altında tabii... Gelelim ikinci gerekçedeki “kurumsal sağlamlıktaki zayıflama”ya. Bu yoğunlaştırılmış ifadenin arka planında, küresel fonların yatırım yaparken önemsediği temel ölçütler var. “Hukuki güvenlik” bunların başında geliyor. Yatırımcı ilişkilerindeki karşılığı basitçe şöyle: Başka bir ülkeye, paradan para kazanmaya giderken, başına deyim yerindeyse saksı düşmeyeceğini, beklemediğin kesintilerle, vergilerle, davalarla karşılaşmayacağını önceden biliyor olmak. Eskileri bir kenarda dursun, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sadece son birkaç gün içinde yaptığı açıklamalara, “hukuki güvenlik” kapsamında bakalım: - Merkez Bankası’nı kastederek “faiz indirimleri devam etmeli” sözü. - OHAL devam edebilir. - OHAL ile normal zamanlarda yapamayacağımız şeyleri yapabilme gücüne sahip olduk. Peki Moody’sin “kurumsal sağlamlıkta zayıflama” gerekçesini yazarken, bu açıklamaları hiç dikkate almadığını düşünebilir miyiz? Ya da başka türlü soralım: Bağımsızlığı için kanun çıkarılmış Merkez Bankası’nın Cumhurbaşkanı’ndan adeta faiz talimatı aldığı izlenimi doğuran bir ekonomi ortamına yabancı fonlar iç rahatlığıyla gider mi? Bir de portföy yatırımı değil de asıl üretim, istihdam ve kapasite artışı nedeniyle en çok istenen doğrudan yatırıma bakalım. Amacı darbecilerle mücadele etmek şeklinde açıklansa dahi, koca koca holdinglere kayyım atanması, kurumların kapatılması, mal varlıklarına bir gecede el konulması karşısında, Türkiye’de fabrika kurmayı düşünen x markasına, “Sana hiç dokunulmayacak, yine de gel” dediğinizde hemen ikna olacağını mı sanıyoruz?
Aslında bu sorulara neden evet cevabı verilemeyeceği üç gün önce yapılan bir sunumda da saklı. O sunumdaki bakış açısı, “içeride” önemsenmeyenin, dışarıda ne kadar önemli olduğunun ipucu niteliğinde. Bakan Ağbal Kocaeli Sanayi Odası eylül ayı meclis toplantısına katılarak “Ekonomik Görünüm ve Reform Gündemi” başlıklı bir sunum yaptı. 46 sayfa boyunca, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrıştığı, istihdamı en çok artıran ülke olduğu belirtiliyor. “Gerçekleştirdiğimiz Reformlar”başlığı altında da yatırımları teşvik, işgücü piyasası reformu, katma değer zincirinde yükselme ve tasarrufları artırma adımları anlatılmıyor. İşlem maliyetlerinin azaltıldığı, vergi istisnaları, süper teşvik sistemi, arge destekleri, tasarım faaliyetlerine desek, alım garantisi, hazine taşınmazının bedelsiz devri diye uzayan bir liste yer alıyor. Son sayfaya geldiğimizde “Gündemdeki Reformlar” başlığını görüyoruz. İlk sırada ne mi var? Demokrasi ve adalet. Buradaki dürüstlüğün hakkını teslim edelim. Demokrasi ve adaletin son sayfaya konuluşu kötü olsa da gelecek tasavvuru açısından hiç yoktan iyidir.Fakat eğer iş dünyasına yaptığınız bir sunumda, demokrasi ve adaleti, gündem maddesi olarak son sayfaya koyuyorsanız, gelecekteki “ekonomik görünüm”ün parlak olmasını bekleyemezsiniz.
...***
Mehmet Kara, Yeniasya gazetesinde, " OHAL mi, normal hal mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
"15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından, MGK’nın tavsiyesi, Bakanlar Kurulu kararı ve Meclis’in onayıyla 21 Temmuz 2016 Perşembe günü Saat 01.00’den itibaren 3 ay süreyle ilân edilen Olağanüstü Hal’in (OHAL) süresi 20 Ekim 2016 tarihinde sona erecek.AKP hükümetlerin 2002 yılında ilk icraatı olarak kaldırdığı ve övündüğü OHAL uygulaması 14 yıl sonra tekrar ilân edilmişti. Hükümet tarafından OHAL ilân edilirken, “Millete değil, kendimize OHAL ilân ettik” denilmişti. “Vatandaşların olağan halinde olağanüstü bir durum ortaya çıkmayacaktır. Sokağa çıkma yasağı öngörülmüyor. Kişi hak ve özgürlükleri kısıtlanmayacaktır” şeklinde “güvenceler” verilmişti. Gerçekten de öyle mi oldu? Sıkıyönetim ilânında olduğu gibi sokağa çıkma yasakları yok, ancak millet üzerinde bir baskı olmadığını kimse söyleyemez."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
OHAL’in Resmî Gazete’de yayınlanmasından sonra ilk değerlendirmeyi yapanlardan birisi olan Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, “OHAL ilân edildikten sonra hükümete çok büyük yetkiler veren bir kanun. Açıp baktığınızda okudukça tüyleriniz diken diken oluyor” demişti. Canikli, o konuşmasında, “Vatandaş da haklı olarak veya kamuoyu da haklı olarak onu okudukça ‘Acaba hükümet aldığı bu yetkileri kullanır mı?’ diye aklına soru işareti geliyor. Bu da son derece doğal bir hassasiyettir. Onu da saygıyla karşılıyoruz. Biz onların hiçbir tanesini kullanmayacağız” diye konuşmuştu.
Geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan da, “OHAL ile normal zamanlarda yapamayacağımız şeyleri yapabilme gücüne sahip olduk” diyor.
Şimdilerde, bir aydan daha az bir süresi kalan OHAL uygulamasının uzatılıp uzatılmayacağı konuşulmaya başlandı.
OHAL ilân edildiğinde Başbakan Yardımcısı ve hükümet sözcüsü Numan Kurtulmuş, OHAL’i 40-45 gün içinde bitirmeyi planladıklarını söylemişti. İşler planlandığı gibi yürümedi ki, 2 ayı aşkındır OHAL uygulaması devam ediyor. Hatta şimdiden uzayabileceğine dair sözler sarf edilmeye başlandı.
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Paris’te gazetecilerin sorularını cevaplandırırken, OHAL’in bir an önce bitmesinin arzulanacağını söylerken, bunun için gayret sarf edilmesinin gerektiğinin altını çizmiş. Bunu dile getirirken, Türkiye’nin geleceğinin güçlü demokraside, demokrasi hukukunda olduğunu söylemesi de dikkat çekiyor.
Başbakan Yıldırım’ı AKP’de ziyaret edip iki saate yakın görüşen Kılıçdaroğlu, “OHAL kesinlikle uzatılmamalı” dediği ifade edilirken, Yıldırım, görüşmeden sonra “gerekli görüldüğü takdirde uzatılır’ diyerek OHAL’in uzayacağının sinyalini verdi.
Aslında bunun ilk sinyali ABD’de bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Üç aylığına veya daha fazla uzatılabilir. Gülen’in adamları her yere gizlice sızmış. Darbecilerin kimliğini belirlemeye ve onları yakalamaya devam edeceğiz. OHAL’in uzatılması da bu sürece katkı sunacak” diyerek vermişti.
Öyle görünüyor ki, Nurettin Canikli Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında uzatılması ve uzatılmaması noktasında aldıkları bir karar olmadığını önümüzdeki günlerde oturup bir karar vereceklerini söylese de, OHAL 20 Eylül’den itibaren tekrar uzayabilir… En azından şu anda görülen işaretler bu yönde…
...***
Güngör Mengi, Vatan gazetesinde, "Partide kaç FETÖ’cü var?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ak Parti Teşkilattan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Ataş dün: “15 Temmuz sonrası yapılan çalışmalarda Ak Parti’de toplam 519 kişinin, il ve ilçe yöneticilerinden ise 100 kişinin FETÖ ile bağlantılı olduğunun” ortaya çıktığını açıklamış.İktidar Partisi için verilen bu rakamlar da, ordudan yargıya, eğitimden Emniyet’e en önemli kurumlardan “FETÖ’yle bağlantılı” olduğu için çıkarılan veya tutuklanan binlerce kişi de “sıradan bir sızma”yı değil, çok büyük ve derin bir yapılanmayı gösteriyor."diyen yazar, yazısını devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Acaba partideki bu sayılar içinde “devletin bakanlıklarını, yargısını, ordusunu, eğitimini FETÖ’cülerin örgütlenmesine açan, belediyelerde onlara arazileri dağıtan, her türlü desteği sağlayan kişiler” de var mı?
Yoksa geri plandaki isimler yargılanacak ama “devletin önemli makamlarını işgal etmiş, onun döneminde hileli sınavlar ve haksız rütbe yükselmeleri yapılmış, FTÖ’cülerin önünü açmış” isimlere dokunulmayacak mı?
Fetullah Gülen’i medyada yıllarca öven, onun amaçlarına açıkça hizmet eden bazı kişiler tutuklanırken, bazılarına hiç dokunulmayacak mı?
Bu soruların cevabını millet arayacaktır ki Ak Parti Sakarya Milletvekili Ayhan Sefer Üstün de birkaç gün önce bunu vurgulamıştı.