Türkiye'den köşe yazarları
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Darbenin 1 numarası” başlıklı yazısını okuyyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz darbe girişimi hakkında her geçen gün yeni bilgiler, yeni olaylar, yeni görüntüler ortaya çıkıyor ama hala ortaya çıkmayan ya da çıkarılmayan bir şey var: Darbenin 1 numarası!Bir numara kim?Herkes soruyor; Somut olarak, kesin kanıtlı olarak kim bu 1 numara?Bu sorunun cevabını vermek isteyen ve “1 numaranın kim olmadığını” söyleyerek bir kapı açmaya çalışan isimlerden biri, Mete Yarar.”diyen yazar, yazısının devamıunda şu ifadelere yer veriyor:
...***
Güvenlik uzmanı ve Özel kuvvetler eski subayı Mete Yarar, “1 numara Türk olmayabilir” dedi.İlave etti: “Darbe girişimini erkene çekip, saat 21’de başlasın diyen kim ise 1 numara odur.”Mete Yarar, darbecilerin Özel Kuvvetler Komutanlığına girmesini engellemek için Ömer Halisdemir’in Tuğgeneral Semih Terzi’yi vurduğu ve ardından hayatını kaybettiği o gece ile ilgili ilk bilgileri veren kişi.Mete Yarar, darbe girişimi ile ilgili tespitlerinde ise ”asker ve polisin darbe yanlıları ve karşıtları diye ikiye bölünerek on binlerin öleceği bir iç savaşın planlandığını, Kandil’in darbeden haberdar olduğunu, meydana gelen kaosta Güneydoğu’daki askeri üslerin PKK’nın eline geçmesinin planlandığını, Suriye’deki Kürt kantonlarıyla Güneydoğu’nun birleşmesinin hedeflendiğini” söylüyor.Mete Yarar, aslında darbeden hemen sonra Prof. Dr. Haydar Baş’ın Haftanın Sohbeti’nde yaptığı konuşmada söylediği ‘asıl failler gizleniyor, gerçek faillerin üzerine gidin’ tespitlerini tekrar ediyor.Darbe sonrası çizdiği kaos ortamı tablosu da yine Sayın Baş’ın, 7 Haziran 2015 seçimleri sırasında söylediği “ülke, zifiri karanlığa sürükleniyor” tespiti ile bire bir aynı.Yani Türkiye’de yaşanan karanlık tablonun sinyallerini aylar öncesinden veren bir lider vardı bu ülkede ve onu, ne asker ne de siyasiler dinledi.Şimdi ise 1 numara kimdi tartışması yaşıyoruz.
1 numara Türk olsa ne olur olmasa ne olur?
Bu darbenin arkasında dış servislerin parmağı olduğunu isim isim bilenler, sessizce olup biteni seyrediyor.
Ortalıkta bin türlü numara dönüyor, biz ise bu numaraları çözerek ‘1 numara’yı açıklayacak adımı bekliyoruz.Daha çok bekleriz.
…***
Çiğdem Toker, Cumhuriyet gazetesinde “Maliye Bakanı Ağbal: Kırılganlık doğru önlem alınacaktı”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.
“Maliye Bakanı Ağbal Moody’s’in not indirimini yorumladı: Kırılganlık oluşturan konuların olduğu doğru. Ancak Orta Vadeli Programı beklememek haksızlık.Maliye Bakanı Naci Ağbal aradı. “Moody’s’in Söylemedikleri” başlıklı dünkü yazımda, Ağbal’ın Kocaeli Sanayi Odası’nda yaptığı sunumda, ülkenin en yakıcı meselesi olan demokrasi ve adaletin, “Gündemdeki Reform” başlığıyla son sayfaya atılmasını eleştirmiştim.Konu konuyu açtı. Ekonomi muhabirliği yıllarımdan tanıştığımız Bakan Ağbal ile bu eleştirimi de içine alan uzunca bir telefon sohbeti gerçekleştirdik. Ağbal, Moody’s açıklamasında vurgulanan “kırılganlık”ların bir kısmının doğru olduğunu söylüyor, ancak yakında kamuoyu ile paylaşacakları Orta Vadeli Program’ı (OVP) beklemesi mümkünken bunun yapılmamasını Türkiye’ye haksızlık olarak değerlendiriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“Bardağın dolu kısmı görülmemiş” diyen Ağbal, not düşürme kararının, Türkiye koşulları açısından, teknik yorumunu şöyle yaptı:
Moody’s’in ortaya koyduğu konular, hükümet olarak zaten yapmak istediklerimiz. Yapısal reformları artırarak sürdüreceğiz. Kırılganlık oluşturan konuların olduğu doğru. Bunun tedbirlerini alacağız. Ama Moody’s yaklaşımında katılmadığım hususlar var. Bir-iki hafta içinde açıklayacağımız OVP, hem üç yılda yapacaklarımıza dair perspektif, hem yapısal reformlar konusunda program içerecek.
Moody’s bunu biliyor. İki gün önce açıklama yapmış, “15 Temmuz sonrası kırılganlıklar giderildi. Uzun vadeli sorunlar masada” demiş, olumlu beklenti oluşturmuş. Ve ortaya bu perspektifi koyacak bir hazırlık olduğunu da biliyor. Normalde bunu beklemesi gerekir, çünkü zorlayacak bir faktör yok. Eğer buradaki tablo inandırıcı olmazsa, o zaman çıkıp inandırıcılığı yok diyebilirdi. Ama beklemeden böyle bir açıklama yapmak, Türkiye’ye haksızlık.
Maliye Bakanı Naci Ağbal, FETÖ terör örgütüyle mücadelede, kendisinin konum olarak işin ekonomiyle ilgili kısmında olduğunu, şirketlerle ilgili soruşturmalarda yanlış uygulamalar olmaması konusunda talimatlar verdiğini söyledi.
Ağbal’a, OHAL rejimi uygulamaları kapsamında ülkenin tamamından hak ihlalleri şikâyetleri yükseldiğini, 30 güne uzatılan gözaltı süresinde işkence tanıklıkları olduğunu, soruşturmasız ihraçların can yaktığını, tutuklu meslektaşlarımıza cezaevlerinde ilaç verilmediğini anımsattım. Şunları söyledi: “Demokrasinin güçlendirilmesi uzun soluklu bir iş. Bundan hepimiz yararlı çıkarız. Biz bu OHAL’i vatandaşa karşı yapmadık. Amacıyla uyuşmayan uygulamalar, haksızlığa uğrayanlar varsa herkes konuşsun, dile getirsin. Bir kişinin kılına zarar gelmesin. Biz sahip çıkarız. Başvurulacak merciler bellidir. Valilikler kriz merkezleri oluşturdu. Vatandaşlar korkmasın, çekinmesin, bu merkezlere başvursun. En titiz şekilde değerlendireceğiz. Sayın Başbakan’ın talimatıyla Ankara’ya çağrıldı. Başvurular alındı. Yanlışları gündeme getirmeniz güzel. Eleştiriden rahatsız olmamak gerekiyor.”
Moody’s’in yaptığı, en kötü senaryo. Yani global ekonomik koşullarda, şok yaşanacak. Bu o kadar derin bir şok olacak ki, Türkiye’ye finansman akışı duracak! Oysa Moody’s’den önce Fed açıklama yaptı. “Aralıkta muhtemel bir faiz artışı olabilir” dediğinde, bu zaten piyasalarca satın alınmıştı. Ayrıca Fed, faiz artırım sıklığını azaltacağını da söyledi. Bu aslında gelişmekte olan ülkeler açısından belirsizliği azaltan bir faktör. Bizim açımızdan en kritik nokta faiz artırma sıklığı. Dolayısıyla Türkiye açısından orta vadede, Fed’in kararlarına bağlı bir şok riski yok.
Diğer kırılganlık noktası, petrol fiyatlarında olabilir. Orada orta vadeli beklenti, 50 dolar civarında süreceği. Yani bir şok gelmeyecek. Geleceğe dönük global beklenti, çok iyi olmasa da ılımlı. Dışarıdaki beklentiler açısından Türkiye’de şok oluşturacak bir görünüm yok.
Şimdi biz demokrasinin olmadığı bir yerde, bireyin, müteşebbisin kim olursa olsun hiçbir şekilde, birinci sınıf ülke olamayacağımızı biliyoruz. Demokrasinin hem kurumsal hem de özümsenmiş biçimde yerleşmesini kalpten istiyoruz. Bir taraftan bunu istiyoruz, bir taraftan da çözmek için OHAL ilanı gerekiyor denilen alanda geçici düzenlemeler, genel perspektifle tezat oluşturabiliyor. İster istemez birey haklarının sınırlandırılması gündeme gelebiliyor. Hep beraber konuşarak çözmemiz lazım.”
…***
Ergun Kaftancı, Yeniçağ gazetesinde, “Emekliye oynanan oyun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ÇALIŞMA Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, emeklileri ilgilendiren promosyon konusunda herkesi şaşırtan açıklama yaptı... Söylediklerinden anladığıma göre, geçim sıkıntısı çeken binlerce emeklinin bir süredir hayal ettiği promosyon dağıtımı gerçekleşmeyecek. Herkes engelin bankaların tutumundan ibaret olduğunu sanıyordu. Değilmiş.Hükûmetin tutumu da engelmiş. Emekliye, parasından nemalanıp bedelini ödemesi tabii ki hükûmetin taahhüdü altında değil. Ama sorunu çözme girişimleri onun tutumuna bağlı. Hükûmetin emekliye "Ben sana promosyon vereceğim" demediğini kainat biliyor. Emekli de zaten "Hayır sen vereceksin" demiyor ki. Müezzinoğlu'nun açıklaması malûmun ilânı oldu. Dediğim gibi emekliler hükümetin para vermesi beklentisinde değil; herkes, promosyon ödeme yükümlülüğünün paraları çalıştıran bankalara ait olduğu bilincinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Milyonlarca lirayı bir buçuk iki gün çalıştıran ve üzerinden kâr eden bankalar "Emekliye ücretsiz hizmet veriyoruz, buna karşılık da ondan tek kuruş talep etmiyoruz" diyerek gerçek dışı beyanda bulunup kaytarıyor. Buna aslında, kıvırma derler. İzin almadan bir başkasının parası üzerinden rant elde etme hakkı olabilir mi; bankalar bunu yapıyor, sonra da emekliye "Sana ücretsiz hizmet veriyorum, maaşını ayağına getiriyorum" diyerek göz boyamaya kalkıyor. Bu, hem ayıp, hem suç. Gelelim hükûmetin promosyon dağıtımı konusunda yükümlü olmadığı iddiasına. Madem öyleydi, Müezzinoğlu'nun selefleri -Mesela Faruk Çelik ve Süleyman Soylu- neden promosyon konusunu sahiplendiler. Neden emeklilere umut verdiler ve ballandıra ballandıra "Bugün, olmadı yarın promosyon elinizde" mealinde laflar ettiler. Üç yıl için 900 TL alacaksın diyerek emekliyi umutlandıran babam mı. "Miktarı daha da yükseltmeye çalışıyoruz" diyen amcam mı. Bunları söyleyenler Hükûmet'in yetkili bakanları değil mi? Madem Hükûmet'in promosyon konusunda taahhüdü yoktu, neden taahhüdü varmış gibi ortaya çıkarak emeklileri oyaladılar, kandırdılar. Kabahat Hükûmette, bakanlarda, bankalarda değil, emeklilerde. Durmadan söyledik; bu iktidara oy vermeyin, oylarınızı heba etmeyin ve geçim sıkıntısını kabullenmeyin dedik ama dinletemedik, oylar yine AKP'ye gitti. AKP'ye oy verip de pişman olmayan emekli herhalde kalmamıştır! Bakan Mehmet Müezzinoğlu'nun, durup dururken neden emeklilerin moralini bozduğunu anlamak zor. Her konuya çözüm bulan Hükûmet, şayet emeklilerin hakkını savunamıyorsa, "Benim taahhüdüm yok" diyerek bir haksız uygulamayı ortadan kaldıracak girişimler yapmıyor ve en basitinden ciddi bir arabuluculuk görevini üstlenmiyorsa... Ne dersek diyelim siyasal iradenin bu tutumunu değiştiremeyiz. Zira Hükûmetin saplantısı ortada, binlerce emekliyi üvey evlat sayıyor, sahiplenmiyor. O tavrın anlamı bu!