Eylül 26, 2016 14:19 Europe/Istanbul

Bugünkü sohbetimizde İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’nin dilinden İmam Bagır –s– ve İmam Sadık’ın –s– mübarek yaşamları ile kısaca tanışmak istiyoruz.

Bu iki büyük insan İslam dinini koruma ve İslamî fıkhı ayakta tutma yolunda aralıksız çaba sarf ettiler ve İslam toplumuna emsalsiz talebeler kazandırdılar.

İmam Humeyni –ks– İmam Bagır –s– hakkındaki beyanatında vurguladığı üzere eğer o hazret olmasaydı, İslam’dan hiç bir şey geride kalmazdı. İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei de bu büyük İmam hakkında şöyle diyor: İmam Bagır’ı –s– anmak, asil İslamî akımın tahriflere karşı yeniden canlanışını anmaktır.

İmam Muhammed Bagır –s–, İmam Seccad’ın –s– oğlu ve İmam Hüseyin’in –s– torunudur. O hazret Aşura olayında Kerbela çölündeydi ve yaklaşık beş yaşında bir çocuktu.

İmam Muhammed Bagır –s– ve oğlu İmam Cafer Sadık’ın –s– imamet yılları, İslamî toplumda siyasi atmosfer değişmekte olduğu bir dönemde gerçekleşti. O dönemde Emevi iktidarı çökmek üzereydi ve Abbasiler var gücüyle iktidarı ele geçirmeye çalışıyordu. Bu arada Emevi hükümdarlar İmam Muhammed Bagır –s– döneminde kendi aralarında yaşadığı sürtüşmelerin yüzünden o hazretin başlattığı muazzam ilmi hareketten gafil kalmalarına vesile oldu. Felsefi ve kelamla ilgili kitapların tercüme edilmesi de bu dönemde başladı. o dönemde iktidarın başında bulunanların zevkine göre İslami fıkıh ve inanç ve kelam ve ahlak ilimlerini bu zümrenin güç ve hilafet maslahatına göre yorumlayan alimler ortaya çıktı.

İmam Muhammed Bagır –s– döneminde ayrıca güç odaklarına bağlı bazıları Kur'an'ı Kerim tealimini, Aşura olayı ve Kerbela hamasetinden sonra bir çok haktalep insanın düşüncesinde İmam Hüseyin’in –s– hakkaniyetini aydınlatan ve Emevilerin ve dini dünya ile değişenlerin çirkin yüzünü gün ışığına çıkaran imamet ve velayet gibi İslamî meseleleri saptırmaya başlamış ve Nebevi hadisleri unutturmaya başlamıştı. Bazıları hatta daha da ileri giderek iktidarın lehine hadis uydurmaya başlamıştı. Ancak tüm bu davranışları dini korumaya yönelikl sorumluluk duygusu taşıyanları bu tür sapkınlıklara karşı direnmeye yöneltiyordu. Bu yüzden İmam Muhammed Bagır –s– ve ardından oğlu İmam Cafer Sadık –s– o dönemin uygun siyasi şartlarından asil İslamî tealimi ve hak maarifi yaygınlaştırma fırsatı olarak  yararlandı ve İslamî ilimler üniversitesinin temelini attı.

O dönemde İmam Muhammed Bagır’ın –s– meclisi ünlü ulema, bilginler, muhaddisler, hatipler ve şairlerin tartışma meclisiydi. İmam Muhammed Bagır’ın –s– talim ve terbiye mektebinde insanlara ilim ve fazilet öğretiliyor ve bir çok talebe yetiştiriliyordu. Gerçi zalim iktidarın o hazretin üzerindeki baskıları da ağırdı ve o dönemden geriye kalan rivayetler açıkça dönem iktidarının İslam dinine, müslümanlara ve imamlarına yönelik baskıları ve şiddet uygulamaları ve zulümleri fazla olduğunu gösteriyor. Nitekim İmam Muhammed Bagır –s– bir çok kez takiye etmek zorunda kalıyordu ve sonunda da zalim hilafet düzeni ile muhalefeti yüzünden Huşam tarafından şehit edildi.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei ilim ve bilimi yaran İmam Muhammed Bagır –s– hakkında şöyle diyor: İmameti yaklaşık 18 yıl süren bu büyük insan o dönemin dünyasında doğru bir fikri akım başlatmak ve dini yaygınlaştırmak ve Hak sözü ihya etmek için yılmaz çaba, mücadele ve cihadın en mükemmel simgesiydi. Bugün İran milleti bu hedefler için çaba harcıyor, yani maddi ve sapık ve fesada boğulmuş bir dünyada Hak sözü ihya etmek istiyor. Bu işi İmam Muhammed Bagır –s– tek başına ve seyrek sayıda sahabenin yardımıyla o dönemin İslam toplumunda gerçekleştiriyordu.

İmam Cafer Sadık –s– İmam Muhammed Bagır’ın –s– oğluydu. O hazret imamet sorumluluğunu üstlenmeden önce babasının dini maarifi yaygınlaştırma ve basiretli ve faziletli talebeler yetiştirme yolunda ne denli çaba sarf ettiğine şahit olmuştu. Ancak İmam Sadık –s– kendi çağında uygun siyasi ve sosyal şartlar sayesinde diğer imamlara nazaran daha çok asil İslam’ı yaygınlaştırma yolunda faaliyet yürütebildi.

Bu konuda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei çok ilginç noktalara işaret ederek şöyle diyor: İmam Cafer Sadık –s– mübarek yaşamı boyunca diğer imamlara nazaran daha fazla ehli beyt –s– maarifini, yani öz İslam maarifini, İslam’a susamış insanlara ulaştırmayı başardı. Eğer biri İmam Sadık’tan –s– ders alan binlerce kişinin o hazretin izleyenleri ve inananları olduğunu düşünecek olursa, yanlış düşünmüş olur. Hayır, bir çokları İmam Sadık’ın –s– imametine şiilerin inandığı gibi inanmıyordu, fakat İmam Sadık’ın –s– biliminden ve sahip olduğu İslamî maariften yararlanıyordu. Bizim rivayetlerimizde ravileri ehli sünnet olan ve şii olmayan bir çok  rivayet vardır ki İmam Sadık’tan –s– rivayetler anlatılmıştır. Bu sözün anlamı şu ki bugün bile İslam dünyasında ve İslam ümmetinde İmam Sadık –s– ve ehli beyt –s– maarifine ihtiyaç vardır. İslam dünyası ehli beyt –s– maarifi ve İmam Sadık –s– ve diğer imamların tealimine muhtaçtır ve bunlardan yararlanmaları gerekir. İslam ümmetinin çeşitli kesimleri ve çeşitli sınıfları böylece birbirine katkı sağlamalı ve İslam maarif seviyesini yükseltmelidir. Bunun için müslüman grupların arasında husumet ve kin ve düşmanlıklar mesafe oluşturmaması gerekir.

İmam Cafer Sadık’ın –s– imamet dönemi diğer masum imamların imamet dönemine kıyasla eşsiz bir dönemdi ve o hazretin yaşadığı dönemde sosyal ve kültürel şartlar diğer hiç bir imamın döneminde yoktu ve bu da Emevilerin zayıflaması ve Abbasilerin güçlenmesi yüzündendi.

İmam Sadık’ın –s– imamet yıllarında ayrıca geniş bir fikri ve kültürel hareket başladı ve bu hareket çerçevesinde çeşitli mezhepler ve tarikatlar birbiriyle tartışmaya ve görüş alış verişinde bulunmaya başladı. bu şartlar çok özel şartlardı, çünkü bundan önce Emeviler asil İslamî maarifin yaygınlaşmaması ve masum imamlar inzivada kalması için büyük uğraş veriyordu. Ancak İmam Sadık –s– döneminde Emevilerin zayıf düşmesiyle beraber o hazret bu ilmi ve maarif temelli boşluğu doldurmayı başardı. İmam Sadık –s– İslamî maarif ve nurani hadislere ve çeşitli İslamî ilimlere susamış haktalep insanları kendi maarif denizinden yararlandırdı ve bu yolda büyük adımlar atmayı başardı.

İmam Sadık –s– o dönemin toplumunun aşırı ihtiyacı ve oluşan uygun siyasi atmosferi gözetleyerek babasının başlattığı ilmi ve kültüren hareketi sürdürdü ve büyük bir bilimsel alan ve bir üniversite kurdu. İmam Sadık –s–  çeşitli ilimleri ders vermeye başladı ve bu yolda büyük talebeler yetiştirdi. Tarihçiler o hazretin seçkin talebe sayısını dört bin kadar tahmin ediyor. Huşam Bin Hekem, Mafzal Bin Ömer, Kufi Caafi, Muhammed Bin Müslim Sakafi, Eban Bin Tağlab, Huşam Bin Salim, Mümin Tağ, Cabir Bin Hayyan ve ehli sünnetin dört mezhebinden birinin kurucusu olan Ebu Hanife gibi talebeler o hazretin yetiştirdiği talebeydi. Ebu Hanife bir süre İmam Sadık’ın –s– talebeliğini yaptı ve kendisi de bu durumdan onur duyduğunu belirtmiştir.

İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei önemli bir noktaya temas ediyor. Ayetullah Hamanei’yi göre tüm ilahi enbiya ve imamlar

ilahi hükümet kurmak ve böylece toplumda ve insanların sosyal yaşamında ilahi ahkam ve emirleri uygulamak ve insanları saadete kavuşturmak istiyordu. Bu insanlar bu yüzden yaşadıkları çağın zalim hükümdarının gazabına uğruyor ve şehit ediliyordu. Bu konuda İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei şöyle diyor:

dini ikame etmek bir görevdir. Dinin hakimiyeti tüm ilahi dinlerin temel hedefidir. Bu konu Hadid suresinde de vurgulanmıştır ve insanlar adalet için kıyam etmeye davet edilmiştir. Eşitlik, adalet ve ilahi hakimiyeti kurmak, tüm ilahi dinleri en büyük amacıdır. Aslında masum imamların çektiği onca acı ve musibetin sebebi ilahi hakimiyetin peşinde olmalarıydı, yoksa İmam Sadık –s– ve İmam Bagır –s– bir köşede oturur ve bir kaç kişiyi de çevresinde toplar ve sadece şer’i meseleleri anlatırdı, kimse de onlara dokunmazdı.

Ve sonunda İmam Cafer Sadık –s– da Abbasi zalim hükümdarların gazabına uğradı ve Abbasi halife Mansur’un emri üzerine zehirlenerek şehit edildi, fakat bu büyük imamın İslamî kültür ve asil İslamî maarifi ihya etme yolunda sarf ettiği çaba tarih boyunca ebedileşti.015