Ekim 01, 2016 10:23 Europe/Istanbul

Kazım Güleçyüz, Yeniasya gazetesinde, “OHAL sınavı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Temmuz kalkışmasından bir hafta sonra ilan edilen OHAL’in gerekçesi “darbecilerle mücadele ve demokrasiyi korumak” olarak açıklanmıştı. Eşzamanlı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de askıya alındı.Sonraki süreçte hazırlanıp çıkarılan ilk KHK’ya, “Yenikapı ruhu”nun henüz canlı olduğu bir ortamda muhalefet partileri de destek verdi.Ama bilâhare Meclis tatildeyken peş peşe yürürlüğe konulan ve çıkarıldığı tarihten itibaren bir ay içinde TBMM tarafından tasdik edilmesi zorunluluğu bulunduğu halde henüz onaya dahi sunulmamış olan sonraki KHK’larla yapılan görülmemiş boyuttaki tasfiye ve ihraçlar, kayyım atamaları ve diğer tartışmalı tasarruflar işin rengini değiştirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

 “FETÖ”den sonra PKK ve HDP’nin de OHAL kapsamına alınmasıyla hem olayın kapsamı ve boyutu genişledi; hem de OHAL’i en az bir dönem daha uzatmanın gerekçesi oluşturuldu.

Bu arada, ek ve takviye gerekçeler olarak, yeni darbe ve kalkışma senaryoları ortaya atıldı. 15 Temmuz travmasının sıcaklığını koruduğu ve sokaklarda demokrasi nöbetlerinin devam ettiği bir süreçte, evvelâ 14 Ağustos’ta yeni bir kalkışma hazırlığına dair iddialar seslendirildi.

O tarih kazasız belasız atlatılınca bu defa “16 Eylül’e dikkat” diyenler oldu. Şimdi de “Kasım ayı bitmeden, Güneydoğu ekseninde ikinci ve çok daha kanlı bir kalkışma” senaryosu gündemde. Ve bu iddiayı Yeni Şafak gibi bir gazetenin yapıp manşete çektiği mülâkatta seslendiren, Ergenekon’dan yargılanıp bırakılan ve bazı davaları hâlâ devam eden bir kişi.

Bu “ikinci kalkışma” iddiasına hükümet cenahından gelen tepkiler, genel itibarıyla aklıselim çizgisinde dengeli bir yaklaşımı yansıtıyor. Konuya dair görüş bildiren bakanlar ellerinde böyle bir tesbitin bulunmadığını, gereksiz yere halkı endişe ve korkuya sevk edecek iddiaların yersizliğini vurguladılar.

İktidar partisi adına yapılan açıklamalarda da “İhtiyatlı olmak güzel, paranoya ise hastalıklı bir ruh hali. İkisini ayırd etmemiz lazım” şeklinde sağduyulu mesajlar seslendirildi.

Ama açıkça görünen o ki, birileri her halükârda OHAL’i uzattırıp ülkenin mütemadiyen bu olağanüstü rejimle yönetilmesinin gayreti içinde.

Dileriz ki, iktidar provokatif iddialara karşı sergilediği sağduyulu tavrı OHAL’i bitirerek perçinlesin. Normalleşme yolunu açmanın ilk şartı bu.

MGK’nın “OHAL uzatılsın” “tavsiye”sinden sonra hükümetin ve şu yapısıyla Meclisin farklı bir karar alması hele şu konjonktürde mümkün mü?!

“İleri demokrasi” söylemleriyle geldiğimiz yer: Son kararı yine MGK’nın aldığı ve diğer kurumların bu karara tâbi olduğu yıllara geri döndük.

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Kredi kartlarında dağ fare doğurdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“27 Eylül 2016 tarihli Resmi Gazete'de ''Banka kartları ve kredi kartları hakkında yönetmelikte değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmelik'' yayınlandı. Bu yönetmeliğin geçici ikinci maddesi kredi kartları borçlarının yeniden yapılandırılmasını düzenliyor. Bu madde;''Bu maddenin yayımı tarihi itibarıyla kredi kartlarının mevcut borç bakiyeleri kart hamilleri tarafından talep edilmesi durumunda en fazla yetmiş iki ay ile sınırlı olmak üzere taksitlendirilebilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Her aya düşen taksit tutarı ilgili ayın asgari ödeme tutarına eklenir" şeklindedir.Yönetmelikte en önemli sorun faizin yine bankalara bırakılmış olmasıdır. Bankaların uygulaması ise kredi borcu olanlara ümit verir nitelikte değildir. Bankaların verdikleri tüketici kredi faiz oranı yüzde 1.20 dolayındadır. Bundan önce yapılan kredi kartı borç yapılandırılmasında, borçlu tüketici kredi çekip kapatabiliyordu. Böylece tüketici kredisi faizi daha düşük olduğu için, borç toplamı düşüyor ve borçlu rahatlıyordu.Bu defa kart borcu olan, tüketici kredisi çekerek borcunu kapatamıyor.Doğrudan doğruya mevcut kart borcunu yeniden yapılandırabiliyor.Büyük bankalardan birisinin yapılandırma için uygulamakta olduğu aylık faiz oranı yüzde 1.44 'tür. Ayrıca faiz üzerinden yüzde 5 BSMV yüzde 15 KKDF alınıyor.Yeni karara göre, 10.000 liralık bir borcun 72 ay taksitle yapılandırılması halinde 7.555 lira faiz, fon ve vergi ödeniyor. Kredi kartlarında iki tür faiz var... Birisi akdi faiz, yani kartla avans kredi çekerseniz, ödeyeceğiniz aylık faiz yüzde 2.02 ve gecikme faizi aylık 2.52 faizdir. Tüketici kredilerinde faiz oranı ise aylık yüzde 1.2 dolayındadır. Kart borçlarını 72 aylık yapılandırmada vergi ile birlikte aylık faiz oranı yüzde 2.43 oluyor. Bu oran kredi kartlarında akdi faiz oranının ve tüketici kredi faizlerinin üzerinde bir faizdir. Takibe düşmüş, yani avukata ve icraya verilmiş olan kredi kartı borçları bu yapılandırmadan yararlanamıyor. Bu yapılandırma takibe düşmemiş ihtiyaç kredileri ile kredi kartı borç bakiyesinden oluşan "canlı" kredileri kapsıyor.Kredi kartlarında iki üç yılda bir, kart mağdurları oluşuyor. Zaman zaman da kart borçlarının yeniden yapılandırılması yapılıyor.  Kart sorununu çözmek istiyorsak, yüzde 25'e çıkan akdi faizi ve yüzde 34'e çıkan gecikme faizini indirmek gerekir. Yani hedef, bataklığı kurutmak olmalıdır. Sinek öldürmekle sorunu çözemeyiz.

…***

Murat Çabas, Yeni Mesaj gazetesinde, “Yeni darbe kapıda mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türk İş, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerinden yola çıkarak yaptığı açlık ve yoksulluk sınırı çalışmasının sonuçlarını açıkladı. Buna göre Türkiye’de bir ailenin açlık sınırı bin 386 TL, yoksulluk sınırı ise 4 bin 515 TL…Malum, açlık sınırı bir ailenin sadece mutfak masrafını, yani karnını doyuracağı minimum rakamı ifade eder.Ülkemizde asgari ücretin bin 300 TL olduğunu, çoğu ailenin de asgari ücretle geçinmeye çalıştığını dikkate aldığımızda, sabahtan akşama kadar tam mesai yapan bir kişinin aldığı maaşla ailesinin karnını bile doyuramadığı gerçeğiyle karşılaşıyoruz.Resmi rakamlara göre, Türkiye’de bir asgari ücretli ortalama 3 kişinin karnını doyurmaya çalışıyor, sizce bu mümkün mü?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

…***

Yoksulluk sınırı ise 4 bin 515 TL… Yoksulluk sınırı, bir ailenin mutfak masraflarının yanı sıra, barınma, iletişim, ulaşım, eğitim, sağlık gibi harcamalarının minimum rakamını ifade ediyor. Yani 4 bin 515 TL geliri olan bir vatandaş sağlıklı bir şekilde ailesinin bu ihtiyaçlarını ancak karşılayabiliyor. Bu gelirin altındaki aile ise “yoksul” kabul ediliyor.

Ülkemizde milyonlarca asgari ücretli bu yoksulluk sınırının çok uzağında, açlık sınırının dahi altında bir maaş alıyor, milyonlarca memur ise bu yoksulluk sınırının çok altında maaş alıyor. Yani üst düzey yönetici olmayan, özel bir gelire sahip olmayan, ya da karlı bir işletmeye sahip olmayan bir vatandaş asla bu geliri elde edemiyor.

Türkiye’nin yüzde 90’ınından fazlası yoksul ve doğal olarak geliri giderini karşılamadığı için de borçlu… Yoksa ülkemizde 19,5 milyon hane bulunmasına rağmen 25 milyon icra dosyası olmasını nasıl izah edebiliyorsunuz?

Bu açlık ve yoksulluk sınırı çalışmasının sonuçları, ülkemizdeki bütün gazeteler ve medya kuruluşları tarafından yayınlandı.

Açlığın ve yoksulluğun bir neticesi olan icra dosyalarındaki patlama, artan intiharlar, yaşanan cinnet tabloları, cinayetler, gasplar, hırsızlıklar her gün gazetelerin sayfalarında ve televizyonların ana haber bültenlerinde gösterilmektedir.

Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, vatandaşların geçinebileceği bir gelire sahip olmadan yaşamaya çalışmasının ne tür neticeler doğurabileceğiyle alakalı dünkü yazısında şu uyarılarda bulunmaktadır:

“FETÖ’nün darbe girişimi ve akabinde yapılan soruşturmalarından dolayı toplumsal sorunları bir kenara bırakan hükümetin bir an evvel tedbir alması gerekiyor. Toplu taşıma araçlarında yaşanan iki olay esasen milletimizin yaşam şartlarında ne kadar zorlandığını göstermekte. Açlık sınırının asgari ücreti geçerek 1386 TL'ye ulaştığı günümüzde, yoksulluk sınırı 4 bin 515 TL'ye baliğ oldu.

Tencere kaynatmayı unutan vatandaşların, her gün ekranlarda seyrettiği terör haberlerini, ölenlerin cenaze merasimlerini gördüğünü unutmayın. Siz bunlara stratejik ortak denilen ABD'nin vatandaşlarını ülkeye geri çağırma haberlerini, Gaziantep'deki “AVM'lere girmeyiniz bomba patlayabilir” uyarılarını, güvenlik gerekçesi ile kapanan konsoloslukları da ekleyin. Ortaya cinnet toplumundan başka bir şey çıkmıyor…”