Türkiye'den köşe yazarları
Güray Öz, 3 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Gazetecilik Suç Değildir” bazşlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Olağanüstü halin uzatılacağı hatta 12 aya kadar uzayabileceği söylendi. Hükümet yetkilileri ise OHAL’in hedefinin sınırlı olduğunu iddia etmeyi sürdürüyorlar. Ne var ki bu, gerçeği yansıtmıyor. Uygulamaların darbecilerle sınırlı kalmadığı, hem on binlerce kişiyi kapsamasından hem de darbecilerle hiçbir ilişkisi olmayan, olamayacak kişilere, kurumlara uzanmasından bellidir. Basına, gazetecilere, akademisyenlere yönelen uygulamalar da bunu kanıtlıyor. En son yine TV kanallarına, radyolara yönelen kapatma kararları bunun taze örneği.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin konuyla ilgili açıklaması bu durumu net bir şekilde saptıyor. Açıklama şöyledir:
“Çağdaş demokrasiler farklı görüşlere tahammül rejimleridir. Bütünüyle medyanın karşı çıktığı darbe girişiminin ardından başlayan OHAL sürecinde ne yazık ki, medya kuruluşlarının kapatılma süreci devam etmektedir.
Son olarak dün akşam saat 20.00 itibarıyla, aralarında Hayatın Sesi’nin de içinde olduğu çok sayıda kanalın yayını, herhangi bir gerekçe gösterilmeden TÜRKSAT tarafından durdurulmuştur. OHAL ilanından bu yana 100’den fazla gazeteci tutuklanmış, 2 bin 500’e yakın gazeteci işsiz kalmıştır. 115 gazetecinin sürekli kartı, 660 gazetecinin sarı basın kartı iptal edilmiştir.
İktidarla aynı görüşü paylaşmayan gazeteciler hedef gösterilmekte asılsız ihbarlarla gözaltına alınmaktadır. OHAL Başbakan’ın ifade ettiği gibi sadece devlete uygulanmalıdır. Halkın haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı için çalışan gazetecilerin hedef alınmasından vazgeçilmelidir. Gazetecilik suç değildir. Sahada çalışan haberciler olağan şüpheli olarak görülmemelidir. Gazeteler ve TV kanalları kapatılmamalıdır. Gazetecilik mesleğinin suç olarak görülmediği bir ortamın gerçekleşmesini umutla bekliyoruz.”
…***
Abdulkadir Selvi, 3 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Komutanlar ne düşünüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“DARBE gecesi bombalanan Meclis'in yıkıntıları arasından geçip, tören salonuna girdik.Meclis Başkanı İsmail Kahraman ile salona birlikte girdik. Başbakan Binali Yıldırım ilk gelenler arasındaydı. Kalabalığın arasından gazetecilerin olduğu bölüme geldi. “Basın ihmale gelmez” dedi. Morali yerindeydi. Beyaz gömlek giymiş, kırmızı kravat takmıştı. Milliyet Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan, “Kırmızıbeyazsınız” dedi. Başbakan’ın karşılığı, “Kırmızıbeyaz, başka renk var mı?” oldu.CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile tokalaşırken, Grup Başkanvekili Engin Altay, “Adil Öksüz meselesi” deyince gülüştük.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları tören salonunun ortasında duruyorlardı. Askerler, darbe gecesinde yaşadıklarından dolayı sivillerin geçmiş olsun dileklerini kabul ediyorlardı. Genelkurmay Başkanı, “İkinci bir darbe girişimi olur mu” sorusuna tepki gösteriyordu. Yıllarımız bu tür resepsiyonlarda askerin seçilmişlere ayar verdiği açıklamaları takip etmekle geçtiği için, bir gün Genelkurmay Başkanı’ndan darbeye karşı çıkan bir açıklama alacağımızı rüyamda görsem inanmazdım.
İçine düştüğümüz durumu düşünün. Meclis’in açılış resepsiyonunda “İkinci darbe olur mu, olmaz mı” diye soruluyor. Genelkurmay Başkanı, “Ben şahsen ihtimal vermiyorum” dedi. Başbakan, “Gelecekleri varsa görecekleri var” diye meydan okudu. İçişleri Bakanı Soylu, “Tokmağı kafalarına indiririz” dedi. Milli Savunma Bakanı Fikri Işık ise daha temkinliydi. “İkinci darbe teşebbüsü ihtimalini görmüyorum” dedi ama ekledi, “Bireysel girişimler her zaman olabilir”. Birinci darbe girişimini bildiler mi ki, ikinci kalkışma ihtimaline ilişkin kanaatleri geçerli olsun denilebilir. Darbe girişimine karşı direnen bir Cumhurbaşkanı, darbecilere karşı ölümü pahasına mücadele eden bir hükümet ve darbecilerin darbe bildirisine imza vermeyen, bu yüzden derdest edilen Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları gerçeğini de göz ardı etmeyelim.
Darbe gecesine ilişkin olarak kuvvet komutanlarıyla yazılmamak kaydıyla sohbetlerimiz oldu. Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak, korumasını göstererek, “Bu çocuk kahramandır” dedi. “Darbeciler beni derdest edip başıma bastıkları sırada beni kurtarmak için hücum eden, bu sırada bacaklarından vurulan çocuk budur” dedi. Anlatırken o geceyi yeniden yaşıyordu. Çok büyük bir travma. Darbe öncesine ilişkin kafama takılan sorulardan biri de Kara Kuvvetleri Komutanı Salih
Zeki Çolak’ın, Kara Havacılık Okulu’nda incelemelerde bulunduktan sonra neden Genelkurmay Başkanı’na dönüp bilgi vermemesiydi. Sordum. Salih Zeki Çolak Kara Havacılık’tan ayrıldıktan sonra Genelkurmay Başkanı’nı 3 kez aramış. Telefona çıkan Genelkurmay Başkanı’nın yaveri darbecilerden Levent Türkkan, “Komutanım müsait değil” diyerek görüştürmemiş. Bir defasında telefon bağlanırken, “Komutan” diye bir ses duymuş, telefonu kapatmışlar. O sırada Hulusi Akar derdest ediliyormuş. Salih Zeki Çolak, Kara Havacılık’tan ayrıldıktan sonra, yanında bulunan Kurmay Başkanı’na,“İçimde bir sıkıntı var, gidip tekrar kontrol edeceğim” demiş. Tam o sırada Başyaver arayıp, “Komutan sizi bekliyor” deyince Genelkurmay’a gitmek durumunda kalmış. Salih Zeki Çolak, Kara Havacılık’tayken darbeci pilotlar, sivil araçlarıyla nizamiye dışında yolun kenarında beklemiş, komutan ayrılınca içeri girmişler.
Darbe konusu ne zaman açılsa komutanların gerildiğini ve o anı tekrar yaşadıklarını fark ettim. Huzursuz bir halleri vardı.
…***
Mehmet Kara, 3 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, “Asılsız ihbarların bir bedeli var!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL kapsamında yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile yüzbini aşkın memurun açığa alınması ve 60 binin üzerinde memurun görevine son verilmesinden sonra “mağduriyet”lerin konuşulmaya başlamasından sonra illerde valilikler, Ankara’da Başbakanlık’ta uzun kuyruklar oluşmaya başladı.İhraç edilen memurlar haksız şekilde işten atıldıklarını ispatlamaya çalışırken, bir yandan da haklarını aramak, atıldıkları işlerine geri dönmek için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hükümet, mağdur olduğunu söyleyenlerin çığ gibi artmasından sonra şikâyetlerde imzasız ihbarların çöpe gideceğini açıklamıştı.
Ancak bir durum daha vardı. Asılsız, mesnetsiz ya da ihbarda bulunanlar için bir yaptırım yapılması gerekiyordu.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, asılsız ihbarların çok büyük bir suç olduğunu herkesin bilmesi gerektiğini söylemesi de bu anlamda mağdurlar açısından önemli bir gelişme oldu. Kurtulmuş, “Öyle oturduğu yerden ‘Bir mektup yazayım da şunu şikâyet edeyim’ demenin de bir bedelinin olduğunu herkes bilmelidir” şeklindeki vurgusu da yerinde oldu.
Böylece de, asılsız, mesnetsiz, kin, garez gibi sebeplerle şikâyette bulunanların bundan sonra bir kere değil, bin kere düşünmesi gerektiği de ortaya çıkmış oldu.
Derecelendirme kuruluşu Moody’s’in Türkiye’nin notunun düşürülmesine başta Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım olmak üzere birçok bakan sert tepki gösterdi.
Erdoğan, bu kuruluşların “sipariş” üzerine not verdiklerini söylerken, “Bunların cebine 3-5 kuruş para koy, istediğin notu al” diye sert bir ifade kullandı. Yıldırım ise, bu kuruluşların raporlarına göre Türkiye’nin hizaya geçmeyeceğini söyleyerek tepkisini ifade etti. En ilginç tepkiyi ise, “Birileri not indirmiş, kaldırmış umurumuzda olmayacak. Vız gelir tırıs gider” diyen Enerji Bakanı Berat Albayrak gösterdi.
Bu kuruluşa böyle sert tepkiler gösterilirken, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, “Kredi notunun düşüşünü ciddiye alıyoruz, tekrar yükseltmek için yoğun bir çaba içine gireceğiz” demesi ilginç bir durum ortaya çıkardı.
Şimşek, bu konuşmasını Erdoğan kuruluşa sert tepkisini göstermeden önce yapmıştı. Şimdi merak edilen, fikrini değiştirip değiştirmeyeceği…
İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson geçtiğimiz hafta içinde Ankara’ya gelerek başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere Başbakan Yıldırım, AB Bakanı Çelik ve Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile görüştü.Ancak onu en çok meşhur (!) eden de, İngiltere’de yayınlanan bir derginin Mayıs sayısında açtığı “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret içerikli şiir yarışması”nda birinci olmasıydı!
İngiliz bakanın Türkiye ziyaretinde en başta Erdoğan’ın göstereceği tepki merak ediliyordu. Görüşmelerde bu konu gündeme gelmediği söylenirken, esprilerin havada uçuştuğu yüzlere yansıyordu. Erdoğan ile fotoğrafa bakılarak bu şiirin ima yolu ile bile gündeme gelmediği yorumları yapıldı.