Türkiye'den köşe yazarları
Kazım Güleçyüz, 4 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Başkanlık olmadığı için mi ibre OHAL’e döndürüldü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“15 Temmuz’dan bir hafta sonra üç ay için ilan edilen OHAL’in iki ayı dolduktan sonra kaldırılıp kaldırılmayacağı değil, uzatılıp uzatılmayacağı ekseninde oluşturulan gündem, MGK’dan çıkan “Üç ay uzatılsın” şeklindeki “tavsiye” kararı ve Erdoğan’ın bunu takip eden beyanları ile devam ediyor.Hatırlanacağı gibi, OHAL ilan edildiğinde bunun bir-bir buçuk ay içinde kaldırılmasını bir temennî olarak dile getiren bakanlar olmuştu. Uzatma bahsi konuşulduğunda muhtemelen aynı isimler “Artık bitirelim” demiş olmalılar ki, Cumhurbaşkanı onlara şöyle dokundurdu:“Bakan arkadaşlara akıl veriyorlar, diyorlar ki: ‘Bir yıl olağanüstü hal Türkiye için doğru değil, şu üç ayı bir daha uzatmayın ha.’ ”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Muhtarlara hitaben yapılan konuşmanın bu kısmında “coşan” bir muhtar OHAL için “12 ay olsun” deyince de Erdoğan’ın mukabelesi “Dur bakalım ya, sabırlı ol, belki 12 ay da yetmeyecek” şeklinde oldu.
Ve milletin OHAL’in uzamasından yana olduğunu savunan Cumhurbaşkanı bunu hemen oracıkta yaptığı oylamanın sonucu ile “ispatlayıverdi.” Muhtarlar ittifakla OHAL’in uzatılması için el kaldırdılar.
Böylece MGK ile başlayıp muhtarlarda sonuçlanan ve hükümetle Meclisi emrivaki ile karşı karşıya getiren “Saray usulü demokrasi”nin bir örneği daha sergilendi.
Erdoğan’ın “Normal zamanlarda yapamadığımız birçok şeyi OHAL’de yapabiliyoruz” sözü ve anamuhalefetin “Ne yapmak istiyorsanız Meclise getirin, orada yapalım” teklifini geri çevirmesi, şartlara bağlı istisnaî ve geçici bir yönetim modeli olarak öngörülen OHAL’i iyice benimseyip kalıcı kılma niyetini mi ele veriyor?
Böyle bir niyet varsa, bunun demokratik hukuk devletine ödeteceği ağır bedeller ya dikkate alınmıyor veya bile bile ve göz göre göre, başka hesaplarla gözardı ediliyor.
Başkanlık ısrarı toplumda yeterli desteği bulamayınca, ucu açık ve sonu belirsiz bir OHAL uygulaması ile, adı konulmamış bir başkanlık sistemi hayata geçiriliyor.
Ve Meclis fiilen bypass edilerek OHAL KHK’ları ile yapılan olağanüstü tasfiyeler, sebep oldukları geniş çaplı mağduriyetlerle toplum vicdanında yeni yaralar açıyor.
…***
Abdulkadir Selvi, 4 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Gülen üç ülkeye kaçabilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CUMHURBAŞKANI Erdoğan, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmesinde, Gülen'in iadesini gündeme getirince, ilginç bir diyalog yaşanıyor. Biden, bunalmış bir vaziyette, "Elimde imkân olsa onu Mars'a gönderirim" diyor.Mars’tan vazgeçtim Türkiye’ye göndermiyorlar. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a göre, Gülen konusunda sunduğumuz deliller çok güçlü. O nedenle ABD bu işten kaçamaz. Türkiye’de çok kanlı bir darbe girişimi olmuş, darbenin arkasında Fetullah Gülen’in olduğunu Mısır’daki sağır sultan bile duymuş. Darbeciler, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı, Fetullah Gülen’le görüştürmek istemişler. Darbeciler, Gülen’le ilgili itiraflarda bulunmuşlar.”diyen yazar, yazısının dveamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Adalet Bakanı resmi kanıtları bizzat kendi eliyle sunmuş. Bekir Bozdağ haklı olarak “Daha ne olsun”diyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’deki bir programına girerken yakaladığım bir bakana, “Gülen konusundaki katı tutumlarını sürdürüyorlar mı?” diye sormuştum. “Biraz esneme var. Eski katı tutumlarını terk ettiler” karşılığını vermişti. Daha da meraklandığımı görünce, “Üçüncü ülkeye gönderecekler gibi” diye fısıldamıştı. Dönerken uçakta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bu ihtimali de sorduk. “Bir ilerleme olur” dedi.
Gülen’in iadesiyle ilgili olarak ABD makamlarına sunulan dosyada başka bir talep daha var. Gülen’in üçüncü bir ülkeye kaçma ihtimaline karşılık olarak “Tedbiren tutuklanması” talebi bu. ABD’nin Reza Zarrab için uyguladığı tedbiri biz de Gülen için istiyoruz. Hem de deliller var. Dosyada Gülen’in üç ülkeye kaçma ihtimalinden söz ediliyor. Brezilya, Belçika ve Kanada. Gülen’in ikameti için üç ülkede yürütülen temaslara yer veriliyor. Gülen için Kanada’da hazırlanan ikametgâha ilişkin bilgiler yer alıyor. İade konusunda umutlu olunmasa da üçüncü ülke ve geçici tutuklama yönünde bir beklenti hâkim. Üç ülkeyle de suçluların iadesi anlaşmamız var. Gülen’in iadesiyle ilgili temasları yürütenlerde, ABD bizi oyalıyor kanaati hâkim. Yoksa Gülen’in darbedeki rolünü Türkiye’den daha iyi biliyorlar. Hadi bizim istihbarat birimlerimiz darbe girişimini tespit edemedi. Peki Türkiye ile ABD arasında gidip gelen darbe planlarından CIA’in haberi olmadı mı? Haber mi dediniz!? Amerika’nın, Fetullah Gülen gibi kullandığı çok isim var. Ancak Gülen’i muhafaza etmenin Amerika açısından sıkıntıları ortaya çıktı. ABD, Gülen’i iade etmedikçe...
1 Darbenin arkasında CIA var inancının güçlenmesinden endişe ediyorlar.
2 Türkiye’de Amerikan karşıtlığı artıyor.
“Gülen’i üçüncü ülkeye gönderecekler” kanaatinin oluşmasının bir nedeni de bu. Şimdilik bu işi yargıya havale edip kurtulur
muyuz havasındalar.
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile son durumu konuştum.
“FETÖ Amerika için kullanılabilir bir maşa olmaktan çıktı. FETÖ onlar açısından yatırım yapılabilecek mi diye hesap
ediyorlar. Bunu üçüncü ülkelerde de kullanırız diye düşünüyorlar.”
Tabii 170 ülkede örgütlü olan bir yapı. Aynı zamanda darbe yapacak kadar da operasyonel. Adalet Bakanı Bozdağ’a işin bu
yüzünü sordum. “Diğer ülkeler bizde de darbe yaparlar mı diye düşünmeye başladılar. 15 Temmuz’dan sonra tedbir almaya
başladılar. Azerbaycan ve Gambiya tedbir aldı. Diğer ülkelerde de uzun vadeli gelecekleri kalmadı.”
Gülen’in iadesi konusunda Amerikan makamlarıyla görüşen bakanlardan biri, ABD’nin seçim sürecinde olmasına dikkat
çekti. ABD İç Güvenlik Bakanı Jeh Johnson, “Seçimi Demokratlar dahi kazansa, bizim ekip gidiyor, dosyaları yeni gelen
ekibe devredeceğiz” demiş. O bakana göre, ABD yönetimi çok sıkışırsa Gülen’i Mısır ve Güney Afrika gibi ilişkilerimizin
problemli olduğu ülkelere de gönderebilir. Ama ağır basan ihtimal Gülen’in anavatanı olan Türkiye’de değil, esas vatanı kabul ettiği ABD’de öleceği yönünde.
…***
Emin Çölaşan 4 Ekim tarihli Sözcü gazetesinde, “Hukuksuzluğa dur diyelim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sevgili okuyucularım işi gücü bıraktık, aylardan beri Fetullah‐cemaat‐FETÖ üçlüsüyle yatıyor ve onlarla kalkıyoruz. Türkiye'nin bütün gündemini bu üç unsur belirliyor. Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi bu sürecin üzerine tuz biber ekti! On binlerce insan açığa alındı, devlet memurluğundan çıkarıldı, şirketlere el konuldu ve binlerce kişi tutuklandı. Hiç kuşkunuz olmasın, bu süreçte çok büyük haksızlıklar yapıldı ve yapılıyor. Kurunun yanında yaş da yakılıyor, bir sürü masum insana ıstırap çektiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Gazetecilik yaşamım boyunca haksızlığa‐hukuksuzluğa her zaman karşı çıktım. Yazılarım ortadadır. Bizim AKP yandaşı iktidar medyası yıllar boyunca Fetullah cemaatine destek verdi ve onları savundu. AKP iktidarı bu cemaati her zaman korudu ve kolladı. Recep Bey'in “Bizden ne istediniz de vermedik” sözü bunun kanıtıdır.Cemaati taşeron‐tetikçi olarak kullanan, onların özel sektörde ve devlette palazlanmasını sağlayan, en kirli işlerine bile destek veren, milletvekillerini Pensilvanya'ya gönderip el öptüren işte bu iktidardır… Ve bu iktidarın aslında yatacak yeri yoktur ama kim hesap soracak! Biz bu Fetullah rezaletinin yıllar boyu üzerine giderken, cemaat en büyük desteği bugünkü iktidar
medyasından alırdı. Günün birinde AKP‐Cemaat kavgası patladı. Hükümet ne zaman ki bunlara tavır koydu, iktidar medyası desteğini kesti.Şimdi yapılan yüzlerce, binlerce hukuksuzluk var. Masum insanlar mağdur ediliyor…Ve iktidar medyasından bu konuda tık yok!
Bizim ülkemizde ne yazık ki bazı hastalıklar vardır:
– Haksızlık ve hukuksuzluk bana yapılıyorsa kötüdür, benden yana olmayanlara yapıldığı takdirde iyidir. Bir adım daha gidersek…
– Ülkeyi soyanlar bendense göz yumarım, benden değilse üzerine giderim.
– Benim teröristim iyidir…
Türkiye'de şimdi bu süreci yaşıyoruz.