Türkiye'den köşe yazarları
Mustafa Ünal, Zaman gazetesinde, “Ankara'yı kalbinden vurdular: Türkiye yaralı.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Beş ay önceki patlama için “Ankara'nın göbeği” tabiri kullanılmıştı. Olay mahalli Meclis'e, bakanlıklara yürüme mesafesindeydi çünkü. İntihar eylemcilerinin sırtlarında patlayıcı dolu çantalarla bu noktaya kadar nasıl gelebildiğinin cevabı yoktu. Ne failler ne arkasındaki güç tam çözülebildi. Soru işaretleriyle unutulmaya terk edildi. Oysa Cumhuriyet tarihinin en ağır saldırısıydı.Doğrusu terörün bu çizginin daha ötesine geçeceğine hiç ihtimal vermezdim. Ama önceki akşam Ankara'nın tam kalbinde, Meclis'in, Genelkurmay'ın dibinde bomba yüklü araç büyük gürültüyle patladı. Ve bütün Türkiye'yi sarstı. Hareket halindeki bombalı otomobil askeri servis araçlarının arasına daldı. 28 ölü... Onlarca yaralı. Aslında 80 milyon yaralı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Başkent'in göbeği... ‘Devletin kalbi' nitelemesi doğru. Her metrekaresi kameralarla izlenen bir bölge burası. Güvenliği en üst düzeyde olması beklenen yer. Eğer patlayıcılarla dolu araç askeri hedefleri vurmak için bu noktaya kadar gelebiliyorsa söylenecek pek söz kalmamış demektir. Burada da ‘istihbarat ve güvenlik zaafı yok' deniyorsa -ki deniyor- konuşmak beyhude.
Kilolarca patlayıcı güvenlik duvarlarını aşarak devletin kalbine kadar nasıl geldi veya gelebildi? Araç temini, patlayıcılar, düzeneklerin hazırlanması bir düzine işlem ağa nasıl takılmadı? Ülkenin güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı Efkan Ala nerede? Onun görevi kınamak, tepki göstermek değil. O terörü engellemekle mükellef. Ankara patlaması ‘güvenlik ve istihbarat' zaafının neticesi. Bunun konuşulması, tartışılması şart. Benzer acıların tekrarlanmaması için.
Zamanlama elbette manidar. Suriye'ye operasyonun konuşulduğu günlerde... PYD-YPG güçlerine karşı kara harekatının tartışıldığı ortamda... Devletin zirvesinin Suriye savaşını masaya yatırdığı saatlerde... Bu patlama tesadüf olamaz. Ne yeri, ne zamanlaması açısından. Tesadüfe yer yok. Olay mahallinin özel seçildiği açık. Hedef doğrudan asker. Ve devlet tabii. Neden asker? Sebebi çok.
Askerin Suriye operasyonuna sıcak bakmadığı sır değil. Bir kara harekatının riskleri çok fazla. Bugün Suriye girmesi kolay çıkması zor bir coğrafya. Bunu en iyi bilen asker. Siyasi irade biraz daha heyecanlı. Ve maceraya yatkın. Bütün hesapları ‘kısa dönemli'. AKP iktidarı kalıcı ve uzun ömürlü strateji üretmekten de uygulamaktan da uzak. Yürüttüğü günlük, haftalık stratejiler... Stratejik derinlik lafta.
Bugün en büyük düşman ilan ettiği PYD-YPG geçen yıl bu vakitler dosttu. Salih Müslim Ankara'da ağırlanıyordu. Kobani'de sıkışan YPG'nin imdadına yetişmesi için Türkiye Peşmerge'ye geçiş koridoru açmıştı. Son Ankara patlamasının askeri Suriye'de sahaya çekmek isteyenlerin hesabına çalışacağı aşikar.
Olayın faili çok erken tespit edildi. Birkaç saat sonra isim ve bağlantıları ortaya çıktı. Ertesi günü Cumhurbaşkanı ve Başbakan doğruladı. Fail ‘PYD-YPG bağlantılı' dedi. Her iki ismin de mesajı içeriden ziyade uluslararası kamuoyunaydı. En açık adres de Washington... ABD, Türkiye'nin telkinlerine rağmen YPG'yi terör örgütü olarak görmekten kaçındı. IŞİD'le mücadelesini öne çıkardı. Türkiye'nin YPG'yi hedef alan top atışlarından rahatsız oldu. Dışişleri Bakanlığı BM Güvenlik Konseyi Daimi üyesi 5 ülkenin büyükelçilerini bilgilendirdi. Saldırıyı gerçekleştiren Salih Neccer'in YPG ile bağlantısını gösteren belgeleri paylaştı. Bir yandan acının yası tutulurken diğer yandan YPG terörüne dikkat çekildi.
Nereden bakılırsa bakılsın devletin kalbini hedef alan Ankara patlaması ‘dönüm noktası'. Çok yönlü sonuçları olacağı kesin.
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Toparlayıcı bir hükümet şart”başlıklı yazısını okuyu8cularla paylaşıyor.
“Bildiğiniz gibi devletin asli görevi olan tam kamu hizmetleri; iç ve dış güvenlik, bağımsız ve adil yargı, makro ekonomi yönetimi ve diplomasi hizmetleri olarak sıralanır. Eğitim ve sağlık hizmetleri ise yarı kamusal hizmetler olarak tanımlanır. Yani eğitim ve sağlık türünden yarı kamusal hizmetleri özel sektör üretebilir. Özel sektörün eksik üretimini devlet tamamlar. Ama tam kamusal hizmetleri özel sektörün vermesi kabul edilemez. Çünkü bu tür tam kamusal hizmetlerin faydası bölünüp pazarlanamaz.Gelelim bu kısa açıklamayı niye yaptığımıza…Yaptık, çünkü; Türkiye’de devleti yöneten siyasi iktidar ülkeyi kutuplaştırarak yönetme politikası izlediğinden devlet tam kamu hizmetlerini yeterince veremez oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Yaşanan terör olayları güvenlik hizmetinin aksadığını bize gösteriyor. Yine Suriye ve Ortadoğu’da izlenen dış politikanın hatalı olduğu ortaya çıktı. Bu arada Avrupa Birliği ülkelerine giden göçmenlerin iadesi anlaşmasına hiçbir koşul koymadan imza atılması da izlenen dış politikanın zafiyetini bize gösterdi.
Yargı hizmetleri ise yapılan kamuoyu yoklamalarında güvenilirliği azalan hizmetler arasında yer alıyor. Adalet Bakanı’nın, Bütçe ve Plan Komisyonu’na yaptığı açıklamada; OECD verilerine göre, Türkiye’de yargıya güvenen vatandaşların oranı 2014 yılında yüzde 48 düzeyinde görünüyor.
Makro ekonomi yönetimine gelince…
Sık sık değişen makro ekonomi politikaları nedeniyle ihracat sürekli geriliyor, döviz rezervleri azalıyor, milli gelir dolar bazında düşüyor, işsizlik ve enflasyon artıyor. Hattâ işsizlik ve enflasyonda yükselen ülkeler arasında dünyada üçüncü ve dördüncü sırada olduğumuzu hemen hatırlatalım. İşte devletin ürettiği tam kamusal hizmetlerde durum böyle olunca AKP hükümetinin devleti iyi yönetemediğini söylemek herhâlde yanlış olmaz.
Peki, ne yapılmalı?
Şu yapılmalı. Tam kamu hizmetlerinin iyi verilebilmesi için toparlayıcı ve kapsayıcı yeni bir hükümetin kurulması ve devleti yönetmesinde fayda var. Bu öneriyi Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin toparlanabilmesi için 7 Haziran seçimlerinden sonra yapmıştı. Maalesef erken seçime zorlandı bu ülke. İki seçim arasında yaşanan terör olayları nedeniyle tek parti istikrar getirir söylemine vatandaş inandırıldı. Ama sonuç öyle olmadı. AKP’nin tek parti iktidarı istikrar getirmedi. 1 Kasım seçimlerinin ardından ekonomide olumsuz süreç devam ediyor. Yabancı sermaye stoku azalıyor. Türkiye’de oturanlar yatırımlarını diğer ülkelere kaydırıyorlar. İhracat azalıyor. İşsiz sayısı çoğalıyor. Kişi başına gelir azalıyor. Bu arada çevre ülkelerle savaş riski artıyor. Toplumsal barış azalıyor.
O hâlde devlet hizmetlerini kapsayıcı ve kaliteli biçimde verecek toparlayıcı hükümet nasıl kurulmalı?
Şöyle kurulmalı; nasıl Anayasa Komisyonu’na TBMM’de bulunan her siyasi partiden eşit sayıda üye alındıysa toparlayıcı hükümete bu şekilde üye alınabilir. Böylece ülke bu sıkıntılı dönemi aşar. Ve genel seçimlere 2019’da gidilir. Aksi takdirde AKP tek parti hükümetiyle toparlanmak mümkün görünmüyor.
…***
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Bombalar neden patlıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ankara’daki patlamadan bir gün önce istihbarat birimlerinden medyaya aktarılan bir bilgide, PYD’nin eylem yapmak üzere Türkiye’ye bazı militanları gönderildiği bildirildi.Değişik gazetelerde çıkan haber aynen şöyle:“Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG bağlantılı 14 kişilik bir terör grubunun ülkeye sızdığını belirledi. MİT raporunda, “Teröristlerin hedefinde Avrupa ve Körfez ülkelerinden Türkiye’ye turistlerin geldiği uluslararası bir havaalanı var” denildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye, 13 Şubat’tan itibaren “angajman” kuralları çerçevesinde Suriye’deki YPG hedeflerini vuruyor. MİT, Suriye’de faaliyet yürüten 14 teröristin PYD Lideri Salih Müslim’e bağlı Kürt grupların yardımı ile yasadışı yollardan ülkemize girdiği tespit etti.
MİT’in Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı ile paylaştığı “kozmik” raporda, Salih Müslüm’e bağlı grupların yardımı ile eylem yapmak için Türkiye’ye sızan 14 teröristin isimleri de belirlendi.”
Bu haberin çıkmasından bir gün sonra Ankara’da bombalar patlıyor, 28 ölü 61 yaralı.
Ne gariptir ki devletin istihbarat birimleri PYD adına Türkiye’ye eylem için gelen kişileri isim isim biliyor, nereyi bombalayacağını biliyor, ne zaman Türkiye’ye girdiklerini biliyor ama “eylemi engelleyemiyor!”
Yani istihbarat hiçbir işe yaramıyor.
Türkiye öncelikli olarak kendi topraklarını koruma ve kollama refleksi ile hareket etmesi gerekirken Suriye’nin Halep şehrinin, Azez kasabasının, Minnig havalimanının güvenliğini koruma derdine düştü.
“Türkiye’de neden bombalar patlıyor?” sorusuna bir de bu açıdan bakmakta fayda var.
Türkiye bu saldırıyı bahane ederek Suriye’ye girme emellerini realize etmeye kalkarsa daha büyük felaketler karşımıza çıkacak demektir.