Türkiye'den köşe yazarları
Remzi Özdemir, Yeniçağ gazetesinde, “nekadar güvendeyiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre, telefonla yapılan dolandırıcılık olaylarında resmen patlama var.Bu suç oranındaki artışta kimse polisi suçlayamaz.Çünkü polis, neredeyse tüm cep telefonlarına her ay SMS yollayarak uyarıyor.Polis sizi telefonla arayıp para istemez!Gel gör ki vatandaş, yine de aynı numaraya geliyor.Son dönemde bir başka dolandırıcılık konusu banka korkusu.Dolandırıcılar bankadan aradıklarını söyleyip geçen yıl sigorta yaptırdıklarını ve uzatmak için onay istiyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Vatandaş tabii ki hemen itiraz ediyor. Böyle bir sigorta yaptırmadığını söylüyor. Dolandırıcı öyle bilgiler veriyor ki inanmamak imkânsız.
"Filan banka kartı, sonu 1450 ile biten karttan ödemişsiniz. Bilginiz dahilinde değilse 750 TL hesabınıza iade edelim..."
İşte bu cümle vatandaşı eritip, mantığının durmasına neden oluyor.
Banka ona 750 lira iade edecek.
Hemen kabul ediyor. Dolandırıcı onay için kartın tüm bilgilerini istiyor. Tabii ki anne kızlık soyadı ile birlikte.
İşlem bitiyor ve paranın 3 gün içerisinde kredi kartınıza iade olacağını söylüyor.
Siz bunun keyfini yaşarken adamlar kredi kartınızın bilgileri ile yurt dışı üzerinden internetle alışveriş yapıyor.
Eğer cebinize gelen SMS'leri anında görüp bankayı arayıp dolandırıldığınızı söylerseniz paranızı kurtarma umudunuz var. Ancak bir çok kişi maalesef bunu yapmadığı için çok rahat dolandırılıyor.
Sorun bankalar
İnsanlar neden bu hale geldi?
Bence bunun sorumlusu bankalar. Vatandaşı o kadar çok telefonla arıyorlar ki artık neyin gerçek, neyin sahte olduğunu anlamak mümkün değil.
Dün 0850'li bir numaradan arandım. Arayan kişi 20 yıldır çalıştığım bankadan olduğunu iddia etti ve bilgilendirme amacıyla aradığını söyledi. Konu nedir dediğimde önce kimlik bilgilerinizi doğrulamamız lazım dedi.
Ben seni aramadım ki! Sen beni aradın. Niye teyit için özel bilgilerimi vereyim ki!
Yine de konuyu söylemek için bazı özel bilgilerimi sordu. Doğal olarak İzmir Emniyet Müdürü'nün dediği gibi küfür edip kapattım.
Sonra öğrendim ki gerçekten beni arayan bankaymış. Kredi pazarlamak için beni aramışlar.
İyi de kardeşim, kredi pazarlaması için sen müşterini arıyorsun ve neden benden özel bilgilerimi istiyorsun.
Daha bunun gibi bir çok olay üst üste gelince sonuç olarak insanlar telefonla dolandırılıyor.
Türkiye Bankalar Birliği artık müşteriye telefonla pazarlama yapılmasını yasaklamalı. Sadece özel durumlarda vatandaş aranmalı. Bugün insanlar bankalardan gelen telefonları açmamaya başladı.
Çok önemli bir konu bile olsa maalesef açmıyorlar.
Nitekim, emekli bir vatandaş adına sahte kimlikle kredi başvurusunda bulunuluyor. Bankacı onay için sistemden emekli müşterinin numarasını bulup defalarca teyit için arıyor. Ancak bankaların aramasından bıkan emekli vatandaş açmıyor ve 6 ay sonra 10 bin liralık icra emri ile karşı karşıya kalıyor.
...***
Mehmet Çetingüleç, Zaman gazetesinde, “Nereye gidiyoruz, ne yapmalıyız?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Güneydoğu ekonomisinde çöküş, artan işsizlik, tırmanan terör, devam eden çatışmalar, büyükşehirlerde patlayan bombalar ve buzdolabında imha edilen çözüm süreci.Ankara'daki hain saldırıdan sonra eski MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öneş'le “ne oluyor” ve “ne yapılması gerekir”i konuştuk.Önce ekonomi:Güneydoğu ekonomisinde ciddi bozulma var. Yansımaları ne olur?
- Ortadoğu'daki gelişmeler, istikrarsızlıklar bize çatışma döneminin süreklilik kazandığını gösteriyor. Bu durum hem ulusal, hem bölgesel ekonomiyi zorlamakta. Ekonomi bozulduğu için işsizlik ve terör artıyor. Böyle bir ortamda Türkiye'nin iç istikrarı yakalamak için barışçıl çözümlere öncelik vermesinin kaçınılmazdır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
- Barışın gelmesi için önce bölge ekonomisinin düzeltilmesi gerekmiyor mu?
- Siyasi istikrar olmadan, hukukun şekillendirdiği bir ülke olmadan ekonomik gelişmenin, büyümenin sağlanması da mümkün değil. Öncelikle kendi iç barışını sağlamış demokratik, güvenilir bir ülke olmalıyız. Ben şahsen, Türkiye'nin demokratik bir anayasa inşa sürecinde genişletilmiş bir koalisyon hükümeti ve HDP'nin de desteğinin alındığı bir iktidar yapısının kaçınılmaz olduğunu değerlendiriyorum.
- Yeni anayasa için Milli Mutabakat Hükümeti mi öneriyorsunuz?
- Genişletilmiş, demokratik bir koalisyon. Öncelikle AK Parti ve CHP arasında olabilir. Buna MHP'nin ve HDP'nin de destek vermesi, koalisyonun içinde olması Türkiye'nin ihtiyacıdır. Yeni demokratik bir anayasa inşa etmeden PKK'nın silahsızlandırılması meselesinin de gerçekçi olmayacağını görüyorum. Böylesine demokratik bir yol haritası içerisinde hareket edecek siyasal yapı ortaya çıkarsa, HDP'nin de PKK'nın silahlı eylemleri karşısında tavır belirleme, şeffaf bir şekilde PKK'ya çizgi çekme gibi bir sürecin içinde olacağını düşünüyorum.
…***
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Türkiye’de çok ciddi güvenlik sorunu var”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ankara’da patlayan son bombalar gösterdi ki, refah ve huzur ülkesi olması gereken Türkiye, bombaların patladığı herhangi bir Ortadoğu ülkesi haline getirildi. Artık Suriye’den, Yemen’den, Irak’tan bir farkımız kalmadı.Başarılarla övünen iktidarın, ortadaki bu açık başarısızla ilgili bir bedel ödeme girişimi olmaması, güvenlik zafiyetinin daha da derinleşeceği anlamına geliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye, 1 Kasım seçimlerine “koalisyon gelirse kaos, gerginlik ve huzursuzluk gelir, en iyisi tek başına iktidar, AKP tek başına iktidar olursa akan kan da durur, terör de biter” kara propagandasıyla girdi.
Sonuçta AKP seçimi kazandı ama tek başına iktidar huzur değil huzursuzluk getirdi.
Seçimlerden sonra Türkiye, Cumhuriyet tarihinin zor günlerini yaşıyor.
PKK, tarihimizdeki en kanlı eylemlere imza attı. Son 7 ayda 300’ye yakın can kaybettik.
Cumhuriyet tarihimizde ilk defa “şehirlerin, ilçelerin kontrolü” adeta PKK’nın eline geçti.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa onlarca ilçeden kitleler halinde göçler başladı, şehirler, kasabalar boşaldı.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa, binlerce öğretmene “görev yaptığınız şehirde can güvenliğiniz yok, derhal boşaltın” diye mesajlar çekildi.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa yabancı ülke topraklarında savaşan örgütler Türkiye’yi kana buladı, yüzlerce cana kıydı.
Cumhuriyet tarihinde ilk defa bazı illerimizdeki havaalanlarımız güvenlik sebebiyle uçuşa kapatıldı, bazı havaalanlarımıza roketli saldırılar oldu.
İnsanlarımız, 12 Eylül darbesi öncesinden bile beter bir can güvenliği korkusu yaşamaya başladı.
Bütün bunlar AKP’nin “tek başına iktidar olamazsak çok kötü olur” propagandasındansonra meydana geldi.
Kötünün de kötüsü oldu.
Ülke kan gölüne döndü. Cizre ile Ankara’nın, Silopi ile İstanbul’un farkı kalmadı.
Başbakan Davutoğlu ise her zamanki gibi “hesap sormaktan, akan kanın yerde kalmayacağından” bahsediyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan “zincirin halkaları çözülmeye başladı” diyor.
Akan kan da yerde kalıyor, zincirin halkaları da habire elimize kolumuza dolanıyor.
Son bomba olayında istihbarat birimlerinin “PYD saldırıda bulunacak” raporlarına rağmen, üstelik bu raporların basında çıkmasından bir gün sonra böylesine büyük bir saldırının olması kafaları karıştırıyor.
Vatandaş, yıllar önce “halk bize oylarını verirken benim can güvenliğimi, mal güvenliğimi sağlayacaksın” diye oy veriyor, diyen Erdoğan’dan bu sözlerinin gereğini yerine getirmesini istiyor.