Ekim 17, 2016 11:21 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, 17 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Eyvah dolar yükseliyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şu dünyada bizim kadar rahat bir millet bulunmaz her halde.Bu rahatlığımızı anlatan en iyi cümle ise "Hele o gün bir gelsin"dir.Bu cümleyi her alanda kullanırız. Borcun vardır son günü beklersin, ödemeni son güne tutar beklersin. Satın alacağın bir şeyi yine öyle. Daha yüzlerce örnek verilebilir hele o gün bir gelsin için.Tıpkı döviz için de...Aklıselim, işi bilen, siyasi değil iktisat ve ekonomi mantığı ile hareket eden ekonomistler Türkiye'yi dahası Türk insanını hep uyardı:Dolar yükselecek sakın borçlanmayın!İnsanlar maalesef hele bir o gün gelsin mantığı ile hareket ettiği için doların yükseleceği o günü beklediler.Bu arada dolarla iş yeri tuttular, dolarla borçlandılar. Hatta devletin özel sektöre yaptırdığı köprülerden de dolar karşılığında ödeme yaparak geçtiler.Sonunda o gün geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

OHAL'in uzatılması, Başkanlık Sistemi'nin tartışmaya başlanması, FED'in faiz artırma olasılığının çok yükselmesi, Türkiye'nin kredi notunun Moody's tarafından düşürülmesi, bir başka kuruluş tarafından her an düşürme riskinin olması, cari açığın artması, özel sektörün bir yıl içerisinde ödemesi gereken dış borcun 180 milyar doları geçmesi ve daha burada sayamadığı onlarca nedenden dolayı dolar yükseldi ve 3 liranın üzerine oturdu.Doların yıl sonuna kadar 3.20 liranın üzerine çıkacağına dair beklentiler var.Daha 3 lirayı gördüğü gün Türkiye'de hayat biraz daha pahalılaşmaya başladı. En önemlisi benzinin litresi 4.50 lira iken bugün 4.90'a dayandı.  Zaten bu bile üretmeyen sadece ithal eden Türkiye için zamların gelmesi için yeterli bir neden. Doğal gaza yüzde 10 indirim geleceği açıklandı. Ama doğal gaz fiyatları dolarla belirlendiği için o yüzde 10 indirimin bir bölümü gitti bile. Hatta uygulanmaya başlayıncaya kadar doların bu şekilde artması halinde bize zam olarak bile yansırsa hiç şaşmayın. Çünkü Türkiye, Rusya'ya doğal gaz ücretini dolarla ödüyor ve bize doların Türk liraya çevrilmesi ile ortaya çıkan rakamla ödüyoruz.Et fiyatları bile dolarlaTürkiye'de et fiyatları artık bazı marketlerde 50 liranın altını görmüyor. İyi bir et alayım derseniz 60 liraya kadar bir para ödemek zorundasınız. Çünkü dolar yükseliyor. Et fiyatlarının dolarla ne mi alakası var?Çok alakası var. Belki siz ithal et değil de yerli et alıyorsunuz. Ancak bu satın aldığınız et için kesimlik hayvanın yemini maalesef ithal ediyoruz.  Çünkü Türkiye'de meralar kalmadığı için yemi ithal ediyoruz. Bu ise et fiyatların artmasına neden oluyor.Çok uzağa gitmeyelim. 3. havalimanının yapıldığı yer mandıraların bulunduğu bölgeydi. Burada hayvanlar otluyor, İstanbul'un önemli süt ve et ihtiyacı buralardan karşılanıyordu.Yine Halkalı tarafı, on binlerce lüks daire yapılmadan önce yeşil alandı.İç Anadolu'ya, Ege'ye Trakya'ya gidin. Yeşil alanların büyük bir bölümü betonlaşmış. Lüks site ve inşaat merakı koca ülkeyi beton yığını haline getirdi.Böyle olunca elbette eti de sütü de ithal edeceksin. İthal edince de dolardaki her kuruşluk artış senin boğazına yansıyacak.Köprü geçişleriBir başka örnek ise yeni yapılan 3. köprü. Geçiş dolarla. Cumhurbaşkanı tarafından geçen hafta açılan yeni tünelin geçiş ücreti 4 dolar artı KDV.  Sabah geçerken 14 lira 600 kuruş ödüyorsunuz, akşam geçerken 14 lira 800 kuruş. İyi de neden dediğinizde yanıt hazır:Çünkü dolar yükseldi.

…***

Mehmet Kara, 17 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Hassas şeyler”den kasıt nedir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı Erdoğan Fethullah Gülen’in iadesi için ABD’ye 85 koliden oluşan delil gönderdiklerini hatırlatırken, ABD’nin “Mahkeme kararını bekleyecekleri” yönündeki açıklamalarına sert tepki gösteriyor.Bu sefer tepkisini rest ya da tehdit olarak algılanabilecek şekilde gösterirken ilginç ifadeler de kullandı. “Mahkeme kararı olmadan vermezlermiş. Gün ola harman ola. Aynı şey burada da olabilir. Bir şey istediğiniz zaman yargıya havale edeceğiz. Siz vermedikçe biz de vermeyeceğiz. Artık böyle…” diyerek ABD’ye “rest” çeken Erdoğan, “Bölücü örgütün başını teslim ettiler, onun yerine bir başka terör örgütünün başını aldılar. Oyun çok sinsi. Eğer bu vermeme süreci uzarsa seslendireceğimiz çok hassas şeyler de olacaktır” ifadesiyle de bir bakıma tehdit etti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bir ay sonra ABD’nin başkanlık seçimleri var. Obama bu reste cevap verir mi bilemiyoruz, ama “hassas şeyler” merak ediliyor doğrusu…

15 Temmuz darbe girişiminden sonra kurulmasına karar verilen, AKP’nin üyelerini geç bildirmesiyle 2.5 ay çalışmalarına geç başlayan Darbe Araştırma Komisyonu Meclis’in açılmasıyla birlikte çalışmalarına başladı. İlk çalışmalarında “ahlâksız”, “ayaklarını kırarım” şeklinde ağır tartışmaların yaşandığında komisyonda bu ay sonuna kadar kimlerin dinleneceğine karar verildi.

Beş eski genelkurmay başkanı, eski MİT müsteşar ve yardımcısı, eski içişleri bakanları, eski diyanet eşleri başkanları, gazeteciler, eski bürokratlar, eski askerler dinlenecekler listesinde yerini alırken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Darbe girişimini ilk ondan öğrendim dediği eniştesi Ziya İlgin ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in danışmanı Dugin gibi ilginç isimler de var. Genelkurmay ikinci Başkanı Org. Ümit Dizdar’ın dinlenecekler arasında yer alması da şu an için önemli.

Komisyonun muhalefet partilerine mensup vekilleri, Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar ile MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da dinlenmesini isterken onlar ilk listede yer almadı. İleriki çalışmalarda bu isimler de dinlenir mi bilemiyoruz, ama şu anda söyleyeceğimiz şey bu komisyona büyük görevler düştüğüdür. Çünkü, darbe teşebbüsü sonrası karanlıkta kalan bir çok nokta var ve aydınlatılmayı bekliyor.

…***

Aydın Engin, 27 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yalnız kişiler değil, bu ülke mağdur”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’nin en tepesinden dümen neferlerine, medya tetikçilerine kadar çok geniş bir kesim darbe girişimi sonrasında başlayan geniş gözaltına alma, tutuklama, açığa alma, meslekten ihraç dalgasında mağdur edilenler olduğuna ilişkin tek bir cümle duymak istemiyor; dile getirenlerden nefret ediyor. En tepesindeki zat hemen her toplantıda ya da mitingde sözü oraya getiriyor ve “Valla kusura bakmasınlar ama kimse mağduriyet edebiyatı yapmasın” buyuruyor. Valla, ben kusura bakıyorum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mağduriyetler üstünde inatla duruyorum, duracağım ve bunun edebiyat filan olmadığını, tersine bir vicdan sorunu olduğunu da hem o zata, hem benzerlerine hatırlatacağım.

15 Temmuz sonrasında başlayan dev boyutlu gözaltı, tutuklama dalgası sırasında bir tek bile haksızlığa uğramış kimse olmadığını söyleyebilecek bir babayiğit var mı? Varsa çıksın da boyunu, seviyesini, kıratını, kalibresini görelim.

Darbeye dolaysız kalkışanların cezalandırılması ya da kamu görevi sırasında yetkili kurum ve kişilerin değil bir başka merkezin buyruklarına uygun davrananların ayıklanması gerektiğine aklı başında kimse itiraz etmez, etmiyor da...

Ama aklı başında hiç kimse de meselâ Şahin Alpay’ın, meselâ Altan kardeşlerin, meselâ Murat Aksoy’un, meselâ Lale Sarıibrahimoğlu’nun darbeye karıştıklarını ya da darbecileri desteklediklerini ya da darbenin koşullarını hazırlamak için kalem oynattıklarını söyleyemez.

AKP’nin Kürt sorununa yaklaşımını sert bir dille eleştiren, Kürt yurttaşların sorunlarına duyarlı olan ve barışçıl bir çözüm için çaba gösterenlerin ya da sadece KESK üyesi olma “suçunu” işleyenlerin tutuklanmasına, gözaltına alınmasına, meslekten ihraç edilip açlığa, yokluğa, yoksulluğa terk edilmesine gelince...

Siz darbeye kalkışan ya da darbede fiilen yer almasa bile FETÖ’ye bağlı olanlara yönelik bir cezalandırma ve temizlik operasyonu başlattığınızı açıklamamış mıydınız? Peki, meselâ Necmiye Alpay’ın, meselâ Aslı Erdoğan’ın FETÖ bağı üstüne söyleyecek tek kelimeniz, tek kanıtınız var mı?

Tabii FETÖ operasyonu dümeniyle ülkedeki bütün muhaliflerinizi, susturmak, içeri tıkmak, sesini kısmak gibi kirli bir hesabınız, planınız varsa bilemem. Bilemem ama bana var gibi geliyor.

Şimdi bizi iyi dinleyin: Dün ve bugünkü Tırmık’lara konu olan şu mağduriyet meselesinde siz AKP tayfasına, onun medya tetikçilerine, bilmem nesinin kılı olmaktan utanmayan destekçilerine kadar hepinize sözümüz var. Biz bu ülkede gerçekten derin bir mağduriyet yaşandığına dolaysız tanığız. Kimilerimiz o mağdurlardan biri. Mağduriyetin sadece kişilerle sınırlı olmadığını ve kalmadığını da görüyoruz.

Bu ülkede her gün onlarca yurttaşın, ama Türk ama Kürt onlarca gencecik evladımızın can vermesi sizin siyasal tercihlerinizin sonucu. Eski imparatorluk toprakları üstünde hak sahibi olduğunu sanıp ülkenin adım adım savaşa sürüklenmesi sizin siyasal tercihlerinizin sonucu. Sorumlusu da sizsiniz, bu marifetlerin sahibi de siz... Sizin elinizde asıl bu ülke mağdur...