Ekim 19, 2016 11:11 Europe/Istanbul

Erinç Yeldan, 19 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Türkiye’de kadın olmak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu yazının başlığını önce “Türkiye’de Kız Çocuğu Olmak” şeklinde tasarlamıştım. Ancak konuyla ilgili verileri toparladıkça, Türkiye’de kız çocuğu olamadan kadın işgücüne zorlanan genç kızların dehşet verici çoğunluğu ve karşılaştıkları zorluklar karşısında yazının başlığını yukarıda görüldüğü üzere değiştirmeye zorunlu hissettim. “Kız çocuğu olamadan kadın olmanın” en önemli boyutu, kuşkusuz, çocuk yaşta evlendirilmeye zorlanan genç kızlarımızla ilgili. UNICEF, dünyada 15 yaşının altında 700 milyon çocuk kızın evlendirilmeye zorlandığını duyuruyor ve söz konusu rakamın 2030 yılına değin 950 milyona çıkacağı uyarısını yapıyor. Türkiye’de ise 18 yaşın altındaki kadınların yüzde 26’sının evlendirilmiş olduğu ve yüzde 10’unun da ilk çocuklarını doğurmuş olduğu biliniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Çocuk yaşta evliliğin bir diğer boyutu da eğitim sürecinden ayrı tutulmak. Hürriyet gazetesindeki köşesinde Melis Alphan, Türkiye’de okur yazar olmayan 2.6 milyon kişinin, 2.2 milyonunun kadın olduğunu; yeni nesil içerisinde, yani 6-24 yaş grubu arasında okur yazar olmayan 81 bin kadının bulunduğunu bizlerle paylaşıyor.

Evlilik baskısı ile ve eğitim sürecinden kopartılarak sosyal dışlanma içine itilen kadınlarımız doğal olarak iktisadi faaliyetlerden de dışlanmakta. TÜİK verileri 2014 itibarıyla 19.5 milyon kadının iktisadi faaliyet dışında kaldığını belgeliyor. (Aynı rakam erkekler için 7.8 milyon kişi). 19.5 milyon iktisadi faaliyet dışı kadının, 13.9 milyonu kentlerde, 5.7 milyonu kırsal kesimde yaşıyor. Kadınlarda işgücüne katılım oranı yüzde 30’un altında; istihdam oranı ise sadece yüzde 25 düzeyinde gerçekleşmekte. Yani toplam kadın nüfusunun sadece üçte birisi işgücü piyasasına katılma kararı vermiş iken, her dört kadından ancak birisi iş bulabiliyor. Bu oranlar Türkiye’yi dünyada 183 ülke arasında kadınların işgücüne katılımı açısından sondan 15. ülke konumuna sürüklüyor. TÜİK anketleri Türkiye’de kadınların yüzde 57.6’sının işgücüne katılmama nedeni olarak “eve ait sorumluluklarını” öne sürüyor.

“İstihdam içinde” gözüken her üç kadından birisi aslında ücretsiz aile işçisi olarak anketlerde yer buluyor. DİSK - Araştırma Dairesi bu yılın başında yayımladığı Kadın İstihdamı ve Güvencesizlik başlıklı raporunda “kayıt dışı çalışan kadınların toplam çalışan kadınlara oranı yüzde 52 seviyesindeyken, kayıt dışı çalışan erkeklerin toplam çalışan erkeklere oranının yüzde 30 seviyesinde” olduğunu belirterek kadınların işgücü piyasalarındaki güvencesiz istihdam biçimleriyle uğradığı sömürüyü vurguluyor.

Ancak, “eğitilmiş olmak” kadınların önündeki engelleri aşmaya yetmiyor. Örneğin, yüksekokul mezunu kadınlarda işsizlik 2014 için yüzde 15.5 düzeyindeydi ve bu oran yüksekokul mezunu erkeklerin yüzde 7.6’lık işsizlik oranının iki katından fazla idi. İlginçtir ki, “okur yazar olmayan” kadınlar arasında işsizlik oranı sadece yüzde 3 oranında gerçekleşmekteydi. DİSK - Araştırma Dairesi bu olguyu, “nitelikli işler söz konusu olunca kadınların önüne duvarlar örülürken, vasıfsız işler için kadın emeği tercih edilen bir konuma gelmektedir. Anlaşılan o ki AKP hükümeti, ucuz istihdam stratejisini vasıf gerektirmeyen emek yoğun sektörlerde çalışan kadınlar üzerinden kurma stratejisini yoğunlaştırmaktadır” şeklinde değerlendirmektedir.

…***

Arslan Tekin, 19 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kişiye bağlı adalet!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erdoğan, Rize'de, otomobiline bineceği sırada, bir hanım, korumaları yara yara yanına yaklaştı... Ne kadar içi yanmış ki, Reis'le konuşabilmek için her şeyi göze almıştı. Kocasının haksız işinden edildiğini söyledi. Bütün suçu telefonunda ByLock denilen programın yüklü olmasıymış. R.T. Erdoğan, o hanıma, genel konuşmalarında söylediği gibi, "Bana mağduriyet edebiyatı yapmayın!" demedi. Rahat değildi, sıkıntılıydı... Kocası tutuklanan hanımı nasıl teselli edeceğini bilemedi. Bir ara mutadı olmadığı hâlde elini yakasına götürdü, sıvadı. Ara ara gözünü kaçırdı, etrafına bakındı. Sonra Rize Valisi'ne, hanımla ilgilenilmesi için talimat verdi. Merhameti kabarmıştı.ByLock programı diyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

300 bine yakın kullanıcıdan, bahsediliyor. Herhâlde bu program, sırf Fethullahçılar kullansın diye icat edilmedi! Telefonla bir konuşmasını bilirim, mecbur kalırsam bir de mesaj atarım. Başka programdan anlamam. Uğraşmak da istemem. Bilenlere sordum: "ByLock'u isteyen indirebilir mi?" İndirebilirmiş.Bazı mağdurlar, "Biz telefonda ByLock'un yüklü olduğunu bilmiyoruz." diyorlar. Fethullahçıların yeni oyunu olabilir... Ne kadar mağdur o kadar kargaşa!Bulduğunu işten atanlar, yoldan geçenleri tutuklayanlar belki kripto Fethullahçıdır!Beni şaşırtan, R.T. Erdoğan'ın tek "kurtarıcı" merci görülmesi. Orada, Reis, kocası için yalvaran hanıma, "Ülkede adalet var! Kocanın bir suçu almasa niye atılsın. Bana niye geldin! İlgililere gitmen lâzım." diyebilmeliydi.O hanım, Reis'in iki dudağı arasından çıkacak sözün kanun olduğuna inanmış/inandırılmış... Türkiye'nin görüntüsü böyle!Rizeli hanımın "cesaretinden" cesaret alan diğer "mağdurlar" yollara düşmesin, R. T Erdoğan'ı takip etmesin sonra?!

…***

Yusuf Karaca, Yeni Mesaj gazetesinde, “ABD yerine Allah’ı dinleyelim!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ABD’nin derin devlet ve dış politika aklı Kessinger 2014 yılında, kaynakların adil olmayan dağılımı, ülkeler arasındaki uçurumu büyüttüğünden, ABD’nin daha fazla pay sahibi olması ve Amerikan hâkimiyetinin devamı için, ülkelerin bölünüp parçalanması gerektiğini söylemişti.Bugün Türkiye’de ve İslam âleminde, yaşanan bütün sorunlar, ABD’nin bu pay derdinden kaynaklanıyor. Bunu görmeyenlerin siyasette asla olmamaları gerekir.O zaman belki, “Musul’da Sünni Türkmenler, Sünni Kürtler ve Sünni Araplar olmalıdır” gibi bir lafta etmezler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

ABD İslam dünyasını “Şii-Sünni” diye fay hatlarına ayırıp, depremler oluşturmak istiyor, sizde “Sünni” tarafta olmayı “gönüllü” kabul ediyorsunuz.Türkiye, Musul’da olmayı ABD’nin oyun kuralına “evet” dediği halde dışarıda kalıyorsa, burada üzülmek yerine, “Allah bizi korudu” demek daha doğrudur.Türkiye’nin Musul’da olma isteği asla, bildiğimiz veya bize anlatılan nedenlerden değil, bu böyle biline…Amerikan salatasında ille de hıyar olma isteğimiz, tamamen “eşik” korkusundan… ABD, bir kere IŞİD’i asla bitirme derdinde değil. ABD’nin istediği etnik ve mezhepsel savaşlar henüz tam manasıyla gerçekleşmiş değil. Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu gerçekler, daha doğrusu ABD’nin küresel oyunlarına karşı geliştirdiği tezler, açılımlar, hem dini, hem kültürel, hem coğrafi, hem de hayatidir.

“Şii- Sünni kardeş” sözü sadece onda hal olmuş. İlmi gerçekler olarak tam 14 eserde ortaya sadece onun tarafından konulmuş. Bu dünyada ilk, dikkatinizi çekerim.

Önce “Sünni” olmak yerine önce “Müslüman” olduğumuzda, “Elhamdülillah Ehl-i Sünnetim” ABD öğretisi yerine, “Elhamdülillah Müslüman’ım” demeyi hatırladığımızda, hiçbir sorun yok demektir.

Kiliseleri “ibadethane” ilan eden iktidarın, Cem Evi’ne şaşı bakışını anlamak mümkün değil.

Diyanet susup yerinde otursun!“Sünni” kurum olmak yerine, İslam’ın bütün mezheplerine aynı mesafede dursun, bakın neler oluyor!Papazlarla, hahamlarla buluşmak yerine dedelerle buluşulsun. Şii din adamlarıyla oturup çay kahve içilsin. Reis bir Cem’e katılsın, ABD fitnesi çıktığı yere geri döner inanın!Yeter ki; Vatikan’ı, Papa’yı ABD’yi dinlemek yerine Allah’ı dinleyelim. Yeter ki, “Ancak Müslümanlar kardeştir” gerçeğine dönelim. O zaman her şey farklı olur.Allah’ın “necis” dedikleri ile “diyalog” adına “kardeşlik” arayışı içinde olanlar, “Allah, Muhammed, Ali” diyenlerle birlik içinde olmamızı istememeleri, onlara verilmiş Atlantik görevleridir. Asıl Fetöcülük, Vatikancılık, Amerikancılık budur.Türk Milleti ve siyaseti, eninde sonunda; ülkenin kurtuluş çizgisi olan, Baş çizgiye gelecektir. Ancak geç kaldıkça, ülkemiz ve bölgemiz kan gölü olmaya devam edecektir. İslam Âlemi’nin kurtuluşu, ABD’nin oyunlarına karşı, kardeşlik tezlerine dönmekle mümkün.