Ekim 22, 2016 10:18 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, 22 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Emekliye promosyon yok”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Denizbank'tan yapılan bir açıklama tüm bankacılık piyasasında büyük şaşkınlık yaratmıştı.SGK'nın maaş ödemeleri bir protokol ile Denizbank'a devredilmişti.SGK bunu yaparken diğer bankalarla görüşmemiş teklif bile almamıştı. Kamu bankaları bile devre dışı bırakılmıştı.Bankalar boyunlarını öne eğip seslerini çıkartmadılar.3 banka yöneticisiyle o dönemde görüştüm. Hepsi kızgın hepsi bu olayı haksızlık olarak yorumluyordu. İfadelerinizi yazayım mı dediğimde ise  "aman bizi karıştırma" diyorlardı.Denizbank binlerce kişinin emekli maaşını ödemeye başladı. Büyük bir müşteri kitlesi. Her türlü satış imkanı olan müşteri portföyü bankaya hazır gelmişti.Denizbank da bu müşterileri elinde tutabilmek için hizmet kalitesini en iyi şekilde sunmaya çalıştı. Çünkü balık kaçmayacak kadar büyüktü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Denizbank emeklilerin maaş ve ikramiyelerini öderken bir gün Türkiye Rus uçağını düşürdü. Rusya, Türkiye'ye karşı sert tedbirler aldı. Türkiye hiç tepki vermedi ta ki, canı yanıncaya kadar. Küçük küçük ekonomik  tavırlar almaya başladı.Emeklinin büyük beklentisi ve yine bir sabah dönemin Çalışma Bakanı Süleyman Soylu bir açıklama yaptı. Emekli maaşları için promosyon karşılığında başka bankalar ile de görüştüklerini söyledi. O an milyonlarca emeklide bir umut doğdu. Üstelik ortada dolaşan rakam Denizbank'ın verdiği 300 liradan çok daha fazlaydı. Google verilerine göre, Süleyman Soylu maaş promosyonu konusunda yaklaşık 100 kez konuştu. Yine Google'da 622 bin haber yer alıyor.Üstelik seçim öncesi o kadar çok bu maaş promosyonu kullanıldı ki, emekli büyük beklentiye girdi.Aradan geçen her süre promosyon olayının daha da sulandırılmasına neden oldu. En son yeni bakanın açıklaması konunun nereye geldiğini ortaya koydu. Bakan, "Biz bu kadar olacak diye bir şey demedik. Bankalar bir hizmet veriyor emekliden para bile isteyebilirler" dedi.Nitekim en son SGK yöneticileri de biz böyle bir söz vermedik. Vatandaş kendi kendine beklentiye girdi dedi.Buyrun buradan yakın!Bir bakan bir önceki bakanın sözlerini yok sayıyor. SGK, aylarca susuyor bugün "yok öyle bir şey" diyor.Peki bu nedir?Bu basit bir siyasi operasyon.Promosyon gündemden kalktı. Rusya ile uçak krizi sebebiyle yaşanan gerginlik nedeniyle Ruslar'a Denizbank üzerinden ceza kesilmek istendi. Denizbank'ın sahibi Rus Sberbank. Denizbank'a daha önce altın tepside sunulan emekli maaş ödemeleri protokol nedeniyle geri alınamıyordu. Başka bankalara da vererek Denizbank'ın elindeki bu pastayı küçültmeye çalıştılar.Olay bundan ibaret.Türkiye şu an Rusya ile ilişkilerini düzeltiyor. Atılan onca önemli adımda Sberbank'a böyle bir ceza, Rusya'yı kızdırabilir. Bu nedenle promosyon olayı hükümetin gündeminden kaldırıldı. Artık kimse promosyon filan beklemesin.

…***

Mehmet Kara, 22 Ekim tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Türk tipi” başkanlık mı geliyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“15 Temmuz’dan sonra üç partinin üzerinde uzlaşmaya vardığı anayasanın 7-8 maddesinde yapılacak değişiklik için genel başkanların buluşması beklenirken, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin gündeme getirdiği “başkanlık” sistemi siyasetin gündemini değiştirdi.Yeni anayasa yapımı ne zaman gündeme gelse hep başkanlık sistemi tartışması öne çıkar, mesele bu yüzden rafa kaldırılırdı. Dört partinin yeni anayasa çalışmalarını tıkayan başkanlık sistemi olmamış mıydı? Başkanlık sistemini en fazla isteyen AKP bile bu konuyu hiç ağzına almazken Bahçeli bu konuyu neden siyasetin bir numaralı gündemi haline getirdi? Partisinde kongre gündeme gelince delegenin büyük çoğunluğunun iradesine rağmen kongreye gitmeyi reddeden Bahçeli’nin şimdi “Millete gitmekten korkmayız” noktasına gelmesinin sebebi nedir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İki haftadır partisinin grup toplantısında bu konuyu gündemde tutan Bahçeli, hem parlamenter sistemden yana olduklarını söyleyip, hem de AKP başkanlık sistemini Meclis’e getirmesini istemesinin “şifreleri” tam da çözülebilmiş değil. “Net” konuştuğunu söyleyip, farklı yorumlara tepki gösterirken, aslında kafalarındaki modeli de tam olarak açıklamış değil.

Geçen hafta, “Cumhurbaşkanı, millet tarafından seçildiği gerekçesiyle fiilî başkanlık sistemini dayatmaktadır. Sayın Cumhurbaşkanı, partili cumhurbaşkanı gibi davranmış ve yetkisini aşmış fiilen hükümet başkanı gibi hareket etmiştir. Şu anda anayasa çiğnenmektedir” demesinden sonra bu hafta da bu görüşünü tekrarlarken, anayasa çiğneniyorsa çözüm “başkanlık sistemini getirmek” mi, yoksa Cumhurbaşkanının “anayasaya uyumunu temin edecek yöntemler” mi? sorusunun cevabı da verilmiş değil.

Oysa MHP Grup Başkanvekili Erkan Akçay, tercihlerinin her zaman parlamenter sistemin devamı olduğunu söylemişti. MHP İstanbul Milletvekili Arzu Erdem, “MHP, ‘330 ile bir sandalyeyi tamamlayalım ve referanduma gidelim’ demedi. ‘Tamamlayabiliyorsanız buyurun tamamlayın’ dedi” diye izah etmişti.

“Bunları anlamayan varsa, sözüm söz olsun, heceleye heceleye, alfabeyi öğretir gibi anlatmaya varım” demesinden sonra bile AKP’nin hazırlayıp Meclis’in gündemine getireceği başkanlık sisteminin milletin oyuna gitmek için gerekli olan 330’u bulması için eksik kalan 14 oyun nasıl tamamlanacağı netleşmiş değil.

Yani, bir yandan parlamenter sistem- den yana olduğu söylenip diğer yandan AKP’nin getireceği başkanlık sistemi teklifine “evet” oyu kullanmanın formülü nasıl olacak?

AKP, MHP desteğini net olarak görüyor olmalı ki, başkanlık sistemini ihtiva eden 12-15 maddelik anayasa değişiklik teklifini Meclis’in gündemine kısa zamanda getirmeyi ve bütçe görüşmelerinden sonra Aralık sonu veya Ocak başında yasalaştırıp, Nisan-Mayıs gibi referanduma gitmeyi düşünüyor. Hatta bu, “bahara sandık, yaza başkanlık” şeklinde formüle edildi.

Başkanlık mı, yarı başkanlık mı, partili cumhurbaşkanlığı mı modelleri tartışılmaya başlandı bile. Bu modellerin yanında bir de “Türk tipi” modeli ortaya atıldı…

Buna göre, AKP “Başkan” yerine “Cumhurbaşkanı” kullanacak. Bunun sebebi de anayasada “cumhurbaşkanlığı” ifadesinin çok geçmesi. “Başkan” denilirse anayasada çok daha maddenin değişmesi gerekiyor. Oysa meselenin aciliyeti var!

Geleceği düşünülen teklifte, cumhurbaşkanlığı sisteminde başbakan olmayacakmış. Tek Meclis’li, üniter yapının korunduğu bir sistem olacakmış. Parlamento ve başkanlık seçimleri aynı anda yapılacakmış… Bu formül de MHP’nin “hassasiyetlerinin” gözetilmesi içinmiş…

Şu anda kulislerde konuşulan en ilginç senaryoda, MHP, başkanlık sistemini ihtiva eden değişikliğe “evet” derken, referanduma gidilirse, meydanlarda parlamenter sistemi savunup değişikliğe “hayır” oyu verilmesini isteyecek. MHP’nin Meclis’te “evet”, sandıkta “hayır” diyeceği söylentileri de AKP kulislerine dayandırılarak yapılan haberlerde yer alıyor.

Bütün bunlara bakılırsa Bahçeli’nin önümüzdeki hafta kürsüye çıkıp, iki haftadır söylediklerini bir kez daha “heceleye heceleye” anlatması gerekecek…

...***

Sinem Baş, 22 Ekim tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Başkanlık sistemi hangi istikrarı getirecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başkanlık sistemi yine gündeme oturdu.Türkiye bir yandan Musul operasyonuna girmek için gayret sarf ederken; diğer yandan başkanlık sistemini halka götürmeyi konuşuyor.Neye evet dediğini bilmeyecek milletimiz sadece kendine sorulmanın hazzı ile yetinerek, evet derse nasıl bir başkanlık sistemi ile karşılaşacağımız ise büyük bir muamma!Başkanlık sisteminin içeriği bir yana hangi derde ve nasıl çözüm getireceği bizce daha önemli.Zira sistem değişiklikleri eğer halka hizmet ederse bir değer kazanır veya tersinden düşünürsek, eskisi, sıkıntılara çözüm getiremiyor diye mi yeni bir sisteme geçiyoruz, düşünmek gerekiyor.Veya istikrar için başkanlık sistemi şart diyenler; hangi istikrardan bahsediyorlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Biz istikrardan barış, huzur, ekonomik refah; can, mal, namus emniyeti anlıyoruz.Eğer istikrar diyenlerin kastı ekonomik istikrar ise; Cari açık 50 yılda, 63.7 milyar dolar iken, AKP döneminde 403 milyar dolara çıktı. Ortalama büyüme önceki dönem, yüzde 5.1’ken, AKP döneminde 4.7’ye geriledi. Vatandaşın bankalara borcu 2002’de 6.5 milyar TL iken, bugün 400 milyar TL’ye baliğ oldu. Kredi kartı borçları 2002’de 4.3 milyar TL iken, şimdi 81 milyar TL’ye ulaştı. Her üç kişiden biri icralık… İcra dosyası sayısı 2002’de 10 milyon 26 bindi, bugün 25 milyon civarında.

Eğer istikrar diyenlerin kastı huzur ortamıysa;

2015 yılında 309’u silahlı toplam 413 kadın cinayeti kaydedildi. İlk 6 ayda 153 kadın öldürüldü.Yılda 2 bin 500 cinayet işleniyor.

Eğer istikrar diyenlerin kastı toplumun yapısının korunması ise;2015’de boşanan çift sayısı 131 bin 830 kişi ile cumhuriyet tarihinin rekoru oldu.İstikrardan kasıt terörün bitmesi ise;Son bir yılda ülkemizin farklı yerlerinde sivillerin, polislerin ve askerlerin hedef alındığı 23 bombalı saldırıda 340 kişi hayatını kaybetti.

Umarız, millet böyle bir istikrarın devamını istemez.Zira biz, istikrardan barış, huzur, ekonomik refah; can, mal, namus emniyetini anlıyoruz ve hiç birine sahip değiliz.