Ekim 24, 2016 11:12 Europe/Istanbul

Ünal Emiroğlu, Yeni Mesaj gazetesinde, “Yeni anayasa olmaz!”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“İktidar ve koltuk değneği hareketlendi. Hanidir yaşadığımız ve içinde bulunduğumuz şu günlerde de adı OHAL olan olağanüstü hukuka kılıf aranıyor. Doğmamış çocuğa don biçilmekte. Bahçeli, kendisi için AKP’nin yedek lastiği diyenlere, siz de PKK’nın don lastiğisiniz, suçlamasında bulunmuştu. Bir lastik muhabbetidir gidiyor. Muhabbetleri bol olsun da, şu doğmamış çocuğa biçilen donun uçkuru kim olacak.Bir Antep türküsüdür: “Fes başına püskülü ben olayım…” Devletin bir tarihçisi var. Fesi başında ve dahi belli çevrelerde “püskülü ben olayım” diyenler saraya, özür dilerim yanlış oldu, sıraya girmişler.Devlet Bahçeli büyük mü konuştu ne, şimdi kendisi başkanlık sistemini hedefleyen yeni anayasanın don lastiği olma durumunda.”diyen yazar, yazısının dveamında şu ifadelee yer veriyor:

…***

Bir zamanlar çok çiğnenmekten çürümeye yüz tutmuş başkanlık sakızı yeniden ağızlarda. Eski dostum ve AKP Genel Başkan yardımcılarından Hayati Yazıcı, baharda referandum kararı alınabileceği açıklamasında bulundu.Anayasa değişikliği için TBMM üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun “evet” demesi gerekiyor ki, Bu sayı 330’dur. AKP milletvekili sayısı buna yetmez. Her zaman olduğu gibi MHP lideri Bahçeli imdada yetişti ve sıkma canını, ben varım sana destek olurum, müjdesini verdi.Soru şu:TBMM, anayasada değişiklik mi yapacak,  yoksa yeni bir anayasa mı?Buna bağlı olarak asıl soru: TBMM’nin yeni anayasa yapma yetkisi var mı?Eğer anayasada değişiklik yapacak ise, değiştirme yasağı getiren 4.maddesi ile ilk üç maddesi dışındaki hükümleri değiştirme yetkisi TBMM’nindir.Anayasa’nın 175. maddesindeki hükme göre TBMM, anayasada değişiklik yapma yetkisine sahiptir.Anayasa’nın hiçbir hükmünde yasama organı olan TBMM’ne anayasa yapma yetkisi verilmemiştir, yani anayasayı değiştirebilirse de yeni bir anayasa yapma yetkisi yoktur.

…***

Remzi Özdemir, 24 Ekim tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bankaların KOBİ vurgunu.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Başbakan Binali Yıldırım, Cuma günü bankaları sert bir dille uyardı:"Tefeciliği bırakın"...Dikkat edin bankaları tefecilikle suçlayan Remzi Özdemir ya da sokaktaki bir vatandaş değil, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı söylüyor.Bankalar tefecilik mi yapıyor ki Başbakan böyle bir uyarıda bulunmak zorunda kaldı?Evet! Kesinlikle Başbakan haklı.Türkiye'de bankalar belki kağıt üzerinde tefecilik yapmıyor ama yöntemleri ve kazanç sistemi tam bir tefeci.Binali Yıldırım bankaları uyaran ilk ve tek devlet yetkilisi değil.Bugüne kadar bankaları Cumhurbaşkanı'ndan tutun da ekonomiden sorumlu bakanlara kadar bir çok kişi uyardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

 ...***

Uyardı da ne oldu?Hiç bir şey olmadı!Bankalar yine bildiğini okuyor! Kârları yüzde 100 hatta yüzde 200 artarken, "kriz var" diye yüzlerce kişiyi kapının önüne koyuyor.Ne BDDK'dan ne de Çalışma Bakanlığı'ndan bu konuda tek bir ses var!Gelelim Başbakan'ın çıkışına. Başbakan Binali Yıldırım bu uyarıyı  Afyon'da yaptı. Ticaret Odası'nda irili ufaklı yüzlerce küçük ölçekli işletme (KOBİ) sahiplerinin isyanını gördü. Bankaların nasıl Türk ekonomisini baltaladığını  yüzlerce şirketi iflasa sürüklediğini dinledi gördü.İnsanlar bugüne kadar bankaların sadece faiz oranları ile ilgilendi. Oysa bankalar özellikle küçük ölçekli işletmeleri faiz oranı ile değil faaliyet dış kalemlerden soyup soğana çeviriyor. Nitekim Başbakan'ın bu çıkışından hemen sonra  KOBİDER Başkanı Özgenç, 'Bankalar kazanırken KOBİ'ler zarar etmektedir. Bu haksızlık bankaların faaliyet dışı kalemlerden elde ettiği haksız ücretler nedeniyle her geçen gün daha da artmaktadır' dedi.Peki bankaların kontrolsüz şekilde bu ücret politikası nasıl işliyor.En büyük vurgun sigortalardan yapılıyor. Bankalar artık bankacılık değil adeta sigortacılık yapıyor. Hiç bir zaman gerçekleşmeyecek risklerin poliçeleri kafalarına göre fiyatla zorunlu olarak esnafa dayatılıyor. Ne Hazine ne de BDDK, bankalara bu konuda "dur ne yapıyorsun" demiyor. Çünkü bankalar bu kurumları susturmak için sürekli olarak kriz edebiyatı yapıyor.Böyle ücret olur mu?Küçük ölçekli bir işletme bir banka ile çalışmaya başladığı an başına tam bir felaket geliyor. Öncelikle bireysel hesaplarda yasaklanan hesap işletim ücreti, bankalar tarafından kafalarına göre kesiliyor. Bu ücretin yanı sıra bir de dönemsel komisyon diye bir şey icat ettiler. Aylık aldıkları ücret onları kesmiyor 3 ayda bir de ayrı bir ücret kesiyor. Hesapta para varsa ondan otomatikman alıyor, yoksa esnaf otomatik olarak borçlandırılıyor ve başlıyor faiz işlemeye. Sıkıysan o ücreti ödeme. Anında iş yerine haciz memuru gider.Banka esnafa bir başka tuzağı limit tahsis ücreti adı altında kuruyor.  Senin krediye ihtiyacın yok ama o sana bir gün lazım olur diye mesela 10 bin lira limit tanımlıyor. Hani bireysel hesaplarda açtığı kredili mevduat hesabı gibi. Bu parayı kullan kullanma senden limit tahsis ücreti adı altında acımasızca bir ücret alıyor. Bazı bankalar 250 lira bazı bankalar bin 500 lira alıyor. Eğer kredi itibarınız yüksek ise ve banka size 50 bin ile 100 bin lira gibi bir limit tanımlamışsa işte o an yandınız en az 5 bin lira para hesabınızdan kesiliyor.Esnaf yanıldı bankadan kredi çekti. O zaman yine bireysel müşterilerde kaldırılan dosya masrafı devreye giriyor. Her banka kafasına ve vicdanına göre bir ücret kesiyor.Olur da bu bankadan kredi kartı için pos makinesi aldınız. Resmen yandınız! Pos komisyonu, bakım, verimsizlik, puan ceza gibi daha aklımıza gelmeyen 10'a yakın ücret otomatikman hesabınızdan kesiliyor.Bunlar sadece öne çıkan ücret politikası.Başta BDDK ve Hazine eğer Türkiye'de ekonominin ayağa kalkmasını ve üreten bir toplum istiyorsa, bankaların bu KOBİ vurgununa dur demeli.Yoksa Anadolu kaplanları KOBİ'ler bankalar tarafından talanla yok edilecek!Bu tefecilikten daha önemli bir sorun.

...***

Faruk Çakır, Yeniasya gazetesinde, “Fakirler bizi affeder mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Neredeyse 2016 yılını da geride bırakıyoruz ve insanlık başta Afrika olmak üzere açlığı, sefaleti ve fukaralığı yenebilmiş değil.Uzayda ya da Mars’ta hayat olup olmadığını araştırmaya çalışan medeniyet anlayışı, Afrika ya da başka kıt’a ve bölgelerde ‘sönen hayat’ları niçin görmez?BM ve Afrika Birliği tarafından ortaklaşa hazırlanan “Binyıl Kalkınma Hedeflerinden 2063 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine 2016 Geçiş Raporu” Etiyopya’nın başşehri Addis Ababa’daki BM Ekonomik Kurulu (UNECA) binasında tanıtılmış. Rapordaki bilgiler gibi raporun ismi de cilâlı: “Binyıl Kalkınma Hadefleri...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2 bin yılın sonunda fakirliği ve gelir dağılımındaki adaletsizliği çözemeyen bir sistem, bir anlayış acaba asırlık hedefler ortaya koyabilir mi? Koysa inandırıcı olur mu?Belki bunu bilmek ve açıklamak için yeni raporlara da ihtiyaç yoktu, ama BM’nin hazırladığı rapor bir defa daha ilân etmiş ki Afrika ülkelerinin çoğu hâlâ yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Afrika’nın hâlâ dünyadaki en fazla fakir insanın yaşadığı yer olduğu belirtilen raporda, kadınlar ve gençler arasında işsizliğin halen çok yaygın olduğu ifade edilmiş. Gençler arasındaki işsizlik oranının yüzde 21 olduğu hatırlatılan raporda kıt’ada artan nüfusla birlikte fukaraların sayısının da yükseldiğine dikkat çekilmiş.Afrika’daki bazı ülkelerde fakirliğin her geçen gün daha da arttığına dikkat çekilmiş ki insanlığın bu hususta sessiz kalmasını anlamak mümkün değil. Niçin Amerika, Avrupa ve başka bazı kıt’alardaki ülkeler her geçen gün zenginleşsin de Afrika’daki ülkeler fakirleşsin? Üstelik herkes biliyor ki Afrika’daki ülkeler umumî anlamda zengin yer altı maden yataklarına sahip. Fakat Avrupa münafıkları bu ülkelerin sahip olduğu zenginliği gasbediyor. Gerek Birleşmiş Milletler ve gerekse uluslar arası diğer kuruluşlar kanayan bu yaraya mutlak surette bir çare bulma durumundadırlar. 2016 yılının sonunda bile Afrika’daki bazı insanlar açlık çekiyorsa dünyanın başka ülkelerindeki insanların doyması bir anlam ifade etmez. Acaba fakirliğe ve cahilliğe mahkûm edilen bu insanlar zengin kabul edilen insanları ve insanlığı affedecekler mi? Dünyanın sahip olduğu imkânlar herkese fazlasıyla yeteceğine göre başkasının hakkını gasbetmek medeniyet midir? Komşusu açken tok yatmak insanlığa sığar mı?Avrupa ve Amerika başta olmak üzere Afrika’nın zenginliğine göz koyan, onlara haksızlık yapan herkes ‘fakir’lerden özür dilemek durumundadır.