Türkiye'den köşe yazarları
Fikret Bila, 26 Ekim tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bahçeli neden böyle yapıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“MHP Lideri Devlet Bahçeli, geçen dönem Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na başkanlık önerisi veren AK Parti'ye şiddetle muhalefet ettiği halde, bu kez neden "Millete sormakta sakınca yok, AK Parti önerisini getirsin" demeye başladı? Bu soruya yanıt vermeden önce, 1 Kasım seçimlerinden sonra giderek belirgin hale gelen AK PartiMHP yakınlaşmasının nedenleri üzerinde duralım...MHP’nin muhalefette en hassas olduğu konu, ideolojiyle uyumlu olarak PKK olmuştur. PKK’nın bölücü, ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu vurgulayan MHP, bu sorunu Türkiye’nin bekasıyla ilgili en önemli sorun olarak görmüştür.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bahçeli, bu çizgisinin karşılığını, partisine ikinci büyük sıçramayı yaptırdığı 7 Haziran 2015 seçimlerinde almıştır. Oylarını 2 milyondan fazla artırmış ve milletvekili sayısını 80’e çıkarmıştır. MHP’ye bu sıçramayı yaptıran ve AK Parti’ye 2 milyon oy kaybettiren temel neden ‘çözüm süreci’dir. Bu süreçte terörle silahlı mücadelenin yok denecek kadar azalması, bu süreçten kalıcı bir çözüm beklenirken, PKK’nın şehir savaşlarına hazırlık yaptığının anlaşılması AK Parti’ye kaybettirirken, MHP’ye kazandırmıştır. Ancak ortaya çıkan Meclis tablosu muhalefete HDP’nin koalisyon ortaklığı veya dışarıdan desteği dışında hükümet seçeneğine imkân vermemiştir. Bahçeli bu koşullarda stratejik bir karar vererek, HDP’li veya HDP destekli hiçbir koalisyonda yer almayacağını ilan etmiştir. Seçim sonuçlarına çözüm sürecinin etkisini, Türkiye’nin bekasıyla ilgili bir soruna doğru hızla yol aldığını, PKK’nın savaş hazırlıklarını ve Suriye’deki gelişmeleri analiz eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ve AK Parti kurmaylarının, PKK’yla mücadele politikasını 180 derece değiştirip 1 Kasım seçimlerine yönelmeleri, MHP’nin muhalefet alanını daraltmıştır. AK Parti 1 Kasım seçimlerine, MHP’nin PKK’ya karşı eskiden beri savunduğu politikaları uygulayarak gitmiş ve başarılı olmuştur.7 Haziran’dan sonra Türk Hava Kuvvetleri başta olmak üzere asker ve polis tüm güvenlik güçleriyle PKK’yla hem silahlı hem siyasi mücadeleye ağırlık veren iktidar, 1 Kasım’da MHP’ye kaybettiği 2 milyon oyu fazlasıyla geri almış ve bu politikasını sürdürmeye devam etmiştir. Bahçeli ve MHP açısından önemli bir diğer faktör, FETÖ’dür. 1 Kasım seçimlerinde büyük oy kaybeden ve milletvekili sayısı yarıya inen MHP, parti içi muhalefetin etkili şekilde harekete geçmesini ‘Okyanus ötesine gönderme yaparak’ FETÖ’ye bağlamıştır. 2002’de ‘MHP’siz iktidar’ istendiği gibi, 2016’da ‘MHP’siz muhalefet’ dizaynı yapılmak istendiği görüşünden hareketle, muhaliflerin karşısında, FETÖ karşıtlığı ile durmuş ve bu tutumu nedeniyle iktidar partisinden yakınlık görmüştür.
Bu siyasi tablo içinde Bahçeli’nin, fiili başkanlık yürütüldüğü imasıyla “Ya bu uygulamadan vazgeçin ya da anayasa önerinizi Meclis’e getirin; millete sormakta sakınca yok” söylemini nereye koymak gerekir? Bu açılım, Bahçeli’nin, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin istediği başkanlık sistemine geçiş için Meclis’te ve halkoylamasında destek vereceği anlamına gelir mi? MHP sözcülerinin “Meclis’te evet, referandumda hayır” diyeceğiz ifadeleriyle “330 garantisi sayılacak” sözlerini Bahçeli dün tekzip eden bir konuşma yaptı. ‘Önerilerini getirsinler’ söylemini tekrar etti. Bahçeli’nin söyleminin AK Parti’yi cesaretlendirdiği bir gerçek. AK Parti Meclis’te bir deneme yapacak. Getireceği anayasada MHP’nin hassasiyetlerini azami derecede gözetecek. Ancak sonucun garanti olduğunu söylemek için çok erken.AK Parti’nin 330’u bulup referanduma ulaşması da mümkün, altında kalıp başkanlık projesini şimdilik gömmesi de...Anahtar MHP’de...
...***
Aydın Engin, 26 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “330 eksi 316 eşittir 14”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başlık aritmetik denklemi gibi oldu.Ama anlaşılıyordur.Besbelli önümüzdeki günlerde bir anayasa teklifi Meclis’e gelecek. Teklif, AKP damgalı olacak. Görevlendirilmiş hukukçular AKP mutfağında pişirecek;“Saray’ın sahibi” tadına bakacak, Meclis’e o “Münasiptir” derse getirilecek.Yeni bir anayasa ya da anayasa değişikliği için en az 330 milletvekilinin “Hı” demesi gerek. AKP’nin 317 milletvekili var. Oylama kapalı oyla yapılıyor. Olsun. Kapalı ya da açık AKP kanadından fire verilmeyeceğini varsayabiliriz. O oylamada içtüzük gereği oturuma başkanlık eden oy kullanamıyor. Yani o gün AKP tayfasının abisi, Ismail Kahraman oy kullanamayacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sonuç: Bir anayasa taslağını ya da değişikliğini Meclis’ten geçirmek için AKP kanadından 316 oy var. Oysa en az 330 oy zorunlu. Şimdi başlığı bir daha yazalım: 330 eksi
316 eşittir 14. Tayyip Erdoğan’ın düşlerini gerçekleştirebilmesi için 14 milletvekilinin daha evet demesi gerekiyor. CHP ve HDP’den değil 14, tek bir oy beklemekle ölü gözünden yaş beklemek arasında pek fark yok.
Kala kala MHP kaldı. AKP ile aynı, aynı değilse bile yakın akraba bir seçmen tabanına yaslanan MHP.Peki, 14 MHP milletvekilinin “evet” oyu sağlanabilir mi?
Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında önemli cümlesi şöyleydi: “TBMM’de tercihimiz ne olursa milletin karşısında da aynısı olacak. Eğer Meclis’te ‘evet’ dersek milletin huzurunda da ‘evet’ deriz”. Peki Bahçeli, Meclis’te kendisi ve kendisine bağlı milletvekilleri AKP’nin anayasa teklifine “hayır” der mi, diyebilir mi? Birkaç ay geriye, 15 Temmuz öncesine gidelim. MHP içinde Bahçeli yönetimine, yöntemlerine karşı patlayan muhalefet hareketi olası bir kurultayda Bahçeli dönemine son verecek sayıda delege oyunu toplamış, epey de aşmıştı. Bahçeli buna kurultayı önlemek için siyasal manevralar yapmaktan öte bir çare ve çözüm bulamadı. Yani koltuk gitti gidiyordu.
Önce yargı imdada yetişti. Kurultaya gidilmesinin önünü kesti. Ardından 15 Temmuz darbe girişimi geldi. Darbe sadece Erdoğan için değil Bahçeli için de “Allah’ın lütfu” oldu. Yargının kararını aşabilecek yollar darbe sonrasındaki OHAL koşullarında tıkandı.
Bunu hangi gücün sağladığını soranlara “Sen siyasetle ilgilenmeyi bırak, git futbolla filan oyalan” diyorlar.
E partinin en tepesindeki iskemlesini kaybetmekten onu kurtaranlara karşı Bahçeli’nin bir diyet borcu olmayabilir ve bu borcu ödemezlik yapabilir mi? Soruya vereceğiniz cevap aynı zamanda Bahçeli ve takımının anayasa oylamasında ne diyeceğinin de cevabıdır. Eh, dün, Meclis’te ne derse, referandum sandığında da onu yineleyeceğini söyleyen de Bahçeli’nin ta kendisi değil mi?
...***
Muharrem Bayraktar, 26 Ekim tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Sağ-sol çatışmaları ve batı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eski içişleri bakanlarından Mehmet Ağar, FETÖ darbe girişimini araştırma komisyonunda konuştu. Tecrübeli devlet adamı Ağar’ın konuşmasında, bilhassa Türkiye’deki sol örgütlerin arkasındaki gücü işaret ederken ortaya koyduğu yorumlar herkesi şaşırttı.Ağar’a göre “emniyette şube müdürü iken sol örgütlerin arkasında Rus servislerinin olduğunu sanıyordu. Böyle şartlanmışlardı. Emniyet müdürü olunca anlamış ki, hiç birinin arkasında Rus servisi yok, hepsi batı gizli servisleri tarafından destekleniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eski bakana göre 12 Eylül öncesi silahlı sol gruplar batı istihbaratı tarafından destekleniyordu ve kendisi bunu emniyet müdürü olunca öğrenmişti. Bu ülke meselelerine vakıf olan herkesin çok iyi bildiği ama Sayın Ağar’ın ancak 1993 yılında yani darbeden 13 yıl sonra emniyet genel müdürü iken “anlayabildiği!” gibi ülkede silahlı sol örgütlerin büyük bir kesimi batı tarafından destekleniyordu ve aynı batı bu örgütlerin Rusya tarafından desteklendiği propagandasını yapıyordu. Silahlı eylemlerle ilgisi olmayan aktivist sol gruplar da yine gayet profesyonel bir şekilde Rus yanlısı olarak lanse ediliyordu.Ama Ağar’ın darbe komisyonunda gizlediği bir şey var ki o da silahlı sağ grupların da arkasında yoğun olarak ABD servislerinin olduğu idi.
Bu ülkede iç savaş çıkartarak gençleri bir birine düşüren güç aynı güç idi.Türk siyasetçiler her zaman ve zeminde “bu güce” esir oldukları için kaostan, kavgadan ve darbelerden kurtulamıyorlar. Bu yazıyı yazarken, yüzlerce vatandaşımızı kaybettiğimiz 15 Temmuz darbe kalkışmasının beyin isimlerinden biri olan Adil Öksüz’ün, İncirlik Üssü’nden ABD kargo uçakları ile kaçırıldığı haberleri düştü önüme.Yani parçalar bir bir birleşiyordu.Türkiye’nin sorunlarının kökten çözülmesi için bu parçalar birleştirilmelidir.