Türkiye'den köşe yazarları
Şubat 22, 2016 07:30 Europe/Istanbul
Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj gazetesinde, “Cumhuriyetin en zor günleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eski Cumhurbaşkanlarından Abdullah Gül, Ankara’da patlayan bomba sonrası yaptığı açıklamada, “Cumhuriyet döneminin en zor dönemlerinden geçiyoruz” dedi. Doğrudur, hatta eksiktir; Tarihimizin en zor dönemlerinden birini yaşıyoruz. Paramparça edilmiş, kutuplaşmış bir halk, morali bozuk bir polis teşkilatı, yumruk üstüne yumruk yemiş bir ordu, tamamen siyasileşmiş devlet bürokrasisi, kendi şehir ve kasabalarına hâkim olamayan bir devlet ve her gün farklı yerlerde patlayan bombaları önleyemeyen bir güvenlik acziyeti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:…***
Abdullah Gül’ün “Cumhuriyetin en zor günleri” dediği dönemin bir sorumlusu varsa o da Abdullah Gül ve dava arkadaşları olsa gerek. Sıfır terörle devraldıkları ülkeyi, TBMM’nin burnunun dibinde bile bomba patlatılır bir hale getiren siyaset, sanki hiçbir sorumluluğu yokmuşçasına hala “başka cephelerde” düşman arıyor.
Ülkede olağanüstü bir güvenlik zaafı var ve bu zaafı ortadan kaldıracak politikaları ortaya koyabilecek bir siyasi irade yok.
Ankara’da genelkurmayın önünde bombalar patlatılarak, Diyarbakır’da bina çökerek, Bingöl karayolunda mayın patlatılarak nerdeyse bir gün içinde 29 kayıp verdi Türk ordusu.
Böyle bir durum ancak savaş şartlarında olur ve demek ki Türkiye apaçık bir savaşın içindedir.
Abdullah Gül, “Cumhuriyetin en zor günlerinden geçiyoruz” derken bu soruya cevap vermeli asıl.
Nasıl oldu da “AK kadrolar bu işi becerdi?”
Ve Sayın Gül’e bir hatırlatma; 7 Haziran seçimlerinden önce, henüz PKK terör eylemlerine başlamamışken, açılım devam ederken, “Türkiye’yi zifiri karanlık bir tablo bekliyor” diyen Haydar Baş’ın uyarısını duydu mu acaba?
Duymadığı kesin.
Keşke duysaydı, o zaman “Cumhuriyetin en ağır tablosu” benzetmesini yapmaya belki de ihtiyaç kalmayacaktı.
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Dolarizasyon artıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Vatandaş döviz alıyor. Bankadaki mevduatını dövize çeviriyor. Merkez Bankası’nın verilerine göre; bir haftada döviz mevduat hesapları 1 milyar dolar arttı. Ve döviz mevduat hesapları 182,3 milyar dolara ulaştı. Hemen hatırlatmakta fayda var, döviz mevduat hesaplarının tutarı bir yıl önce 162,2 milyar dolardı. Böylece toplam mevduatlar içerisinde döviz mevduatlarının payı 12 ayda yüzde 36’dan yüzde 40’a yükseldi. Yani dolarizasyon arttı.Gelelim dolarizasyonun ne olduğuna…Bir ülkenin vatandaşları kendi yöneticilerine güvenemediklerinde, kendi ülke para birimleri yerine güvendikleri ülke paralarını tutmaya başlarlar. İşte bu sürece dolarizasyon adı verilir. Yani dolarizasyonun artışı ülkeyi yönetenlere güvenin azalması anlamına gelir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
…***
Neye dayanarak bu tespiti yapıyoruz peki?
Şuna dayanarak yapıyoruz; Türkiye’de 2012 yılının haziran ayında dolarizasyon oranı yüzde 28 düzeyindeydi. Bu bize AKP yönetimine olan güvenin o tarihte yüksek olduğunu gösteriyor. Yani daha çok vatandaş parasını Türk Lirası olarak tutmayı tercih ediyordu.
O hâlde son dönemde dolarizasyonun artıp, yönetime güven azaldığına göre 2012 yılından sonra neler olduğuna bakmakta fayda var.
Bildiğiniz gibi 2012 yılından sonra Türkiye’de büyüme hızı düşmeye başladı. Ve 2012-2015 yılları ortalama büyüme hızı yüzde 3,1 oldu. Tabii büyüme hızı düşerken tuhaf biçimde Türkiye’nin dış borçları arttı. 2012 yılında 339 milyar dolar olan toplam dış borçlar 2015 yılında 406 milyar dolara yükseldi. Bu arada milli gelir 822 milyar dolardan 722 milyar dolara geriledi.
“Peki, dış borç artarken milli gelir niye geriler” sorusu hemen akla gelebilir.
Şöyle geriler; alınan dış borçlar, milli geliri artıracak dış ticarete konu malları üretecek yatırımlara yöneltilmeyip ihracat artırılmazsa milli gelir dolar olarak geriler. Çünkü döviz ihtiyacı nedeniyle dövize talep artar dolayısıyla döviz fiyatları yükselir. Dolayısıyla milli gelir dolar olarak düşer.
O hâlde alınan dış borçların lüks AVM, lüks konut ve lüks otomobile aktarılması nedeniyle milli gelirin dolar olarak hızla gerilediğini söylemek hatalı olmaz herhalde.
Merkez bankalarının kırılganlığı olarak bilinen bir sorun var iktisat yazınında. Buna göre; para arzı ile merkez bankalarının döviz rezervleri arasındaki orana bakılır. Ve geniş tanımlı para arzı, merkez bankası rezervlerine bölünür. Çıkan rakam yükseliyorsa merkez bankasının kırılganlığının arttığı söylenir. İşte bu kırılganlık Türkiye’de sürekli artıyor. Geniş tanımlı para arzı artarken döviz rezervleri azalıyor. Yani son 12 ayda geniş tanımlı para arzı (M2) 1042 milyar liradan 1212 milyar liraya yükseldi. Ama döviz rezervleri altın hariç aynı dönemde 108,2 milyar dolardan 93,9 milyar dolara geriledi. İşte bu durum tehlike çanlarının çaldığını bize gösteriyor.
O hâlde ne yapmalı?
Kısa vadede Merkez’in döviz rezervlerini çoğaltması mümkün değil. Sorun siyasi düzeyden kaynaklanıyor. Siyasi düzeyin, yatırım iklimini düzeltmesi şart.
Peki, nasıl yapılacak bu?
Derhal jeopolitik risklerden uzaklaşıp, küresel hukuk kurallarına uymakta fayda var. Aksi hâlde sorun daha da büyüyecek.
…***
Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Sloganla devlet yönetilmez”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“On gün kadar önce Tarım Bakanı Faruk Çelik, "Kırmızı et sektörü temsilcileriyle aldığımız karar gereği kıymanın tavan fiyatı 32 lira, kuşbaşı etin tavan fiyatı ise 34 lira olacak'' diye açıklama yaptı.Önceki gün de Hürriyet gazetesinde, birçok kasabın tavan fiyata uymadığı ve Kıymanın 40 lira, kuşbaşının da 42 lira olan etiketleri yayınlandı. Devlete ait, Et ve süt Kurumu sitesinde ilan edilen kırmız et satış fiyatları ise bakanın ilan ettiği tavan fiyattan daha düşüktür. Et ve Süt Kurumu da , kasap ta karkas eti aynı toptancıdan alıyor. Nasıl oluyor da bu kadar fark ortaya çıkıyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Türkiye ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu fark oluyor... Zira spekülatif bir piyasada kazanan kolay kazanıyor, kolay kazandığını da kolay harcıyor. Hesap yapmıyor. Ayrıca aracılar arasında monopolleşme oluyor.
Sebze ve meyvede de öğle değil mi? Tarlada 50 kuruş olan domatesi 3 liraya yiyoruz. Çünkü piyasada aracılar arasında monopolleşme var.
Et ve Süt Kurumu'nun yalnızca 7 kombinesi ve üç soğuk hava deposu var. İstanbul'da yalnızca soğuk hava deposu var... Elbette bu cüssede ette fiyatları etkileyecek bir potansiyele sahip değildir.
Oysaki , Et ve Balık Kurumu'nun özelleştirilmeden önce 38 kombinesi vardı. Et ve Balık Kurumu, et kombineleri veteriner hekimlerin kontrolünde kasaplık hayvanı üreticiden değerine alım ve kesimlerini yaparak, hijyenik şartlarda tüketiciye uygun fiyatla satardı. Yani piyasayı düzenleyici, spekülasyonu ve monopolleşmeyi önleyici güce sahipti. Bu kombinelerin bir kısmı özelleştirildi. Bir kısmı kapatıldı.
Özal döneminde, özelleştirme sanki kalkınmanın ön şartı imiş gibi savunulmaya başlandı. Sloganlaştırıldı. AKP iktidarında bu süreç hızlandı. Gerçekte Özelleştirme yapılırken tüketici yararının iyi hesaplanması gerekir. Tüketiciye yansıyacak faydanın hesabı yapılırken özelleştirilecek kamu üretici birimi hakkında aşağıdaki soruların cevapları aranır:
•Özel girişimci, ürünü daha düşük fiyata üretecek mi? Bu ürün tüketiciye daha ucuza satılacak mı?
•Daha yüksek üretim elde edilecek mi?
•Daha iyi kalite ve ürün çeşidine ulaşılacak mı?
•Daha çok yenilik yapılabilecek mi?
•Özelleştirme önceki duruma göre, çalışanlara, üreticilere, ihracata ve vergi mükelleflerine ilave yarar sağlayacak mı?
Yukarıda saydığımız 5 sorunun cevabı, özelleştirilecek kamu üretici birimi için olumlu olursa, bu takdirde, özelleştirme etkin yapılmış demektir.. Ekonomide kaynak kullanımında etkinlik sağlanmış olacaktır. Ve topluma yararı olacaktır.. Aksi takdirde özelleştirme yapmak toplumsal faydayı artırmayacağı gibi ayrıca hem kaynak dağılımında etkinlik bozulmuş olacak hem de tüketici için ve toplum için ortaya zarar çıkacaktır.
Et ve Balık kurumunun özelleştirilmesi bu yanlışın en iyi göstergelerinden birisidir. Zira; Tüketici piyasada eti daha yüksek fiyata yiyor... Kombineler kapatıldı, arsalarında inşaat yapıldı. Et üretimi azaldı. İstihdam azaldı.
Etiketler