Türkiye'den köşe yazarları
Özgür Mumcu, 5 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Demokrasi tramvayı son durak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erdoğan, 1996’da “Demokrasi bir tramvaydır, gittiğimiz yere kadar gider orada ineriz” demişti. Anlaşılan başından beri sabırla beklediği durağa ulaştığını gördü. Uzunca bir zaman evvel tramvaydan indi ve bugün artık bunu herkese “Demokrasiyi yeniden tanımladık” diyerek duyuruyor. Sadece bir haftadır olan biten yeniden tanımlanmış demokrasiden ne anlaşıldığını göstermekte. Rektör seçimleri iptal. Yani üniversiteler tamamen Saray’a bağlanıyor. Savunma hakkı kökten sınırlandı. Cumhuriyet gazetesine “FETÖ” sanığı savcı eliyle saldırıldı. HDP eş genel başkanları ve milletvekillerinin bir kısmı ya gözaltında ya tutuklandı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Güneydoğu’da başlayan internet yasakları tüm ülke sathına yayıldı.
Her gün daha beteri olmaz dendiği, ertesi gün bir önceki günkü antidemokratik hamleyi unutturacak bir yenisinin geldiği bir sarmala girdik.
Medya bir propaganda makinesinin elinde. Kamuoyu Saray versiyonu dışında hakikati öğrenmek imkânına sahip değil.
“Devletin bekası” zokasını yutmuş bir kesim ise Erdoğan’ın ardından koşturmayı milliyetçilik ve milli çıkarları savunmak zannedecek kadar tükenmiş.
Bütün muhalifleri içeri atabilecek, bütün siyasi partileri, bütün gazete ve televizyonları kapatabilecek bir kuvvet var. Anayasa Mahkemesi’nin kendi içtihatını çiğneyerek verdiği OHAL KHK’lerini denetleme konusunda yetkisizlik kararı ile memleketimizde fiilen anayasa ortadan kaldırılmıştır. Dolayısıyla hukuk devletini bırakalım kanun devletinin asgari şartları bile yoktur.
Türk Ceza Hukuku Derneği Başkanı Prof. Duygun Yarsuvat’ın tespiti önemli. Kural ve kurumlarının bu kadar içinin boşaltıldığı bir ülkenin çökme tehlikesi hiç uzak değil. Bu sebeple iktidara “milli” saiklerle destek verenlerin aslında neye hizmet ettiklerini etraflıca ve hemen bugün değerlendirmeleri şart.
Tehlikeli ve sonu felaket olacak bir oyun oynanıyor. Bu bölgede, dünyanın bu halinde devleti bizzat iktidar eliyle istikrarsızlaştırmak akıl alır iş değil.
Söz konusU olan devletin değil bir şahsın bekası. Bu bir rejim değişikliği çabasıdır. Buna bugün direnilmezse yarın direnilecek bir şey de kalmayacak çünkü rejimi değiştirme denemesi çok muhtemeldir ki memleketi çökertecek.
Tramvay orada duruyor. İnmek isteyenler elbette inebilir ancak peşlerinden hepimizi sürüklemeye çalışıyorlar. İnenleri istedikleri durakta bırakıp demokrasi tramvayını yeniden yola koymanın çaresine bakmalı.
...***
İhsan Çaralan, 5 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “Gerilim gezdiriliyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu kadar da olmaz”, “Bu da oldu”, “Bunu da yaptılar”... demek de artık olup biteni, yaşananları tarif etmiyor.Bu “tarifsiz” girişimlerden birisi de dün sabaha karşı, HDP Eş Genel Başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ başta olmak üzere, dokunulmazlıkları kaldırılan 12 HDP’li milletvekilinin evlerinde gözaltına alınarak mahkemeye çıkarılması olarak gerçekleştirildi.İçeride ve dışarıda gerilimi artırma, siyasi ortamı her tür provokasyona açık hale getirerek halkın, olup biteni sağlıklı bir biçiminde değerlendirilmesini önleyerek, oldu bittilerle, operasyonlarla siyasete yön verme Hükümetin başlıca iç ve dış politika taktiği olarak işliyor. Bu yüzden de hiçbir şey “olağan olabileceği” gibi yapılmıyor.Bu bilinçli bir biçimde, yaygın ve etkin bir kara propagandanın eşliğinde yapılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sınıra tank, top, askeri birlik yığınağı davul zurnayla ilan edilerek, askeri amaçlarını da aşan bir propaganda eşliğinde yapılıyor. TSK birlikleri Musul’a, Rakka’ya girecekmiş gibi bir “havanın” toplumu sarması için her imkan kullanılıyor.
Gerilim tırmandırıcılığı, dokunulmazlığı kaldırılan HDP’li vekillerini gece yarısından sonra toplu olarak evlerinin basılması ve”tutuklanma” isteği ile mahkemeye sevk edilmeleri biçiminde hayata geçirildi.
İdris Baluken’in 1994’de HEP milletvekillerini gözaltına alınmasına benzer bir biçimde gözaltına alınmaya çalışılması da bu siyasetin arkasındaki zihniyeti bir kez daha gösterdi.
Dün sabahın erken saatlerinde kameralar karşısına çıkan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Türkiye’nin 10 terör örgütü ve bütün dünyaya karşı mücadele ettiğine dair bir “konferans” verdikten sonra HDP vekillerine yönelik operasyona değindi. Bu ağır siyasi “Herkese uygulanan hukuk, dokunulmazlığı kaldırılanlara da uygulandı” diyerek açıkladı.
Başbakan Yıldırım ise, Adalet Bakanından da ileri giderek, HDP’li vekilleri “Terörle iç içe geçmek”le suçlayarak, yargının vereceği kararı da şimdiden verdi.
Adalet Bakanı Bozdağ’ın açıklaması soyut mantık açısından pek yerinde görünse de gerçek tamamen farklıdır. Çünkü dokunulmazlık kalktı diye bu vekillerin onları seçenlerin iradesini temsil ettiği gerçeği ortadan kalkmaz. Dahası bu vekillerin dokunulmazlığını onları seçen milyonlar kaldırmamış, o vekilleri seçmeyen kişilerin seçtiği milletvekilleri kaldırmıştır! Ve dokunulmazlığı olmasa da vekiller “herkes” değildir. Nitekim ’94’te HEP Milletvekili Orhan Doğan’ın polisin “başına bastırarak” gözaltına alınma fotoğrafının yarattığı infial de göstermektedir ki herkese uygulananın milletvekiline uygulanması toplum tarafından aynı biçimde algılanamamaktadır. Dahası, “Dokunulmazlık kalktı” diye kişinin milletvekilliği düşmemiştir ve bu vekiller Meclis çalışmalarını sürdürmektedir. Bu yüzden de gece yarısı ev basma ve topluca mahkemeye çıkarmak “Herkese uygulanan hukuk” gerekçesiyle meşrulaştırılamaz.
Yapılanlara “meşruiyet” kazandırmak için girişilen çabalara, artık tek kaygısı hükümetin eylemlerine “mantıksal” ve “hukuki” dayanaklar uydurmak olan medya da katıldı. Gün boyu sunucusundan, muhabirinden ekrana çıkarılan “uzmanlara” kadar herkes, yapılanların “hukuka uygunluğu”nu kanıtlamaya çalıştı. Dahası bu gayreti, yandaşıyla, “bağımsız merkez medya”sıyla TV kanalları, internet siteleri ortak bir “manşetle”, “HDP’li vekillere terör operasyonu” olarak vererek gösterdiler. Yani, “Vekiller terörist oldukları için evleri basılıp alındı” propagandasına güç verdiler. Oysa ortada “hukuki” bir sorun değil siyasi bir sorun vardı. Bu yüzden de “hukuk” uygulanıyor mu uygulanmıyor mu tartışması sadece bir saptırmadır.
Ve gerilimi yükseltme tutumu sadece gözaltılarla da sınırlı kalmadı; dün sabah HDP Genel Merkezinde yapılacak basın toplantısı, gazetecilerin polis tarafından merkeze sokulmamasıyla yasaklandı. HDP Genel Merkezine giden bütün yollar polis tarafından tutuldu. Elbette aynı uygulama Diyarbakır Adliyesine giden yollarda da yapıldı.
...***
Murat Yetkin, 5 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “HDP yanlışı ve bir sonraki”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“HDP eş başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile milletvekillerinin 4 Kasımın ilk saatlerinde evlerinden gözaltına alınıp, daha sonra tutuklanması zaten yeterince ciddi bir gelişme.Ama bu cümleyi başka türlü de kurmak mümkün; kuralım, bir de öyle okuyun, sesli okuyun hatta:Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde üçüncü büyük gruba sahip muhalefet partisinin başkan ve milletvekilleri tutuklandı.Nasıl geliyor kulağa?İyi gelmiyor, pek demokratik bir ülkedeymiş gibi gelmiyor, değil mi?Adalet Bakanı Bekir Bozdağ istediği kadar “Onlar da ifade vermeye gelselerdi” desin…Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu istediği kadar “İspanya’da bir belediye başkanı iki defa ifadeye girmediği için tutuklandı” diye örnek göstersin…Başbakan Binali Yıldırım istediği kadar CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Seçimle gelen seçimle gitmeli” uyarısına “Ama terörle iç içeyse hesap verir” desin… Öte yandan HDP istediği kadar PKK’nın terör eylemleriyle arasına net mesafe koymamış olsun… İstediği kadar belediye kaynaklarını “ortak tabanı paylaştığı” PKK hedeflerine aktarmış olsun… Neticede 5 milyon oy alarak Meclis’e girmiş ve bugün olmasa da yarın Türkiye’nin başındaki Kürt sorununun, Kürt sorunu bağlantılı terörizm sorununun çözülmesinde kilit rol oynayacak bir partiden söz ediyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bir de önemli ayrıntı: HDP eş başkanları ve vekilleri, 15 Temmuz kanlı darbe girişimine karşı Meclis’teki diğer partilerle birlikte karşı durup ortak bildirgeye imza attılar. Darbenin arkasında olduğuna inanılan Fethullahçıların siyasi bağlantılarına dokunulmaz, hatta olduğu inkar edilirken HDP’li siyasetçilerin tutuklanmasını kayda geçmek gerekiyor.Devletimiz 1994’te HEP’lilerin Meclis’ten derdest edilip götürülmesinin çözüm getirmemiş, sorunu artırmış olmasından bütün uyarılara karşın bir ders çıkarmamış görünüyor ne yazık ki.Başbakanın dün ilk defa kabul ettiği internet kısıtlamalarının neye, ne kadar çare olacağı düşünülüyor acaba?Üstelik son birkaç haftada olanlarla birlikte ele alındığında demokratik zeminin nasıl erozyona uğradığını da gösteriyor.İdam cezasının geri getirilmesi taleplerinin siyaseten köpürtülerek gündeme yerleştirilmesi, Cumhuriyet gazetesinin hem FETÖ, hem de PKK ile aynı anda soruşturulması ve gazetecilerin gözaltına alınması, üstüne HDP tutuklamaları ister istemez akıllara sırada neyin, kimlerin olduğu sorusunu getiriyor.