Kasım 14, 2016 10:57 Europe/Istanbul

Remzi Özdemir, 14 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Faiz aldatmacası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bankalar, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nı kandırıyor.Bankalar, Başbakan'ı da kandırıyor.Bankalar, 75 milyonluk Türkiye'yi kandırıyor.Evet! Bankalar faiz düşürdük derken başta devleti yönetenler olmak üzere tüm ülkeye yalan söylüyor.Üstelik bu yalanı gerek Merkez Bankası, gerekse BDDK çok daha iyi biliyor.Bankaların nasıl yalan söylediklerini 3 belge çok iyi anlatıyor.Daha Başbakan'ın yaptığı toplantıdan hemen sonra faizleri 0.50 puan indirdiğini açıklayan bankadan. Bankanın yarım puanlık faiz indirimi çok büyük olaymış gibi tüm gazetelerde yer aldı. Politikacıların adeta gazını aldılar. Bankalar hemen bu operasyonun arkasından  özellikle ekonominin can damarı KOBİ'lerden aldığı faiz dışı komisyonlarını artırdı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

BDDK bankalara bireysel müşteriler için faiz dışı gelir kalemlerini sınırladı ve kontrol altına aldı. Ancak  işletmelerin her türlü soyma yöntemini serbest bıraktı. Bu özgürlükten yararlanan bankalar neredeyse ayda bir yeni bir komisyon icat ederek hesaptan para kesiyorlar.Söz konusu belgede 650 bin lira besicilik kredisi kullanan bir çiftçi adeta banka tarafından soyulup soğana çevrilmiş. Sözde yarım puan düşen faize sevinen çiftçiden; bankaya 8 bin lira tahsis ücreti, 4 bin 340 lira hayat sigortası ve 1780 lira finansör sigortası olmak üzere 14 bin 120 lira faizin dışında bir anda para tahsil etmişler.Bu rakamı aylara bölüp maliyet hesabı yaptığınızda bu gariban çiftçi için faiz inmemiş tam tersi yarım puandan fazla artmış oluyor. Esnaf ve işletmeler BDDK'nın bu kontrolsüzlüğü nedeniyle adeta bankaların kucağına itilmiştir.Bu da Türkiye'nin en büyük özel bankasından. Bankanın bir bölge müdürlüğü tarafından başarı belgesi olarak tüm şubelere gönderilmiş. Yaklaşık 15 şubeden 25 milyon 444 bin lira gibi oldukça büyük bir rakam hizmet komisyonu adı altında alınmış.Allah aşkına bu komisyon dünyanın neresinde var?Esnafın her ay hesabından kafasına göre para çekmek nasıl komisyon oluyor? BDDK bunun izahını yapmak zorunda. Bugün binlerce küçük esnaf bu bankalar tarafından soyuluyor ve adeta iflasa sürükleniyor. Bu da bir yabancı bankadan. Konut ve ihtiyaç kredilerini indirdiklerini açıklayan banka, bu faiz farkını misliyle sigorta olarak vatandaşın sırtına yüklüyor. Sözde yarım puan faiz indiriyor ama 1 puanlık faize eş değer bir rakamı fazladan sigortayı zorunlu tutarak tahsil ediyor. Banka, şube personellerine gönderdiği yazıda kendilerinden kredi kullanmaya gelen vatandaşlardan ilave sigorta kesmelerini istiyor. Banka  180 lira ile 360 lira arasında ilave bir ücretin sigorta adı altında tahsil edilmesini istiyor. Bunu da yapmaları için personeli adeta tehdit ediyor.Sigorta vurgunuBankalar Türkiye'de yaşanan derin krize rağmen 9 aylık bilançolarında büyük karlar açıkladılar. Yüzde 300'e varan kâr artışı var. Bu kârlar işte böyle oluyor.Bankaları denetleme ve düzenleme kurumumuz olan BDDK evlere şenlik. Bu belgeleri ihbar olarak kabul etmeyip işlem yapmaz ise bunun vebali günahı başta Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben olmak üzere tüm yetkililerde olacaktır.

...***

Abdülkadir Selvi, 14 Kasım tarihli Hürriyet gazetesinde, “Başkandan hesap sorulabilecek mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“BAŞBAKAN Binali Yıldırım ile MHP Lideri Devlet Bahçeli arasındaki görüşmeden sonra başkanlık sistemiyle ilgili süreç başladı. İki parti çalışmalarını yapıp, liderler tekrar bir araya gelecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan iyimserdi; “Ben bardağın dolu tarafına bakıyorum” dedi. AK Parti ve MHP, Meclis’e ortak teklif sunmayacak. Teklif, AK Parti’nin imzasını taşıyacak ancak iki partinin iradesini yansıtacak.AK Parti’nin hazırladığı başkanlık sistemiyle ilgili anayasa değişikliğinin genel esaslarını aktarırken, ‘denge ve denetleme’ ayağını eksik bırakmıştım. İlk eleştiri Ertuğrul Özkök’ten geldi. Haklıydı. Başkanlık sisteminin en kritik yanını oluşturan ‘denge ve denetleme’ konusunu bilerek eksik bıraktım. Çünkü o yazıyı kaleme aldığım sırada, ‘denge ve denetleme’ konusundaki bilgilerim yeterli değildi. Genelgeçer bir ifade kullanmak istemedim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.

...***

Şimdi rahatlıkla paylaşabilirim. Ama önce bir uyarı: AK Parti ile MHP arasında ortak bir çalışma yapılacağı için, taslak metin üzerinde değişiklikler olacak. O nedenle hem bir önceki yazdıklarım hem bunlar nihai metin olmayacak. Bütçeyi yapma yetkisi Meclis’te olacak. Ancak bütçeyi başkan hazırlayıp Meclis’e sunacak. Bizde Meclis bütçeyi onaylamazsa başkan ne yapacak? Bu soruna çözüm aranıyor.Başkan Meclis’in çıkardığı yasaları veto edebilecek. Veto edilen yasa tekrar çıkarılmak istendiğinde ise, nitelikli çoğunluk aranacak. Bakanlar, başkan tarafından atanacak. Ayrıca Parlamento onayı gerekmeyecek. Bakanlar hakkında gensoru verilemeyecek. Peki başkana nasıl hesap sorulacak? Başkan yargılanabilecek mi? Başkan, siyasi sorumluluktan dolayı değil, cezai sorumluluktan dolayı yargılanabilecek. AK Parti’nin Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na sunduğu teklifin bir benzeri getiriliyor.“Başkan hakkında, kişisel ya da göreviyle ilgili bir suç işlediği iddiasıyla TBMM üye tam sayısının en az üçte ikisinin vereceği önerge ile soruşturma açılması istenebilir. Yüce Divan’a sevk kararı ancak üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğunun gizli oyuyla alınır.”Başkan 550 üyeden oluşan bugünkü Parlamento’da 367 milletvekilinin oyuyla suçlanabilecek. Kabul edilirse soruşturma komisyonu kurulacak. Burada bir açıklık var. Kaç oyla kabul edilecek? Salt çoğunlukla mı, nitelikli çoğunlukla mı? 2 ay süreyle görev yapacak olan komisyon, 15 kişiden oluşacak ve her parti gücü oranında üye verecek. Başkanın suç işlediği kanaatine varılırsa, dörtte üç oy oranıyla Yüce Divan’a sevk edilecek. Bu sayı 413 milletvekiline tekabül ediyor. Yüce Divan görevini yine Anayasa Mahkemesi görecek. Yüce Divan suçlu bulduğu takdirde başkanlığı düşecek ve cezaevine girecek.Bu durumda ne olacak? Seçimlere mi gidilecek? Hayır. Kalan süreyi başkan yardımcısı tamamlayacak.Karşılıklı seçim ilkesi getirildiği için başkan hapse girdiği takdirde seçimlere gidilse, milletvekili seçimine de gidilmesi gerekeceği için buna gerek duyulmadı.Başkanın tek taraflı olarak Meclis’i feshetme yetkisi olmayacak. Karşılıklı fesih yetkisi getiriliyor. Fesih durumunda başkan ve Meclis aynı tarihte seçimlere gidecek.Başkanın çıkardığı kararnamenin iptali için iktidar ve anamuhalefet müracaat edebilecek.Başkan, temel hak ve özgürlüklerle ilgili kararname çıkaramayacak. Kendi yürütme alanıyla ilgili olarak kararname çıkarabilecek. Meclis aynı konuda yasa çıkarırsa başkanın kararnamesi düşecek.

...***

Okay Gönensin, 14 Kasım tarihli Vatan gazetesinde, “Ekonominin çanları sert çalıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türk lirasının değerinin Amerikan doları karşısında en düşük düzeyine inmesinin bir “sağlık” işareti olmadığını bilmek için ekonomist olmaya gerek yok. Ekonominin durumunu anlamak için rakamlara boğulmaya gerek yok. Sadece Antalya örneğini aktarmak yeterli.Antalya’ya 2014’te gelen turist sayısı 2.5 milyon, 2015’te terör eylemlerinin ardından bu rakam 2.5 milyona iniyor. Ve 2016’nın ilk 10 ayının rakamı: 200 bin.Ekonomik krizlerin arkası hemen her zaman siyasi krizdir.1960, 1971, 1980 öncesinde hep bir ekonomik kriz yaşanmış, arkasında da siyasi krizlerin zirvesi, askeri darbeler yaşanmıştır.Bunun tersi de mümkündür. Bir siyasi kriz çıkarsa bu kaçınılmaz olarak ekonomiye yansımaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bazen bu ilişki aşırı şekilde bire bir de yaşanabilir. Ortadoğu’daki siyasi krizlerin parçası olmamızın sonucu bu bölgeye ihracatın sıfırlanması olmuştur.İç barışın bir ucu ekonomik gelişme olduğu zaman bütün vatandaşlar, siyasi tercihleri ne olursa olsun bundan ancak memnun olurlar.Ekonomiyle ilgili yorum yapanlar şu anda kriz kelimesini kullanmıyorlar, ama ekonomik krize girilmemesi için hükümetin gerekeni yapıp yapmadığına ilişkin kaygı ve kuşkular yoğun şekilde ifade ediliyor.Ekonomistler siyasi tavır almamak için askeri harcamaları da gündeme getirmiyorlar. Bununla ilgili olarak Hükümet tarafından da herhangi bir rakam ifade edilmiyor.Aslında 2012’de ilk FETÖ’cü kalkışmadan beri siyasi krizden çıkabilmiş değiliz. 15 Temmuz’da dibe vurmaktan kıl payı kurtulduk. Bunun yaralarının sarılması konusunda da tartışma halindeyiz.Bu koşullarda, ekonomik sorunların bir krize dönüşmesinin çok ağır sonuçları olduğunu da biliyoruz. Bunun için de ufuktaki tehlikeleri bertaraf edecek, ekonomi ve iç barış odaklı politik “ayarlar”ı yapacak siyasi kuvvet de hükümetin elindedir.Ekonominin çanlarını sağlık işareti sanmak veya öyle sunmak bizi gerçekten uzaklaştırır ve felaket senaryoları üreticilerine büyük alanlar açar.