Kasım 15, 2016 10:46 Europe/Istanbul

Orhan Bursalı 15 Kasım tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cumhurbaşkanı rektör atamada anayasayı askıya mı aldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“YÖK - Cumhurbaşkanı, seçimlere katılmış 6 adaydan 3’e indirilen kısa listeden bir isim seçerek atamayı yapmakla sorumluydular. YÖK, bu görevini yerine getirdi. Cumhurbaşkanı 12 Ağustos’ta diğer üniversitelere rektör atarken, Boğaziçi Üniversitesi’ne gereken atamayı yapmadı.Bu, kendisine tevdi edilen yasal bir görevi yerine getirmemekti. Artık hukukçular ne der bilemem ama yetkiyi kötüye kullanmaktır. Yasayı işletmemek, askıya almaktır. Anayasayı “bekleme odasına” almanın, yasaları istediği gibi kullanmanın başka bir örneği sayılabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Durum anlaşıldı: Cumhurbaşkanı son Kanun Hükmündeki Kararname (KHK) ile rektör seçimini ortadan kaldırdı. Atamaları tamamen kendisinin yapacağını hükme bağladı. Demek rektörlük seçimlerini berhava etmeyi planlamaktaydı.

Ama durun, neden Boğaziçi Üniversitesi’ni bekletti?

Bunun nedenini anlamak için bir adım geriye gidelim. Cumhurbaşkanı, ODTÜ’ye de en çok oy alan rektör adayını atamadı. İkinci sıradaki adayı atadı. Nevzat Özgüven 270 oy ile birinci olmuş, atanan rektör ise 117 oy almıştı.

Şimdiye kadar bildiğim kadarıyla bu üniversiteye hep liste başları rektör olarak atanırdı. Cumhurbaşkanı bu “geleneği” yırttı, ben istediğimi atarım mesajı veriyordu. ODTÜ ile hiçbir zaman yıldızı barışmamıştı. ODTÜ’nün özerkliğini ve “devrimciliğini” sevmiyordu.

Nasıl olur da devletten para ve maaş alan bir üniversite kendisine karşı protestolar yapar, özerklik ayaklarına yatardı!

İkinci sıradan atama, “ODTÜ’de patron benim” mesajıydı.

Bu iki üniversite hem kaliteleri hem konumları, öğretim üyeleri ve geliştirdikleri adeta özerk yapıları nedeniyle diğer devlet üniversitelerinden ayrışıyordu.

RTE, sorun olarak gördüğü bu “atama yapısını” kökten çözdü. İsterse taa dışarıdan bir kişiyi rektör atayabilirdi. Bunu doğal ve normal yollarla yapamazdı. KHK ile “Başkanlık Anayasası”nı konuşturdu. Ülkeyi nasıl yönetmek istediğine ilişkin net mesaj verdi.

Üstelik OHAL’ın ilan edilmesi gerekçeleri ile hiç ilişkisi olmayan bir KHK çıkartarak! Ne gam! Zaten ortada anayasa mı vardı da, KHK’nin anayasaya uygunluğu tartışılıyordu! Anayasa bizzat Cumhurbaşkanı’nın kendisiydi!

Zaten Anayasa Mahkemesi de ortalıkta herhalde anayasa falan kalmadığı için olsa gerek, KHK’ler beni ilgilendirmez deyip çıkmıştı işin içinden. Rektör seçimlerini ortadan kaldırması, her alanda tek adam, tek seçici, tabi kılınacak tek liderliğinin ve bundan sonra ülkeyi nasıl yöneteceğinin, nasıl bir Başkanlık Sistemi dayatacağının bir örneğidir.

...***

Arslan Bulut, 15 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Darbeye, başkanlık için mi yol verildi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce CHP'nin Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu üyesi İzmir Milletvekili Aytun Çıray, "Darbenin bir senaryo çerçevesinde gerçekleştirildiği iddialarını değerlendirmeye hazır olmamız gerekiyor. 15 Temmuz'u tamamen Cumhurbaşkanının senaryosuna indirgeyenleri gerçekçi ve doğru bulmuyoruz ancak bu darbe ve kalkışma hareketinin saray ve hükümet tarafından önceden haber alındığı ama buna rağmen zamanında müdahale edilmediği konusundaki görüşler artık inandırıcılık taşımaya başlamıştır.”diyen yaar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu tür kanıtlar, Özkök Paşa'nın komisyonumuza yaptığı açıklamalarla birleştirdiğimizde söz 'kontrollü darbe girişimi'ni ne yazık ki mümkün kılmaya başlıyor" dedi. Sonra da CHP Genel Başkan Yardımcısı ve parti sözcüsü Selin Sayek Böke şu soruları sordu:"Birinci soru; Hükümetin 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden daha önceden haberi var mıydı?  İkinci soru; bir uluslararası bağımsız kuruluşuna denetim yaptırarak bu ByLock listelerinin geçerliliğini teyit etmeyi düşünüyor musunuz? Üçüncü soru; sorduk, sormaya devam ediyoruz. Darbe girişiminin kilit ismi Adil Öksüz önce yakalandı, sonra bırakıldı. Bu olup bitenlerin siyasi ayağındaki sorumluları neden ortaya çıkarmıyorsunuz? Konu Adil Öksüz'e gelince neden suskunsunuz? Değerli arkadaşlar, hükümet bir türlü sorduğumuz bu sorulara bir yanıt veremiyor. Bir türlü 15 Temmuz sonrası millete verdiği sözün arkasında durarak kendi içindeki FETÖ'cülerle, siyasetteki FETÖ'cülerle hesaplaşma cesaretini gösteremiyor. FETÖ'yle olan derin suç ortaklığından kendisi o kadar çok korkuyor ki, bu ortaklık o kadar derin ki hukukun gereğini yapmak yerine darbe fırsatçılığıyla Türkiye'ye bir sivil darbe yaşatıyorlar. Bu sivil darbenin tek bir amacı var. Esas darbecileri korumak ve darbe bahanesiyle Türkiye'de bir tek adam diktası inşa etmek.." Ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Cumhuriyet'e şöyle dedi:"Parti sözcümüz şunu sordu: 'Girişimden, önceden haberiniz var mıydı?' Buna henüz cevap alınmış değil. Bu konuda sonrasında pek çok yayın yapıldı, kitap çıktı. Askeri yetkilinin bunu bildirdiği gibi bilgiler de ortaya çıktı. 'Bunlar yüzde 100 doğrudur' diyemeyiz ama kuşku uyandıran bilgiler var. Hükümetin darbe girişiminden haberi olduğu kesin. Bir subay MİT'e gidip haber verdiyse herhalde haberi vardır. Buradaki gerçekleri zamanla öğreneceğiz. Bugünden başkanlık sistemini getirmek için düzenlemeydi demek için elde belge-bilgi olması gerekir." Bir de önce Fehmi Koru sonra Mehmet Tezkan'ın hatırlattığı, darbe girişiminden üç ay önce Türkiye gazetesinde 2 Nisan ve 21 Nisan 2016 tarihlerinde yayınlanmış Fuat Uğur yazıları var. Fuat Uğur, üç ay öncesinden darbe hazırlandığını ama darbecilerin devletin takibi altında olduğunu açıkça yazmış:"Cemaat'in 'hususileri' darbe için Ankara'da toplandı.. Subaylar çok dar kapsamda birbirlerine zimmetliymiş.. En fazla iki üç kişiyi tanıyorlarmış. Hususilerin görevi subaylar arasındaki bağlantıyı sağlamak, zincirin halkalarını bir araya getirmekmiş..TSK içindeki kripto askerler artık darbe macerasına atılmak, kendilerini ateşe atmak istemiyor.Bu yüzden 'Sizi deşifre ederiz, hayatınız kayar' diye tehdit ediliyorlar.Uyarmak gerekir ki, Devlet onları izliyor. İstihbaratıyla, tüm silahlı kuvvetler hiyerarşisi olarak komuta kademesiyle, hükümetiyle, emniyetiyle, halkıyla, siyasetçisiyle, STK'larıyla bir bütün olarak devlet 'suç' işlemelerini bekliyor."

Bütün bunlardan, darbe girişimini herkesin bildiği ama özellikle Suriye krizinde duvara çarpmış AKP iktidarını kurtarmak ve başkanlık sistemine geçmek için kullanıldığı anlaşılmıyor mu?

...***

Orhan Dede, 15 Kasım tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “NATO’yu önce Türkiye tartışmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Avrupa NATO’yu tartışmaya başladı, bizde ise tık yok.Oysa NATO bu güne kadar Avrupa’nın güvenliği için her türlü imkânını seferber etti.Aynı NATO Türkiye için ise kılını bile kıpırdatmadı.Türkiye çoktan NATO üyeliğini enine boyuna değerlendirmesi gerekirken çok geç kalmış durumda.Avrupa neden NATO’yu tartışıyor?Çiçeği burnunda ABD başkanı Donald Trump yüzünden.Trump’ın seçilmesi yüzünden Avrupa’nın tehdit altında olduğunu söyleyen Pulitzer ödüllü Polonya asıllı Amerikalı gazeteci Anne Applebaum’a göre ABD’nin dolayısıyla da NATO’nun tüm müttefiklerine soğuk, Rusya gibi NATO karşıtı ülkelere sıcak olan Trump yüzünden bugüne kadar Avrupa’nın güvende hissetmesine neden olan NATO gelecekte bu güvenlik garantisini Avrupa’ya vermeyebilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu gerçeğe göre Avrupa’nın plan yapması gerektiğine dikkatleri çeken Applebaum, Avrupa’nın kendi güvenliği konusunda “büyük değişikliklere hazır olması” gerektiğini söylüyor.Bu konuda Avrupa’nın ne gibi adımlar atacağını bilmiyoruz. Bizim için çok da önemli değil.Ama Türkiye’nin bu konuda bir şeyler yapması gerekiyor.Çünkü Avrupa bile NATO konusunda böyle endişeler taşıyorsa Türkiye çok daha fazla endişelenmelidir.NATO’nun sağladığı güvenlik garantisinden mahrum kalma konusundaki Avrupa’nın endişeleri yersiz olabilir.Ama NATO’nun Türkiye’ye güvenlik garantisi sağlayacağına bizdekilerin inanması yersiz.

Ukrayna krizinden tutun, Avrupa’yı hedef alan terör saldırılarında NATO hep Avrupa’ya destek açıkladı ve bu konudaki samimiyetini gösterdi.Türkiye konusunda ise böyle iyimser konuşamayız.

Avrupa’ya verilen desteklerdeki güçlü vurgu maalesef Türkiye konusunda asla ortaya konmadı NATO tarafından. Üstelik Türkiye’ye verilen ‘NATO Genel Sekreter Yardımcılığına bir Türk’ün atanması’ gibi sözler de tutulmadı. Üye devletlere yönelik saldırıda işletilmesi gereken 5. Madde, Türkiye’ye böyle bir saldırı vuku bulsa NATO üyelerinin ipe un sereceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.Bütün bu gerçekler aslında Avrupa’dan çok daha önce Türkiye’nin NATO’yu tartışmasını zaruri kılıyor.Güvenlik konusunda NATO’ya dayanmak gerçekte Türkiye’yi savunmasız bıraktığını bir an önce görmeli ve sahte müttefikler yerine gerçek müttefikler bulmak zorundayız.