Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, 22 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Ekonomi çıkmaza girdi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türk ekonomisi geçmişte finansal krizler yaşamıştı. Bu krizler reel sektöre tam olarak yansımadan önlenmişti. 2001 krizi nedeniyle GSYH yüzde 5.7 oranında düşmüştü fakat hükümet ve IMF'nin aldığı acil önlemler nedeniyle, ertesi yıl 2002'de yeniden yüzde 6.2 oranında büyümüştü.2009 yılında GSYH yüzde 4.8 oranında düşmüştü ve fakat ABD ve Avrupa'nın para genişleme kararı ile Türkiye'ye gelen sıcak para sayesinde 2010 yılında yeniden yüzde 9.2 oranında büyümüştü.Bu gün ekonomide finansal kriz yok, ancak finansal krizlerden daha ağır sorun yaşıyoruz… 2012 yılından başlayan ve giderek ağırlaşan bu sorunu bu güne kadar göstergelerde gördük ve fakat 2016 yılında fiilen yaşıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
2016'da İflas erteleme başvuruları arttı. FETÖ terörü de etkili oldu ve Ağustos başında yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile OHAL süresince sermaye şirketleri ve kooperatiflerin, iflas erteleme talebinde bulunamayacakları kararı çıktı.Bir yetkilinin açıklamasına göre, alacak sigorta şirketleri 2016 yılında batık şirketlerin bir önceki yıla göre yüzde 6 oranında artacağını tahmin ederek planlama yapmış. Eylül'de teşvik belgeli yatırımlar, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 32.04 azalarak 3 milyar 330 milyon liraya indi. Yatırımlarda öngörülen istihdam sayısı ise yüzde 15.5 azalarak 9 bin 724'e geriledi.Eylül ayında sanayi üretim endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 2.2 oranında düştü.Ağustos ayı için açıklanan işsizlik oranı yüzde 11.3 oldu. Fiili işsizlik oranı ise yüzde 17.4 oldu.2015 ile 2016 yılı arasında, banka kredilerinin takibe dönüşüm oranı, KOBİ kredilerinde yüzde 3.5'ten yüzde 4.4'e, bireysel kredilerde yüzde 3.5'ten yüzde 4.6'ya yükseldi. Bazı bankalar şube sayısını azalttı.AVM'lerde, Kapalıçarşı'da Bağdat Caddesi'nde ve İstiklal Caddesi'nde kapanan dükkanlar daha çok dikkat çekmeye başladı.Varlık barışı imkanlarına rağmen yurt dışında para tutanlar geri getirmedi.Yabancı sermaye çıkışı sürüyor .Kur artışı bu tabloyu daha kötüye götürüyor.Bu tabloyu Türk ekonomisi ilk defa yaşıyor. Bu tabloda terör ve Suriye gibi sorunlar, 15 Temmuz darbe teşebbüsü etkili oluyor. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı ve Cumhurbaşkanlığı danışmanlarının, hükümetin ve muhalefetin yanlışları daha da zararlı olmaya başladı.Merkez Bankası'na faiz baskısı bu yanlışlardan birisidir.Ekonomide, dış politikada yangın varken, OHAL devam ederken hükümetin ve MHP'nin başkanlık sistemini gündeme getirmesi, güven bunalımı ve tedirginlik yaratmıştır. Yapılması gerekenlere gelince:Siyasiler dışında uzmanlar tarafından ''Ekonomide istikrara geçiş programı'' yapılmalıdır.Hükümetin ekonomi yönetiminde olan bakanları dışında, Cumhurbaşkanı danışmanlarının beyanat vermesi önlenmelidir. Sözgelimi Mehmet Şimşek ''Döviz kuru, en az faiz enflasyon ve ücretler kadar önemlidir'' derken daha önce Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Ertem "Doların yükselmesi sağlıklı ekonomimizi gösteriyor'' diyordu.Başkanlık Sitemi gündemden kalkmalıdır.
…***
İhsan Çaralan, 22 Kasım tarihli Evrensel gazetesinde, “Erdoğan, Şanghay 5’lisine mi gidiyor, manevra mı yapıyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Pakistan - Özbekistan ziyaretlerinden sonra Türkiye’ye dönen Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün de ayağının tozuyla NATO’nun İstanbul’da toplanan 48. Parlamenterler Asamblesi Genel Kurulunun kapanış konuşmasını yaptı.Pakistan Parlamentosunda ve Özbekistan’dan dönerken uçakta yaptığı konuşmalardan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “beklenen”, NATO toplantısında kürsüye çıkıp; “İstanbul’da atalarımızın yadigarı bu İslam toprağında ne işiniz var bire kafirler” diyerek, NATO efradını kapı dışarı etmesiydi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Konuşmasında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bir yandan Batılıların FETÖ, PYD-YPG’ye, hatta IŞİD’e verdikleri destekten yakındı, BM’deki düzeni eleştirdi, “Dünya beşten büyüktür” diye ısrarını yineledi. Ama öte yandan Erdoğan bunları, Batılı ülkelerin yanlıştan dönmesini isteyen, “dışarı”dan değil “içeriden birisi” olarak söyledi; özellikle de NATO’nun amaç ve misyonuyla tam uyum ve bağlılık ifade etti!
Böylece, “Yılbaşına kadar bekleriz. Olmazsa herkes kendi yoluna. Biz de AB’ye girişten vazgeçmek için referandum yaparız” içerikli açıklamalardan sonra gelen, “AB’den çıkalım Şanghay Beşlisi’ne katılalım” demesi ile birlikte iyice zor durumda kalan “AB muhibi”, Erdoğan ve AKP’ye biat etmiş sermaye sözcüleri erbabına bir can simidi attı.
Evet sermayenin, daha doğrusu mülk sahibi egemen sınıfın politikacılarının, temsil ettikleri sınıfların çıkarları söz konusu olduğunda, bunların aşırı pragmatist tutumlar aldıklarını tarihten biliyoruz. AKP ve Erdoğan’ın ise bu gerici siyasi mirasın seçkin temsilcileri olarak hareket ettiğini en azından son yarım yüzyıldır gördük, görüyoruz. Bu yüzden de Erdoğan önderliğindeki AKP iktidarının ve propagandasının Batı düşmanlığı üstünden yaptığı bir takım girişimlerle Batı’dan kendi iç ve dış politikasına destek istediği de su götürmezdir.
Ancak daha yakından bakıldığında, olup biteni sadece bir pragmatizm olarak açıklamak, “Yok canım manevra yapıyor”, “Şark kurnazlığı yapıyor”,...demekle yetinmek soruna bir açıklık getirmez, getiremez.
Çünkü, Batı ile Erdoğan-AKP iktidarının anlaşmazlığı öyle kimi “spesifik” ve “ayrıntıdaki” konulardan ibaret değildir.
Şöyle ki;
- Erdoğan-AKP iktidarı, dış politikasında, Suriye ve Irak’taki sıcak çatışma alanlarına ilişkin olarak kolay uzlaşamayacakları karşıtlık içindedirler. AKP yeni Osmanlıcı bir yaklaşım ve mezhepçilik üstünden kendi amaçlarına varmak isterken Batılılar ise bölgedeki yerli gericilik arasındaki etnik, mezhepsel her ayrımı kullanarak kendi ve iş birlikçilerinin çıkarlarını korumak için silah gücü de dahil elindeki imkanları seferber etmişlerdir.
- İçeride Kürt sorununun çözümü konusunda “diyaloğu” savunan Batılılara karşı AKP Hükümeti, Kürt sorununu “ezerek çözme” tutumunda ısrar etmektedir. Alevilerin inanç özgürlüğü konusunda da “inanç özgürlüğü ve AB normları” temelinde bir çözümden yanadır. Ki AKP’nin bunu kabul etmesi çok zordur.
- Özgürlükler konusunda Batı kendi normlarını dayatırken AKP Hükümeti “Yerli ve milli normlara uygun bir özgürlük yeter” demektedir. Batı standartlarında bir özgürlük ortamında “tek adam tek parti rejimini” kuramayacağını, kurarsa da yaşatamayacağını AKP görmektedir.
Peki Türkiye’nin AB’de kalması zor da çıkıp Şanghay Beşlisi’ne girmesi kolay mı?
O daha da zor görünüyor!
Çünkü Türkiye’nin ihracatının yüzde 50’si ithalatının yüzde 60’ı AB ülkeleriyledir. Dahası 200 yıldan beri Türkiye Batı değerlerini benimsemek için uğraşan, onunla bütünleşmek isteyen bir dış ve iç politika izlemeye çalışmış, bu yöneliş bugüne kadar sürmüştür.
Ancak bütün bunlara karşın Erdoğan-AKP yönetiminin girişimleri, “tek parti tek adam rejimi” amacı güden girişimlerdir. Batı ile bugün gündeme gelen ana çatışma noktaları da buradan çıkmaktadır. Erdoğan’ın, “Biz de Şanghay Beşlisi’ne gideriz” demesi de bundandır.
…***
Zeki Ceyhan, 22 Kasım tarihli Milli gazetede, “Hep aynı anlayışsızlık!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“BİR taraf, özellikle de Batı âlemi 15 Temmuz’da atlattığımız darbe felaketini “görmezden-duymazdan” gelmeyi tercih ediyor ve soruyor: Kanıt var mı
İnsanın içinden “yuhhh” diyesi geliyor! Yüzlerce ölü ve binlerce yaralı ortada iken hâlâ, “Kanıt var mı” deniliyorsa bunda “iyi niyetten” eser olabilir mi? Akılları sıra 15 Temmuz sonrası darbeye teşebbüs edenlere karşı alınan bir takım tedbirleri “insan haklarına” aykırı buluyor ve böyle sorguluyorlar! Ve darbeye teşebbüs edenleri “sütten çıkma ak kaşık” gibi göstermeye çabalıyorlar! Bu darbecilere arka çıkanların sergilediği anlayışsızlık!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bir de darbeye karşı çıkan ve tedbir arayışı içine girenler tarafından sergilenen anlayışsızlık var! Onlar da darbenin ilk günlerinde “suçluları biran evvel yakalama” telaşı içinde bir takım açıklamalar yaptılar! Ve insanları, tanıdıkları “darbe yanlılarını ihbar etmeye” davet ettiler! Herkes birbirini ihbar etmeye başlayınca da ortalık harman yerine döndü! Sonrasında, “At izi it izine karıştı” şikâyetleri başladı!Bir de baktık ki eş dosttan başı ağrımayan yok gibi! Darbecilerle uzaktan yakından ilgisi olmayan pek çok kişi suçlanır hale geldi! İş o hale geldi ki, Kanun Hükmünde Kararnameler ile işten uzaklaştırılan pek çok kişinin işe “geri iade edilmeleri” için yeni baştan KHK’lar çıkarılır oldu! On binlerce kişi işten atılırken, binlerce kişi de işe geri iade edildi ve hâlâ iade bekleyenler var!
Hal böyle iken darbecilere karşı tedbir almaya çalışanlar, “Mağdur falan yok” diyerek “savunma psikolojisi” içine girdiler! Binlerce kişinin “göreve iade edildiği” bir ortamda nasıl mağdur olmaz!
Ve ortada bir hayli mağdur olmuş insan varken nasıl, “Mağdur falan yok” denilerek iş kestirilip atılır!
Evet, hep aynı “anlayışsızlık” söz konusu! Bir taraf darbe teşebbüsünü görmezden gelip, “Kanıt var mı” diye sorarken, karşı tarafta, “Mağdur falan yok” diye kestirip atıyor! Elbette darbenin kanıtı da var! Elbette darbe teşebbüsünden sonra mağdur olanlar da var! Var olan şeyleri yok sayarak netice alınabilir mi Elbette böyle bir beklenti “abesle iştigalden” başka bir şey olamaz!