Kasım 25, 2016 13:12 Europe/Istanbul

Esfender Korkmaz, 24 Kasım tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Şanghay Türkiye için bir tuzaktır” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye'nin AB 28 ülkelerine toplam 64 milyar dolar, Şanghay ülkelerine ise 7.5 milyar dolar ihracat yapıyor. AB 28 ile olan dış ticaret açığımız 14.7 milyar dolar, Şanghay ülkeleri olan dış ticaret açığımız 40.1 milyar dolardır. Şanghay ülkeleri ile olan dış ticaret açığımızın toplam dış ticaret açığımız içindeki payı yüzde 63.2 'dir”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Osmanlı İmparatorluğu'nda batılılaşma hareketi 1826 yılında II. Mahmut'un yeniçeri ocağını kaldırmasıyla başlar. Şinasi, Namık Kemal gibi batıcı aydınlar ile gelişir. Zaman zaman kesintiye uğrasa da, Osmanlı ve Türkiye'nin bu güne kadar batı yönü değişmedi. Şimdi, Şanghay İşbirliği Örgütü'ne yönelmek 200 yıllık hedefimizin rafa kaldırıp, yönümüzü doğuya çevirmek olacaktır. Şangay İşbirliği Örgütü'nün 6 üyesi var, ancak İran'ın da içinde olduğu 3 gözlemci ülke ile Türkiye'nin de içinde bulunduğu 5 diyalog ülke ortağı da var.  

 Türkiye'nin diyalog ortaklığı Haziran 2012'de kabul edildi.Batı Türkiye'ye her zaman ihtiyatlı yanaşmıştır. Bunun temel nedeni batının  insan hakları ve demokratik özgürlükleri her şeyden önce tutması ve Türkiye'nin bu alandaki zaaflarıdır. AB'nin 50 yıldır bizi oyalaması da bu yüzdendir. Türkiye'de demokrasi alttan gelen bir hareket şeklinde olmadı. Üstte ise 1980 darbesi sonrası siyasi parti genel başkanları bir defa partiyi ele geçirince bütün düzeni kendilerinin genel başkan olarak kalması üstüne kurdular. Darbe yasaları olan, siyasi partiler kanunu ve seçim kanununu değiştirmediler.

Türkiye Freedom House endekslerinde, İnsan hakları ve demokratik özgürlükler alanında, yarı özgür ülke statüsündedir.. İnsan hakları ve demokratik özgürlükler konusunda AB'nin Türkiye için itirazları açıktır: *Hapisteki 162 gazeteci ve Cumhuriyet gazetesi operasyonu *10 milletvekilinin, hukuki süreçleri yerine getirmeden tutuklanması *İdamın şartlı da olsa yeniden gündeme gelmesi. Bu gerekçelerle  AB, Türkiye'yi hukukun üstünlüğü ve ifade özgürlüğü konularında kendisinden uzak görüyor. Elbette AB içinde PKK'ya sıcak bakanlar da var… Bunların yanlışı daha büyüktür.. Ne var ki bunların Avrupa Parlamentosu içinde yalnızca yüzde 7 oranında oldukları, bizzat parlamento  yetkilileri tarafından da açıklanmıştır.Türkiye Şangay'a girerse çok kaybeder :1) Türkiye'nin Nato'dan çıkması gerekir.

Zira Şanghay örgütünün hedefinde, ekonomik ve askeri işbirliği vardır. Savunması ve askeri teçhizatı Nato'ya göre oluşmuş bir Türkiye'nin çark etmesi, savunma zaafiyeti getirir.2) İnsan hakları ve demokratik özgürlükler Freedom House endekslerinde Şanghay Örgütü'nün 6 üyesinin 5'i özgür olmayan, birisi de (Kırgızistan) yarı özgür ülkedir. Kırgızistan, 1991'den beri cumhurbaşkanı değişen ve çok partili sistemde mecliste muhalefetin temsil edildiği tek bölge ülkesidir.Türkiye bu örgüt içinde, batının otokrasi frenini kaybedecek ve kolayca dikta rejimlere kayabilecektir.

…***

Orhan Dede, 24 Kasım tarihli yeni mesaj gazetesinde, “Türkiye teröre set olmak zorunda mı?” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Türkiye’nin önünde set olduğu teröristler, daha çok Suriye’de yuvalanmış durumdalar. Bu terör örgütleriyle cephede en etkili mücadeleyi ortaya koyan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, hem ülkesinde her geçen gün gücünü pekiştiriyor, hem de arkasındaki uluslararası desteği artırıyor” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

İstanbul’da gerçekleşen NATO Parlamenter Asamblesi 62. Genel Kurulu’nun kapanışında bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle konuştu:

“Türkiye terör örgütleriyle, Avrupa başta olmak üzere dünyanın geri kalan bölümü arasında adeta bir set gibidir. Eğer biz bu mücadelede başarısız olursak, yani bu set yıkılırsa teröristler tıpkı bir sel gibi tüm dünyayı ateşe ve kana bulayacaktır. Biz diyoruz ki ‘gelin bu seti zayıflatmak yerine güçlendirelim.’ Terörizmle mücadelede Türkiye’ye verilen her destek, o ülkenin kendi geleceğini güvence altına almasına katkı sağlayacaktır.”

 

Sayın Cumhurbaşkanı haklı, Türkiye bugün maalesef Irak ve Suriye başta olmak üzere terör örgütlerinin önünde set olmak zorunda kalmış bir ülke. Dolayısıyla da bu terörün en şiddetli saldırılarını ve en büyük darbelerini Türkiye, tek başına göğüslemek zorunda kalıyor. Baskı altındaki her set gibi, Türkiye seti de dayanabileceğinden daha fazla yükle yüzleşirse Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi yıkılması kaçınılmaz olacaktır.  Evet, Türkiye seti yıkılınca terör dalgası sel gibi Avrupa başta olmak üzere dünyanın geri kalan bölümüne bugün olduğundan çok daha büyük bir tehdit oluşturacaktır.

Ama bu terör tehdidi Avrupa’ya ulaşmadan önce Türkiye’yi silip süpürecek.

Türkiye’nin önünde set olduğu teröristler, daha çok Suriye’de yuvalanmış durumdalar.

Bu terör örgütleriyle cephede en etkili mücadeleyi ortaya koyan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, hem ülkesinde her geçen gün gücünü pekiştiriyor, hem de arkasındaki uluslararası desteği artırıyor.

Trump’ın göreve resmen gelmesiyle ABD’nin Suriye politikasında köklü değişimler olacak. Bu değişimleri ilk etkisini Esad’la diplomatik ilişki kurarak göstermek isteyebilir Donald Trump.

ABD politikalarında Trump’ın oluşturacağı değişimin bir benzeri de Fransa’da yaşanmak üzere.

Fransa Cumhurbaşkanlık seçimlerinin ilk turunu François Fillon, yüzde 44 ile önde tamamladı.

Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı olmaya en yakın isim olan Fillon şu açıdan önemli; Trump gibi o da Suriye’de savaş istemiyor.

Belki de sırf savaş istemediği için Fransız halkı Fillon’u cumhurbaşkanı yapacak.

Yani artık Trump’ın ABD’siyle ve Fillon’un Fransa’sı da Putin ve Esad’ın safında yerlerini alacaklar.

Şimdi ertelediğimiz yukarıdaki soruya cevap verelim.

Türkiye’nin önünde çok seçenek yok.

Amerikalı ve Avrupalı dostlarımızın(!) bizi anlamayacakları ortada olduğuna göre Türkiye için tek seçenek, önüne set çektiği terör dalgasına arkadan darbe vurmaktır.

Bu da ancak Rusya ve Esad’la işbirliği ile mümkün olabilir.

İnşallah Türkiye, iş işten geçmezden evvel bunun için gerekli adımları atar.

Yoksa Türkiye setini aşan teröristler, geride ne devlet ne millet bırakacak.

…***

Faruk Çakır, 24 Kasım tarihli Yeni Asya gazetesinde, “Konuşa konuşa eğitim” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

Tahminimizce hadisenin ‘püf noktası’ burada: “2015-16’da ilk defa uygulanan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi içeriklerinde  güncel sorunların ele alınmaması dersin potansiyelini zayıflatıyor.”” diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Eğitim beşikten mezara kadar devam ettiğine göre bu hususta ne kadar konuşulsa fazla değildir. Genç bir nüfusa sahibiz ve dolayısıyla bizim için eğitim sisteminin iyi işlemesi çok daha önemli.

“Eğitim sisteminde problem yok, işler yolunda” diyen çıkmayacağına göre sıkıntıları konuşa konuşa, adım adım aşmak durumundayız. En başta var olan sıkıntıları görmekle işe başlayabiliriz. Tedaviye başlamamın ilk şartı hastalığı kabul etmek olduğuna göre başka çaremiz de yoktur.

Konu hakkında bazı sivil toplum kuruluşlarının çalışmalar yaptığını raporlar yayınladığını görüyoruz. Bu anlamda bir çalışma da Eğitim Reformu Girişimi (ERG) tarafından yapılmış. 2008’den bu yana her yıl hazırladığı “Eğitim İzleme Raporu”nun 9.’su, ERG Gözlemevi Direktörü Işık Tüzün ve ERG Politika Analisti Yeliz Düşkün’ün katıldığı basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaşılmış.

Raporda, eğitimde kamu harcamaları, öğrencilerin farklı okul ve program türlerine dağılımı, eğitimin niteliğiyle ilgili bilgiler ve öğretmenlerle ilgili gelişmeler ele alınmış. Raporun ön sözünü Harvard Üniversitesi Genç Akademi Üyesi Dr. Canan Dağdeviren, son sözünü ise Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi Müdürü Doç. Dr. M. Murat Erdoğan kaleme almış.

Rapordaki şu tesbitler önemli: “MEB’in ilk atamalarda Güneydoğu Anadolu ve Ortadoğu Anadolu bölgelerine öncelik vermesi öğretmen başına düşen öğrenci sayılarında bölgesel farkların kapanması için önemli ancak yetersiz kalıyor. (...) Rehberlik alanına yapılan atamaların sınırlı kaldığı görülüyor. 2015-16’da ilk defa uygulanan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi içeriklerinde masallar aracılığıyla değer öğretimine odaklanılması, bireyden başlayan bir anlatım yerine biz olma düşüncesinin egemen olması ve güncel sorunların ele alınmaması dersin potansiyelini zayıflatıyor. Farklı inançlara sahip bireylerin birlikte karşılıklı anlayış ve saygı temelinde yaşamasına katkıda bulunacak bir modele ihtiyaç sürüyor. Kamu kaynaklarıyla yapılan eğitim harcamaları artıyor, ancak yatırım harcamaları hâlâ istenen düzeyde değil ve öğrenci başına eğitim harcamasında Türkiye OECD ortalamasının çok altında.” Tahminimizce hadisenin ‘püf noktası’ burada: “2015-16’da ilk defa uygulanan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi içeriklerinde (...) güncel sorunların ele alınmaması dersin potansiyelini zayıflatıyor.”

Demek ki tek başına yeni dersler başlatmak, bunların isimlerinin iyi seçilmiş ve kulağa hoş geliyor olması meseleyi çözmüyor. Okullarda ‘insan hakları’ ve ‘demokrasi’ derslerinin olması yüzde yüz isabetli bir tercihdir. Ancak bu derslerin olması kadar ve belki daha da önemli olan muhtevasında nelerin öğretildiğidir. Adına demokrasi deyip, ‘isimden ve resimden ibaret bir demokrasi anlayışı’ öğretilirse bir fayda verir mi?

Zaten sistemi ‘içi boşaltılan’ bu ve benzeri güzel kavramlarla mahvetmediler mi?

İlk emir ‘Oku!’ olduğuna göre son nefese kadar eğitim konuşmak durumuntayız. Konuşalım inşallah.

…***

Değerli dinleyiciler programımızın sonunda  Parstoday Türkçe servisi yayınlarını cep telefonlarınızdan da takip edebileceğinizi hatırlatalım.Bu bağlamda Aplikasyon cep telefonları aracılığı ile Parstoday Türkçe yayınlarını canlı olarak veya arşivden istediğiniz zaman ve istediğiniz yerde dinleme imkânına sahipsiniz. Bu amaçla Parstoday, kendi yayınlarını dinlemeniz için sizlerden her hangi bir ücret talep etmemekte. Sadece “Mobile Data” sistemini kullanmanız durumunda internet bağlantısı sağlamanız için kendi cep telefonlarınıza uygun internet paketleri ücretlerini ödemeniz yeterlidir. Şimdilik hoşça kalın.012