Türkiye'den köşe yazarları
Mehmet Kara, 5 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Bize niye yardımcı oldu?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başbakan Binali Yıldırım ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, cumhurbaşkanlığı görünümlü başkanlık üzerinde anlaştı. Anayasa değişiklik teklifi haftaya gönderilecek. İmzalar tamamlanmak üzere…Bu aşamada 316 milletvekili olan AKP ve 39 milletvekili olan MHP’de fire olup olmayacağı tahminleri yapılıyor. MHP içinde 5 milletvekili “hayır” oyu vereceklerini açıkladı. Referandum için 330 gerekiyor.Yıldırım-Bahçeli görüşmesi öncesinde daha önce MHP’den ihraç edilen şimdi hükümette başbakan yardımcısı olarak görev yapan Tuğrul Türkeş’in “uzlaşma” öncesinde yaptığı “uyarılar” çok dikkat çekmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Bahçeli’nin neden bize yardımcı olduğunu düşünmeliyiz”le başlayan ve yenilir yutulur cinsten olmayan sözlerinden bazıları şunlardı:
“Bahçeli kurttur. Ben parti içinde de bunu söylüyorum. Onun için de rahatlıkla bir gazeteciyle de kamuoyuyla da paylaşıyorum. Ak Parti’nin bu tuzağa karşı çok dikkatli olması gerekir… 49,9 seçimi kazandırır referandumu kaybettirir. Referandumu kaybetmek cumhurbaşkanının yasal ve meşrû olduğunu tekrar tartışmaya açar.”
Peki ne oldu? Yıldırım-Bahçeli anlaştı.
Bahçeli, Türkeş’in bu iddiaları karşısında adres olarak eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu gösterdi. “Süreci Ahmet Davutoğlu anlatırsa her şey gün yüzüne çıkacaktır” dedi.
Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş ise, “Biz kimsenin niyetiyle ilgilenmeyiz. Siyaset somut bir şeydir” diyerek bir bakıma kabine arkadaşına cevap verdi.Bu durumda, Türkeş’in iddiaları havada mı kalmış oldu? Bu durumda Türkeş’in oyu ne olacak? “Bize niye yardımcı oldu?” sorusunun cevabı ile birlikte diğer sorularının cevaplarını zaman gösterecek...Başbakan Binali Yıldırım, TÜSİAD toplantısında Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın kendisine anlattığı bir olayı paylaştı.
“Bana Genelkurmay Başkanı anlatıyor diyor ki ‘Albaya bir talimat veriyorum, albaydan çıt yok… Adam bir şey söylemiyor, tamam başüstüne felan demiyor. Merak ediyorum neden böyle yaptı? Gidiyor bir astsubay, şeyi oymuş abisi, amiri daha doğrusu… Astsubaydan olur alırsa dönüp peki komutanım yapayım diyormuş’ böyle bir anlayış olur mu? Bu çok tehlikeli bir örgüttür…”
Bu itiraf gibi açıklamadan sonra şu soru akla geliyor. Bu olay karşısında Genelkurmay Başkanı ne yapmış? Bu sorunun cevabı yok…Akar böyle bir “itirafı” Yıldırım’a anlatırken, bunun canlı yayınlarda açıklanacağını biliyor muydu acaba? Bir de Org. Akar bu konuda bir şeyler söyler mi?
AB ile bu restleşme sonrasında bundan önce olduğu gibi başka birliktelikler gündeme gelmişti. Bunlardan birisi Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) idi…
Bu hafta AB ve ŞİÖ’ne yenileri eklendi. Devlet Bahçeli, “Biz AB’ye muhtaç olmadığımız gibi Şanghay meraklısı da değiliz. Ne AB, ne Şanghay; biz diyoruz ki sonuna kadar Türk birliği…” diye konuştu.
Şu anda, AB’ye alternatif olarak üç birlik ortaya çıktı. ŞİÖ, TB ve İB…
Türkiye’nin bütün ülkelerle ve bütün birliklerle iyi ilişkiler kurması normal olanıdır. AB ile günlerdir restleşen Tayyip Erdoğan bu hafta, “AB defterini kapatmadık” derken, “Türkiye, Avrupa’da misafir değil, ev sahibidir. Bizi Avrupa’dan dışlamaya kimsenin gücü yetmez” noktasına gelmesi de dikkatlerden kaçmadı.Bakalım bu iş nereye varacak?
…***
Remzi Özdemir, 5 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Emekliye promosyon tuzağı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dünyanın hangi ülkesinde emeklilerin umutları ile hayalleri ile bu kadar oynanmıştır?Her halde Türkiye'den başka hiç bir ülkede olmamıştır.Komik bir maaş ile ölmeyip sürünen emeklilerin çileleri yetmezmiş gibi bir de umutları ile oynuyor bu siyasiler.Ahmet Davutoğlu'nun iktidarı döneminde yani seçimden hemen önce emekliyi umutlandırdılar. Yok 400 lira yok 900 lira banka promosyonu alacak diye.Yüzde 80'inin 1.300 lira ve altı maaş aldığı emekliler için bu paralar can suyu anlamına geliyordu. Dönemin Çalışma Bakanı neredeyse her gün gazetelere demeç verdi. Her toplantıda konuştu. Emekliye bankalardan iyi bir promosyon alacaklarını söyledi.Seçim vaadi gibi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Aradan aylar yıl geçti. Emekliler halen maaş promosyonu alamadı.Halen gazeteler bakanların bu konudaki açıklamalarını yayınlıyor.Ayıptır, günahtır! 3 kuruş için ömrünü bu ülkeye hizmetle tüketmiş emeklilerin gururu ile bu kadar oynayamazsınız.Bankalar 100 personelli bir şirketin maaşını almak için bile büyük promosyonlar verirken, milyonlarca maaş için bankalarla halen promosyon anlaşması yapılmadı.Denizbank kart ücretiSGK ile ilk anlaşmayı geçtiğimiz yıl Denizbank yapmıştı. Denizbank akıl dolu bir ticari operasyonla SGK'dan emekli olanların maaşını verme işini kapmıştı. Bu operasyon Denizbank'a ticari anlamda çok şey kattı. Müşteri sayısının artmasına neden oldu.Denizbank ve şubeleri emekli müşterilerinden çok memnun. Müşteriler de Denizbank'tan çok memnun ama şu kredi kartı ücreti olayına kadar.Denizbank maaş anlaşması karşılığında emekliye 3 yıl için 300 lira promosyon ödüyor. Buna karşılık olarak da bazı ürünlerini zorunlu olarak veriyor. Buraya kadar her şey normal. Ancak normal olmayan Denizbank'ın promosyon için emekliye verdiği "emekli kredi kartı" ücreti. Banka artık emekliden bu kart için ücret almaya başladı.Emekli buna tepki gösteriyor. Alınan üç kuruş promosyon tekrar bankaya kart ücreti olarak geri gidiyor.Yeni anlaşmada bu da olmalıSGK bankalarla yeni yapacağı emekli maaş promosyon anlaşmasında mutlaka bu konuyu göz önünde bulundurmalı.Bankalar promosyona karşılık haklı olarak bazı ürünlerinin kullanılmasını istiyor. Kredili mevduat hesabı, otomatik fatura ödeme talimatı ve kredi kartı gibi.Ancak verilen bu para banka tarafından zorunlu ürünlerle geri alınacaksa bu anlaşmanın ne anlamı var ki?Bu nedenle bakanlık yeni sözleşmeyi artık emeklinin daha fazla onurunu kırmadan, bu işi politika malzemesi yapmadan imzalamalı. Maaşını bankalardan alacak olarak emekliler, bankanın vicdanına terk edilmemeli.
…***
Murat Çabas, 5 Aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Endişemiz Doların artması mı düşmesi mi olsun?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dolar kuru 3,58 TL’nin üstünü gördü. Bu durumda yılbaşından bu yana TL’nin değer kaybı yüzde 22… Bir önlem alınmadığı müddetçe 4’ü de görür üstünü de…Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, döviz artışıyla ilgili ekonomide kalıcı bir hasar meydana gelmeyeceğini belirterek, “Dokunmamak lazım, müdahale etmemek lazım, piyasa kendi dengesini bulacaktır” demişti.Cumhurbaşkanı Erdoğan ise Zeybekçi gibi düşünmüyordu, “Dövizinizi TL’ye ya da altına çevirin” çağrısı yaparak kendi haline bırakılmamasını, müdahale edilmesini ifade ediyordu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Neticede, nasıl 15 Temmuz darbesinde halk tankın önüne çıktıysa, bu fedakarlığı gösterdiyse, halktan aynı duyarlılıkla yastık altındaki dövizlerini bozdurmaları istendi.
Bir adım da varlık barışı konusunda atıldı. Bu kapsamda, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını 31 Aralık’a kadar Türkiye’ye getiren gerçek ve tüzel kişiler, söz konusu varlıkları serbestçe tasarruf edebilecek ve varlıkların ülkeye sokulması sırasında herhangi bir vergi ödemeyecek.
Borç yapılandırmalarına da ağırlık verildi ve Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın ifadesiyle 78 milyar liraya yakın borç yapılandırıldı.
Peki, alınan bu önlemler Doların ateşini düşürmeye yeterli mi? Elbette ki hayır…
Çünkü bu ve benzeri çözümler; 800 milyar Doları aşkın bir borcu olan, ekonomisini sürdürülebilir borçla yürütebilen, her yıl ciddi meblağlarda cari açık veren, TL’sini Merkez Bankası’na koyduğu Dolar rezervinin karşılığı basan Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu finans akışını sağlamayacaktır.
Nasıl insanın, hayatına devam edebilmesi için belirli bir miktarda kana ihtiyacı varsa, aynen bunun gibi ekonomilerin ayakta kalabilmesi için belirli bir miktar paraya ihtiyaç vardır.
Kapitalizmin gemisinde bulunan Türkiye bu finans ihtiyacını dışarıdan aldığı faizli borca, dolayısıyla Dolara endekslemiştir.
Doların giriş ve çıkışı ve de kurunun belirlenmesi de Zeybekçi’nin ifade ettiği gibi “serbest piyasa”ya bırakılmıştır. Türkiye’de finans kuruluşlarının yüzde 70’inin yabancı olduğunu ve de finansın da TL de olsa tamamının yabancı kontrolünde olduğunu dikkate alırsak, Türkiye’ye Doları sokan ya da yurt dışına çıkartan, kurunu belirleyen irade esasen yabancılardan başkası değildir.
Bu yabancılar da eğer kar amacını güdüyorlarsa, dikkate aldıkları kurumlar bu konuda kredi notu veren küresel kurum ve kuruluşlardır.