Aralık 12, 2016 11:24 Europe/Istanbul

Kürşad Zorlu, 12 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yeni sistemin adı ne olacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hükümet sistemi değişikliğini içeren Anayasa teklifi metni AKP ve MHP tarafından son şekli verilerek TBMM'ye gönderildi. Bundan sonra komisyon ve genel kurulun kararı beklenecek. Şimdi bize düşen bu sistem önerisini nesnel ölçütlerle irdelemektir. 7 Mayıs ve 14 Mayıs 2016 tarihli yazımızda "Cumhurbaşkanlığı sistemi geliyor" demiş ve bugünkü değişiklik önerisinin önemli boyutlarını orada yazmıştık. Ancak bu sistem gerçekten herhangi bir yönüyle parlamenter sistem denilerek adlandırılabilir mi? Bunu netleştirelim ki tartışacağımız şeyin bir tadil mi yoksa yeni bir hükümet sistemi inşası mı olduğunu anlayabilelim.Hükümet sistemleri temel olarak kuvvetler birliği ve kuvvetler ayrılığı sistemleri olmak üzere iki bölümden oluşur. Kuvvetler ayrılığı sistemleri ise yumuşak kuvvetler ayrılığı ve sert kuvvetler ayrılığı sistemlerine evrilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Genel olarak Parlamenter sistemin içerisinde bulunduğu yumuşak kuvvetler ayrılığı sisteminde yasama ve yürütme görevi iki ayrı organa verilmişse de bu organlar tam anlamıyla bağımsız değildir ve aralarında karşılıklı işbirliğinden söz edilebilir.Daha öz olarak Parlamenter hükümet sisteminin özellikleri şu şekilde sıralanabilir: Hükûmet yasama organınca seçilir. Hükûmet yasama organına karşı sorumludur. Bu iki özellik Epstein'in dediği üzere sistemin temel özellikleridir. Bunların varlığı devam ettikçe yapılacak değişiklikler parlamenter sistemin içerisindeki değişiklikler olarak irdelenebilir. Yürütme, yasamayı feshedebilir. Yürütmedeki kişi yasamada görev alabilir. Bakanlar Kurulu yasama organının çalışmalarında yer alır. Belki burada Cumhurbaşkanı'na ayrı bir paragraf ayırmak gerekiyor. Zira öngörülen değişikliğin odağında bu makamın yetkileri bulunuyor. Bu kapsamda Parlamenter sistemlerde yürütme ikili bir yapıya sahiptir. Bir tarafta, monarşiler söz konusu olduğunda kral, Cumhuriyetlerde Cumhurbaşkanı olarak görev yapan devlet başkanı diğer tarafta ise başbakan başkanlığında bakanlar kurulu (kabine) yer alır. Devlet başkanı sorumsuzdur; yasama organı tarafından görevinden alınamaz. Yetkileri sınırlı olmakla birlikte devletin birliğini ve bağımsızlığını temsil eder. Üstelik parlamenter sistemlerde Cumhurbaşkanı yasama organınca belirlenir. Kabine ise yasama organının güvenoyuna dayanır. Ve aynı yolla kabineyi görevden alabilir.Belirtilen bu özelliklerin Başkanlık sisteminin temel yanları ile karşılaştırması yapıldığında karşımızda duran metni daha iyi çerçevelendirmek mümkün olacaktır.Öyle ki Başkanlık sisteminde devlet başkanı hem devletin, hem hükümetin başkanıdır.Başkanlık sisteminde başkan doğrudan halk tarafından, parlamenter sistemde Meclis tarafından seçilmektedir.Başkanlık sisteminde bir kişi hem yasama hem yürütme organında görev alamaz.Başkanlık sisteminde yürütme organı tek kişiden oluşur. Başkanın görevlendirdiği kişiler aslında nitelikli ve merkezi bir sekreteryanın uyumlaştırıcılarıdır.Başkanlık sisteminde ne yasama ne de yürütme organı diğerinin görevine son veremez. Parlamenter sistemlerde karşılıklı olarak görevin sonlandırılması söz konusudur.Hâl böyle olunca yapılmak istenen değişikliklere bakarak bu bahsi sonlandırmak gerekir.-Teklif yasalaşırsa hükümetin yasama organınca seçilmesi uygulamasına son veriliyor.-Cumhurbaşkanı yürütmenin başı ve tek uyumlaştırıcısı olarak kabineyi belirliyor. Başbakanlıktan vazgeçiliyor. Ayrıca değişiklik paketinde cumhurbaşkanına kararname çıkarma ve olağanüstü hal ilan etme yetkisi de veriliyor.-Yürütmedeki kişi yasama organında yer alamıyor.-Cumhurbaşkanının partisiyle ilişiği devam edebiliyor. Bu sebeple tarafsız ve sembolik yetkili Cumhurbaşkanı yaklaşımı da ortadan kalkıyor.Bu karşılaştırma doğrultusunda belirtmek gerekir ki asli ve birçok tali unsuru bakımından yeni sistemin açıkça Parlamenter sistem olmadığı anlaşılıyor.

…***

Orhan Bursalı, 12 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Whatsapp sorgulamaları”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Belli ki ülkenin terörden daha çok çekeceği var. Toplum Whatsapp gruplarıyla kendi aile ve yakın dost-arkadaş çevresinde sayım yapıyor: Herkes yerinde mi, kayıp var mı, nerelerdesiniz? Tıpkı asker veya sınıf sayımı gibi, yanıtlar geliyor: Buradayız, şuradayız, bir problem yok... Kimisi Milano’dan kimisi Heybeli ve Büyükada’dan, kimisi Levent’ten, kimisi hatta sinemadan.. yanıt veriyor: Buradayız! Ya başka Whatsapp sorgulamalarında, telefon aramalarında yanıt vermeyenler ve yakın çevre sorgulamalarında yanıt alınamayanlar? Sosyal medyada fotoğrafları düşüyor: Bilen, gören, insanlık namına! Uzun uzun fotoğraflarına bakıyorum, ne kadar gençler, güzeller, hayat dolular... İçim kayıyor, yanıyor. İnşallah diyorum, evine, anasına, babasına, sevgilisine, arkadaşlarına geri döner. Tanrım!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Toplumsal acıyı hafifletmek için bir “şehit” unvanı oluşturduk haklarında! Bir baba isyanda: Hayır, şehitlik falan istemiyorum, oğlumu istiyorum! İtirazı olan? Şehitlik değil, can güvenliği! Halk ölüyor, hiçbir ayırım yapmadan terör herkesi vuruyor... Polisi, askeri, genci, yaşlıyı, simitçiyi, köfteciyi, otobüs yolcusunu, araba sahibini, taksi sürücüsü ve yolcusunu, güvenlikçiyi...

Kent içinde seyir veya durağan halde olan herkesi! Evinizde güvende misiniz? Patlamanın şiddetinden 1 km uzaklıktaki rezidansın camları patladığında mesela?

Sadece en güvende olanlar, bu ülkenin Hazine’sinin olanaklarıyla kendilerine adeta sonsuz denecek koruma olanaklarını kullananlar, onlarca-yüzlerce zırhlı arabalarıyla, bir sürü en lüks uçaklarıyla, helikopterleriyle, yüzlerce korumalarıyla dolaşanlar.. kendileri, aile fertleri... Mesela Cumhurbaşkanlığı’nın, Başbakanlığın, bakanlıkların koruma masrafları, uçakla yolculuk masrafları, İstanbul’a geliş gidiş masrafları nedir?

Şüphesiz korunacaklar. Ama bu kadarı da ne? Biraz tevazu... Tabii, ara da bulasın! Nasıl bir görüntü veriyor bu ülke?

Yıllardır bu böyle! Bu iktidarın temel söylemi ne? “Koalisyon dönemindeki istikrarsızlığa son, koalisyonlar bu ülkeye felaket getiriyor hep...” Meclis’e sevk ettikleri “başkanlık”, “tek adamlık” anayasa değişikliğinin gerekçesini açıklarken, Başbakan Yıldırım “artık koalisyon dönemini kapatıyoruz” dedi.

Bizim koalisyonlardan bir sıkıntımız yok. Şüphesiz daha az ömürlü siyasi iktidarlar oldu, hepsi siyasi yönetim kültüründen bihaber, ülke yararını değil kendi yararını düşünen ilkel politikalar ve politikacı anlayışları nedeniyle. Koalisyon dönemlerinin ortak kalkınma geçmişi, bu 14 yıllık AKP iktidarının kalkınma oranını aşmış durumda! Ortalama, yüzde 5’e 4.5!Hemen AKP dönemi başlamadan, bu ülkede IŞİD terörü yoktu. Bu iktidar başımıza IŞİD’i bela etti, politikalarıyla, göz yummalarıyla, zımni veya gizli destekleriyle... Davutoğlu de demişti? Onlara terörist diyemeyiz... RTE de aynı anlayıştaydı! Ülke içinde tüm faaliyetlerine ve yüzlerce TC vatandaşının Suriye’de IŞİD saflarında ölüme gönderilmesine göz yumdular! IŞİD bu iktidarın suçudur, günahıdır.

…***

Bülent Falakaoğlu, 12 Aralık tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Milli seferberlikte’ enayi yerine konulmak!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“‘Devlette artık tasarruf dönemi başladı’. ‘Kamuda lükse son’. Milletin karşısında böyle kesin laflar et. Millete tasarruf’ propagandası yap. Ardından da ‘nasılsa hesap soran yok’ düşüncesiyle vur lüks harcamaların gözüne!Milletin karşısına geçip, “Ülkenin tasarrufları çok düşük” de... Devlet teşviki ve zorla tasarruf düzenlemesi yap. Ardından da zarar eden bir kuruma, hiç ihtiyaç yokken, devlet büyükleri kullansın diye uçak aldır.‘Dövizini bozdur’ deyip milleti milli ekonomik seferberliğe davet et. Ama yüz milyonlarca doları lükse gömmekten geri durma.Garibanın 100 dolarını bozdurt. Lakin döviz tüketmek üzerine kurulu ekonomik modelden vazgeçme!“200 bin dolar bozdurdum” deyip kamu oyu önünde şov yapılmasının önünü aç.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

 “Bozduracak dolar mı var?” diye soran yoksulun üzerinden süren döviz vurgununu sakla! Sanki ortada bir soygun ve enayilik var gibi...Belirsizliği ortadan kaldırmak ve durumu tam olarak kavrayabilmek için... Sanırım, bahsettiğimiz mevzulara biraz daha yakından bakmakta fayda var.Türk Hava Yolları, 2010 yılından beri Fransa’nın Bordo Havaalanı’nda bekleyen bir uçağı satın aldı.

Uçak, Tunus’un devrik diktatörü Ben Ali için yapılmıştı. Ben Ali uçağı kullanamadan devrildi. Boşta duran uçağı THY, devlet büyükleri kullansın diye, satın aldı. 

Özel olarak döşenen toplantı salonlarına, yatak odasına sahip lüks bir uçak.78 milyon dolar verilen uçak, uçak değil adeta saray yavrusu.Devlet büyüklerinin uzun uçuş menzilli, geniş kullanışlı uçağı yok mu?

Cevap: Bol sayıda hem uçağı hem helikopteri var.

Milli geliri Türkiye düzeyindeki ülkelerde devlet yöneticilerine tahsis edilmiş bu kadar çok hava aracı var mı?

Cevap: Geliri Türkiye’yi 2’ye 3’e katlayanların bile bir çoğunda yok!

Milleti dolar bozdurmaya teşvik ederken... Lüks uçak için on milyonlarca dolarlık döviz harcamak bir çelişki değil mi?

Cevap: Koca İstanbul Büyükşehir Belediyesi bile sadece 40 milyon dolar bozdurabilirken bunun iki katını, ihtiyaç olmadığı halde, bir uçağa vermek elbet de çelişki.