Türkiye'den köşe yazarları
Esfender Korkmaz, 18 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kimse halinden memnun değil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktisat politikalarının ne kadar doğru olup olmadığını, uygulama sonuçları gösterir. Ekonomi bilimi de bir ülkede mevcut olan kaynakların en etkin şekilde kullanılmasını öngörmektedir. Kaynaklar etkin kullanılırsa verimlilik artar... Ekonomide büyüme olur. sosyal gelişme olur… Sonuçta toplum refahı artar…İktisat politikaları eğer toplumun refah düzeyini artıyorsa, uygulanan politikalar doğru politikalardır. Yoksa yanlıştır.Türkiye'deki genel manzaraya bakarsak, siyasi rant sağlayanların dışında kimse halinden memnun değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İşçi halinden memnun değil. Ekonomik buhran nedeniyle firmalar işçi çıkarıyor. TÜİK'in Eylül ayı için açıkladığı verilere göre, işsiz sayısı geçen yılın Eylül ayına göre -resmi rakamlarla- 420 bin kişi artarak yüzde 11.3 oldu. İş aramayıp çalışmaya hazır olanları da katarsak fiili işisiz sayısı 5 milyon 843'e yükseldi ve fiili işsizlik oranı yüzde 18'e yaklaştı. Siyasi iktidar ekonomik canlanma için, düşük faize ve inşaat sektörüne sarılıyor. TÜİK, İnşaat sektörünün Temmuz-Eylül 2016 üç aylık sonuçlarını açıkladı. İnşaatta ciro endeksi yüzde eksi 6.9 oldu, Üretim endeksi de yüzde eksi 4.2 oldu. Yani inşaat sektöründe hem ciro düştü, hem de üretim daraldı. Dahası, ekonomide yaşamakta olduğumuz eksi büyüme ve paralel olarak konut talebinin düşmesi nedeniyle, gayrimenkul fiyatları yüzde 20'den fazla düştü. Konut fazlası ve fiyatların düşmesi sektörün cazibesini bitirdi. Şimdi inşaat sektörü de mağdurdur ve halinden memnun değildir. Sanayici halinden memnun değil, yüzde 50'den fazla ithal aramalı ve hammaddeye bağlı üretim yapıyor. Kur artışı ithalat maliyetlerini artırdı. Döviz bulmak zorunda ve yüksek maliyet içinde zararına çalışma riski var. Kaldı ki Temmuz ayında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış sanayi üretim endeksi de yüzde 7 daraldı. Üretici çiftçi halinden memnun değil.. Zira TÜİK'in açıklamasına göre tarımda üretici fiyatları yüzde 1.85 oranında geriledi. Tüketici halinden memnun değil… Zira yine TÜİK ve Merkez Bankası işbirliği ile yürütülen tüketici eğilim anketi sonuçlarından hesaplanan tüketici güven endeksi, Kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 6,9 oranında azaldı; Ekim ayında 74,04 olan endeks değeri Kasım ayında 68,93 oldu. Zaten bu günkü şartlarda tüketici memnuniyeti beklemek safdillik olurdu. Sanayici, esnaf ve işadamı ağır vergi yükü altında eziliyor... Türkiye vergi yükü en hızla artan ülkedir. Ücret maliyetinin yarıya yakın kısmı, sosyal güvenlik kesintileri ve vergilere gidiyor. Bir esnafın takip etmesi ve ödemesi gereken vergilerin sayısı 30'a ulaşmaktadır. Kapanan kepenk sayısı çok net olarak gözle de görülüyor. Üçüncü çeyrekte GSYH da yüzde 1.8 oranındaki daralması da toplumun moralini bozdu. Siyaset ekonomik istikrarı bozan en önemli unsur oldu. Özellikle başkanlık sisteminde israr edilmesi, toplumu tedirgin ediyor. Başkanlık sistemi bugünkünden iyi veya kötü olabilir. Ancak bunu tartışmaya şu anda vaktimiz yok. Bilmemiz gerekir ki, hangi toplumda olursa olsun, rejim değişikliği, yeni ve halkın bilmediği bir sisteme geçilmesi halkta tedirginlik yaratır. Bunun için de kimse yatırım yapmıyor. Kaldı ki, dünyada Türkiye otokrasiye mi gidiyor? tartışmaları hepimizi daha çok tedirgin ediyor.Başkanlık teklifinin rafa kaldırılması, ekonomi için en önemli istikrar desteği olacaktır.
…***
Çiğdem Toker, 18 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Güvenlik bütçesi kimin içindir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siz hiç seçimlerde “şehadet şerbeti” vaadiyle oy isteyen bir milletvekili adayı gördünüz mü? Veya programındaki “ilk 100 gün”e, içilecek şehadet şerbetini çoğaltma hedefini koymuş bir siyasi parti? En oportünist, en pragmatist bile, kampanya sırasında bu vahim hatayı yapmadı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Güvenlik; devlet olmanın temel unsurlarından biri çünkü. Devlet yönetmeye talip olan her politikacı, vergilerimizi toplayıp bunları dağıtma yetkisini isterken teorik olarak güvenliğimizi korumayı üstleniyor. Bu ülkede, 7 Haziran seçimlerinden bu yana, 34 terör saldırısında 459 kişi yaşamını yitirdi. Sadece son bir haftanın bilançosu 57 kişi. 2017 bütçesi evvelsi gün TBMM’den geçti. Yüce yasama, AKP iktidarına önümüzdeki yıl “645 milyar TL harca” demiş bulunuyor. Güvenliğe harcanacak para, bütçenin yüzde 10’unu geçmekte.
Sorumuz basit: Bu harcama yetkisi neden veriliyor? Bir stadyumun kıyısında, bir ana caddede, taksinin, bir halk otobüsünün içinde, bir bulvarın orta yerinde parça parça ölelim, şans eseri hayatta kaldıysak, kolumuz bacağımız kopsun, ciğerimiz dalağımız yarılsın diye mi?Bombalı araçla düzenlenen terör saldırısının hedefinde halk otobüsü vardı. İçinde çarşı iznine çıkan askerlerin bulunduğu halk otobüsü. 2017 bütçesi Meclis’ten geçmişken size biraz T cetvelinden söz edeyim. T cetveli, her yıl devlet kurumlarının sahip olacağı araç sayısını ve modellerini gösterir. Meclis başkanlığı araçları da bu listede olur, emniyet de falanca üniversite de. Toplam sayı binlerle ölçülür. Pek azı hibeyle edinilir. Büyük çoğunluğunu biz alırız. Her terör saldırısının ardından bakanların, ekranlarda üzgün üzgün konuştuktan sonra bindiği makam araçlarını da. Ki çoğu zırhlıdır onların. Biz derken Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını kastediyorum. O araçlar; her yıl çalışmalarımız, emeklerimiz, yenilediğimiz cep telefonu veya kira gelirlerimiz üzerinden toplanan vergilerden alınıyor. Ekonomi brifing, bu ülkede her başbakana verilen ilk brifingler arasında yer alır. Ve bütün ekonomi brifingleri sonrasında, başbakanlar araç ve bina tasarrufundan söz eden açıklamalar yapar. Hiçbir zaman o araçlardan tasarruf edilmez.
…***
Faruk Çakır, 19 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Şekli düzenleme çare değil”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Çoğu zaman hatırlatmak durumunda kaldığımız bir tesbit var: İsimlerin değişmesiyle hakikat değişmez.Dolayısıyla Türkiye’nin meselelerini gerçek anlamda çözmek, kanunların ya da uygulamaların isimlerini değiştirmekle değil, sistemi ve anlayışı değiştirmekle, iyileştirmekle mümkün olur.Nitekim TBMM’nin tecrübeli isimlerinden kabul edilen Cemil Çiçek de verdiği bir röportajda bunu ifade etmiş. 2011’de 4 partinin bir araya gelerek başlattığı Anayasa değişikliği çalışmalarına da başkanlık etmiş olan Çiçek, anayasada yapılmak istenen şimdiki değişikliklerle ilgili olarak önemli ikazlarda bulunmuş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
“İki partinin üzerinde uzlaştığı yeni teklifi nasıl buldunuz?” sorusunu cevaplandıran Çiçek şöyle demiş: “Aslında toplumun talebi sıfırdan yeni bir Anayasa’dır, kısmî bir değişiklik değil. Kısmî değişikliklerle yamalı bohçaya dönmüş bir Anayasa’yla Türkiye 2016’yı da bitirmek üzere. Nitekim 2007’de neredeyse rejim bunalımı çıkıyordu. 2011 sürecinde, 63 maddelik bir hak ve özgürlükler bölümü vardı. Bunun 43’ü üzerinde uzlaşmaya varılmıştı, ama yapılamadı. Türkiye demokratik bir ülke. AB süreci, sıkıntılı olsa da devam ediyor. Türkiye’ye yönelik itirazların önemli bir kısmı hak ve özgürlüklerle alâkalı. Hükümet modeliyle ilgili bir düzenleme yapsak bile, hak ve özgürlükler alanındaki sıkıntılar devam edecek demektir.”
“Önerilen hükümet sistemi Türkiye’yi otoriterliğe götürür mü?” sorusunun cevabı da şöyle olmuş: “Demokrasi sadece şekli düzenlemeden, kanunî metinlerden ibaret değil. Demokrasi kültüründe toplumun hak ve özgürlüklere sahip çıkması gerekir. Bu da insan kalitemiz ve tipolojimizle doğrudan alâkalı. (...) Dünyadaki sıkıntılarımızdan kurtulmak için de bir kahraman bekliyoruz. Halbuki demokrasi, doğru kurallarla vasat zekâlı insanların işlettiği bir sistemdir. Doğru kuralları koyacaksınız. Öyle süper zekâ, büyük kahramana falan gerek yok. Ülke meselelerine hep şahıslaştırarak çözüm aramaya çalışıyoruz.
Neleri eksik gördüğüyle ilgili bir soruyu da cevaplandıran Cemil Çiçek, ‘endişe’li cevap vermiş: “Bunları söylerim, fakat korkarım muhalefet benim üzerimden partimi vurmaya çalışır. Sayın Başbakan fikrimi sordu; nerede, ne olması gerektiğini söyledim. Yargı dışında çeşitli şeyler gözden geçirilebilir. Şekli düzenlemelerle bir yere varamayız. Denge denetleme önemlidir.”
Düzenleme yapılması icap eden noktalar olduğuna dikkat çeken TBMM eski Başkanı Cemil Çiçek, bunları da şöyle sıralamış: “Hangi hükümet modelini benimserseniz benimseyin, iki alanda en kısa zamanda düzenleme yapmak gerekiyor: Siyasî Partiler Yasası ve seçim mevzuatı. Biz hep %10 barajını konuştuk. Seçim mevzuatının tek problemi baraj değil ki. Seçim bölgelerini mümkün olduğu kadar daraltmak, siyasetle vatandaşı buluşturmak lâzım.”