Türkiye'den köşe yazarları
Çiğdem Toker, 25 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde “TÜİK ani zenginleşmemizi anlatacak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) sayesinde, bir gecede yüzde 20’ye yakın zenginleştik.Kurum’un iki hafta önce ulusal hesaplarda yaptığı “güncelleme” ile: 720 milyar dolar olan milli gelir, 861 milyar dolara, 9 bin 257 dolar olan kişi başına gelir ise 11 bin 14 dolara yükseldi. TÜİK’in revizyonu, sadece milli gelir değil, öteki verilerin üstüne de masalsı bir yıldız tozu serpti. Öylesine sihirli bir yıldız tozu ki bu, sadece milli gelirimiz değil, cari açık, bütçe açığının milli gelire oranı, tasarruflar, her şey daha olumlu hale geldi. Üstelik bütün bunlar, tüketim harcamaları azalır, Türkiye ekonomisi küçülürken gerçekleşti... Haliyle bu “yaman çelişki” güvenilirlik tartışmasını da beraberinde getirdi. Zira TÜİK herhangi bir kurum değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ekonomi daralırken ilan edilen bu gelir artışı, kurum olarak TÜİK’i tartışmaya açtı. Bu tartışmaların etkisiyle olsa gerek, Kurum yaptığı hesap değişikliğini anlatmaya karar verdi. TÜİK Başkanvekili Mehmet Aktaş, bu hafta içinde milli gelir revizyonunu anlatacak. “Ülke ekonomisi küçülürken, tüketim harcaması düşerken, nasıl oluyor da milli gelir artabiliyor?” sorusuna ne yanıt gelecek, göreceğiz. Torba kanunla getirilen düzenlemeye göre, yabancı bayraklı Türk sahipli gemi, Türk bayrağına geçerse ondan vize harcı alınmayacak. Bitmedi. Yurtdışındaki yabancı bayrak çekmiş yolcu gemileri ile yat, kotra, tekne ve gezinti gemileri; Türkiye’deki gerçek ve tüzel kişilere bedelsiz verilirse her türlü vergiden muaf olacak. Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Selçuk Sert, bu maddelerin amacını anlatırken, Türk sahipli yabancı bayraklı gemilerin üç nedenle zafiyet yarattığını söylemiş:
- Deniz güvenliği
- Türk bayrağının itibarı
- Gelir kaybı
Sert’in verdiği bilgiye göre toplamda 16 milyon bir gelir kaybı göze alınmış ancak karşılığında denetim zafiyeti ortadan kalkacakmış. Gelin görün ki, bu gerekçe ne eski Maliye Bakanı Zekeriya Temizel’i ne de CHP İzmir milletvekili Musa Çam’ı ikna etmiş. Temizel diyor ki: “Bu nasıl iştir? Şu andan itibaren, yurtdışından birileri sürekli olarak Türkiye’deki insanlara gemi bağışlasalar bunların hepsi tek kuruş vergi ödemeden gelecekler buralara bağlanacaklar. Peki, bizim zavallı tersaneler ne olacak? Ne olacak bizim tersaneler?”
Çam da ilginç bir konuşma yapıyor:
“Büyük bir muafiyet getiriyoruz biz bununla. Bu kadar büyük bir muafiyet getirince insanın ister istemez aklına başka şeyler geliyor. (...) Cumhurbaşkanı’nın çocukları bu işleri yapıyor, Başbakan’ın çocukları bu işleri yapıyor ve ister istemez diyoruz ki: Adrese teslim bir düzenleme midir bu 13-14’üncü maddeler? Benim aklıma onu getiriyor yani. Dolayısıyla, neden... Ağustos ayındaki varlık vergisiyle ilgili konular düzenlenirken yine getirilmişti, çıkarıldı; şimdi yine bu torba kanuna monte edilmiş. Çok doğru bulmuyorum yani bu düzenlemeyi.”
Mali büyüklüğü, parasal değeri saptanamayan bir meta satılır mı? Bir malın değeri bilinmeden satışa çıkarılırsa bunun anlamı nedir. CHP Genel Başkanı Yardımcısı Çetin Osman Budak sormuş bu soruyu. Konu, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak görevlendirildiği 694 şirket.Budak, bu şirketlerin 596’sı için satış sürecinin başlatıldığını ancak şirketlerin mali büyüklüğünün hâlâ açıklanmadığını söylüyor. Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, TMSF yönetimine geçen şirketlerle ilgili soru önergesini yanıtlamış. Ama cevabın özeti “Çalışmalar sürüyor”. Yani şirketlerin mal varlığı, sermaye büyüklüğü, istihdam durumları gibi verilerin temin edilmesiyle ilgili çalışmalar henüz tamamlanmamış. Budak ise aradan üç ay geçtiğini ve bu kadar sürede bunların derlenememesinin büyük eksiklik olduğunu anımsatıyor. TMSF’ye geçen bu şirketlerle iş yapan firmaların ciddi sıkıntı içinde olduğunu vurguluyor.
...***
Tuncay Mollaveisoğlu, 25 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hatalardan ders almak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP korkunç politik hatalar yaptı, bedellerini hala en ağır şekilde ödüyoruz.Ancak mecburiyetler ve bölgenin, hayatın gerçekleri, hatalar nehrini şimdi doğru bir yatağa yönlendiriyor...Türkiye Eset dayatmasından Esad'ı kabule geçtiğini açıkça belli etti.Rus lider Putin, 4 ülkenin buluşacağını açıkladı. Rusya, Türkiye, İran ve Suriye bir araya gelecek... Putin bu tarihi buluşmaya ABD'yi de davet etti...Buluşma Kazakistan'ın Başkenti Astana'da yapılacak.Yani her hangi bir Batı şehrinde değil...Bölgede güç dengesi, olması gerektiği gibi bölgesel güçlerin eline geçiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Emperyalizmin ise terör unsurları ve suikastlar dışında elinden bir şey gelmiyor.Rus Lider Putin'in açıklaması çarpıcı: "Açık konuşmak gerekirse uçağımızın Türk liderliğinin emri olmadan, Rusya-Türkiye ilişkilerine zarar vermek isteyen insanlar tarafından düşürüldüğü tezine şüphe ile yaklaşıyordum. Fakat Büyükelçimizin bir polis tarafından saldırıya uğramasının ardından fikrimi değiştirmeye başlıyorum..." Putin bir şey daha söylüyor: "Yıkıcı unsurların emniyet ve istihbarat teşkilatları ve ordu dahil olmak üzere Türk devletinin organlarına derin biçimde nüfuz etmiş olması mümkün..."FETÖ'yü kastediyor Rus lider... Türkiye bunu düşünmeli.FETÖ Türkiye'yi yargıdan, emniyete, TSK'dan medyaya nasıl ele geçirdi?Kumpas davalarının suç ortağı AKP değil miydi?Türkiye'ye yönelik terör ihracı, yanlış Suriye politikasının bedeli değil mi?Sahi bunca hayati hata, AKP'nin ders almasına neden oldu mu?Muhalefet bu soruların peşinden gitmeli... Yapılan hatalar ve yanlışlar halka anlatılmalı, ağır gündem bombardımanı, "Neden bu hale düştük?" sorusunu karartmamalı...Türkiye kaybettiği rotasını yeniden bulmaya çalışırken geleceğe odaklanmalı...Hatalardan ders alınıyor mu?Örneğin Rus Büyükelçiyi katleden polisin zehirli bir zihin denizinde nasıl yıkandığı yeterince tartışılmadı.
...***
Barış İnce, 25 Aralık tarihli Birgün gazetesinde, “Başkanlığa “evet” de hepsi devam etsin!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yaşadığın doğa bir kişiye yakın şirketlere bir gecede peşkeş çekilsin, akan suyun pet şişelere doldurulup satılsın, birisinin dostları kazansın.Tüm ülke kararnamelerle betona çevrilsin ama sen buna rağmen başını sokacak bir ev alabilmek için 30 sene kredi ödemeye devam et.Bir kişi her gün kürsüye çıkıp birilerine bağırıp çağırsın. Ondan güç alan küçük yandaşları da bağırmaya çalışsın. Seninle ters düştüğünde seni de azarlayıp hapse tıksın.Madenlerde, inşaatlarda denetimsizlik sürsün. Birileri zengin müteahhit olacak diye halkın yoksul çocukları ölsün.Ülke yönetimi çeşitli tarikatlara cemaatlere pay edilsin. O tarikatların içinden darbeci, katil vs. çıksın Başkan ise bundan sorumlu olmasın.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eğitim sistemi birilerinin kafasına göre değiştirilmeye devam etsin, bilim dışı mantıkla çocuğun dünya sonunculuğuna demir atsın.Halife olma hayali ile Ortadoğu’da oyun kurmak istensin, oyunun sonunda başladıkları yere geri dönsünler. Arada da 300 bin insan ölsün.Devlet olanakları ile tüm medya birilerine bağlanmaya devam etsin. Sonra da o birilerinin sürekli övgüleri izlensin.Ülkede giden yanlışlara dikkat çekebilecek üç beş gazeteci kalsın. Onlar da her gün paralı trollerin küfrüne maruz kalsın.Baştakiler kafalarına göre interneti kesmeye devam etsin. Ülkede kötü bir şeyler olduğunu internetin yavaşlığına göre öğrenirsin.Siyasi partilere yine operasyonlar çekilsin. Ya vekilleri hapse atılsın ya da başkanları rant karşılığı iktidara bağlansın.Dolar bir kuruş indiğinde hükümetin başarısı densin, 1 lira yükseldiğinde “mihraklar” densin. Asgari ücretle ev kirası bile ödenemesin. ABD’ye göbekten bağımlı olunsun ama bağımlı değilmiş gibi yapılsın. Sadece bir buçuk yılda 32 bombalı saldırı gerçekleşsin. 363’ü sivil 460 kişi can verirken, 2 binden fazla insan yaralansın, bir kişi bile istifa etmesin.Bu yaşadığımız hayatın sürmesini istiyorsan, AKP’ye de, başkanlığa da, her türlü teklife de “evet” dersin.