Türkiye'den köşe yazarları
Remzi Özdemir 26 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Emeklinin umudu seçime kaldı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son 2 yıldır emekli vatandaşın umudu ile adeta oynadılar.Bu umudu ilk kez dönemin Çalışma Bakanı Süleyman Soylu başlattı. Bugün-yarın derken aradan 2 yıl geçti ve ortada kala kala çerez kaldı.Çalışma Bakanı Müezzinoğlu yeni yıla günler kala bu umudu bitirdi.Emekliye promosyon yok, olsa bile bir çerez parası.İyi de emekli size bize promosyon alın demedi ki siz başlattınız bu tartışmayı.Siz ektiniz emeklinin dünyasına bu umudu.Seçim öncesi meydanlarda vaat olarak siz söylediniz.Şimdi bu bir çerez parası oldu öyle mi?Bakanın açıklamasına göre emekliye yılda verilecek promosyon miktarı 50-60 lira civarında.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İyi de onun için sizin devreye girmenize gerek yok ki!Siz bakanlık olarak pazarlık yapsanız da yapmasanız da zaten bankalar 3 yıllık taahhüt karşılığında emekliye 300 lira veriyor.O halde 2 yıldır neden bu yangını çıkarttınız?Neden her fırsatta bu rakamın emekliye katkı olacağını açıkladınız?Hepsi çerez parası için miydi?Siyasiler maalesef emeklileri bu konuda kullanmıştır. Milyonlarca emekliye büyük bir beklenti yaratıp bunu siyasi bir ranta dönüştürmüştür.Hükümete yakın gazetelere bakın. Daha bir seçimden önce bu rakamı yetkili ağızlara dayanarak 900 liraya kadar çıkartmadılar mı?Özel bankaları devre dışı bırakıp kamu bankalarının bu işi gönüllü olarak yapacağı söylenmedi mi?Şimdi bu umudun adı çerez parası oldu.Emekli artık bu olaydan dersini almalı.Siyasetçilerin umutları ile oynanmasına izin vermemeli. Burada emekli vatandaşlar siyasetçiler tarafından resmen kullanılmıştır. Çünkü emekliye promosyon vaadi bizzat dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu tarafından da seçim meydanlarında verilmişti.Madem bankalarla pazarlık gücünüz yoktu bunu neden seçim meydanlarında vaat olarak verdiniz?Çalışma Bakanı, Başbakan'ın Türkiye Bankalar Birliği ile bir kez daha görüşeceğini söylüyor. Neyi görüşecek? Milyonlarca emeklinin maaşı burada söz konusu. Bankalar 100 kişilik bir iş yerinin maaş ödemek için o iş yerinin kapısında sabahlıyor ve akıl almaz tekliflerde bulunuyor. Koskoca devlet, milyonlarca kişinin emekli maaş promosyonu için Türkiye Bankalar Birliği'nden neyin ricasında bulunacak?Artık yeter! Emekli ile bu kadar oynamayın lütfen.2017'de mutlaka öyle ya da böyle sandık kurulacak. Eminim ki siyasiler, banka promosyonunu seçim sandığının üstüne koyup "at oyu, al promosyonu" diyecek.Denizbank ve kredi kartı iki hafta önce emekli maaşını 300 TL'lik promosyon için Denizbank'a taşıyan vatandaşlardan kredi kartı ücreti alınmaya başlandığını yazmıştım. Bu konuda Denizbank'tan bir açıklama geldi. Dahası bir bilgi. Denizbank, emekli maaşında promosyon için kredi kartı zorunluluğunun olmadığını sadece kredili mevduat zorunluluğu olduğunu bildirdi.Kredi kartının, vatandaşın kendi talebi ile verildiği ve 1 yıl otomatik fatura talimatı verilmesi halinde bu ücretin alınmadığını belirttiler.
...***
Mehmet Kara, 26 Aralık tarihli Yeniasya gazetesinde, “Kafaları karışıklar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Meclis Anayasa Komisyonu AKP’li 316 milletvekilinin imzasıyla verilen ve MHP’nin üzerinde uzlaştığı anayasa değişikliği teklifi hafta boyunca görüşüldü.Sistemde önemli değişiklikler ihtiva eden 21 maddelik teklif, aslında Cumhurbaşkanlığı görünümlü başkanlık modeli. Değişiklikle, milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkarılıyor. Milletvekili seçilebilme yaşı 25’ten 18’e indiriliyor. Seçimler 4 yılda değil 5 yılda bir yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri de aynı gün olacak. Cumhurbaşkanı seçilen kişinin partisiyle ilişiği kesilmeyecek, yani genel başkan olabilecek. Milletvekilliğinin düşmesi, düşürülmesi, ölüm ile diğer boşalma hallerinde boşalan üyelikler, aynı partinin “yedek milletvekilleri”yle doldurulacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı kararname çıkarabilecek. HSYK’nın yarısını seçecek…Görüşülen pakette bu ve bunun gibi birçok değişiklik var.MHP ile virgülüne varıncaya kadar günlerce çalışıp uzlaştıktan sonra komisyonda görüşüldüğü sırada, bazı AKP’li vekillerin itirazlara başlaması dikkat çekici. İtirazlar ağırlıklı olarak “yedek milletvekilliği” ve “seçilme yaşının 18’e indirdirilmesi”yle ilgili.
Kulislerde başbakanın görüştüğü 20 milletvekilinden 15’i pakete itiraz etmiş. Bu itirazlardan birisi de “Tayyip Erdoğan sonsuza kadar görevde kalacak algısıyla hareket ediyoruz. Yeni sistemde Necdet Sezer gibi bir isim seçilirse ne olacak?” olmuş. Vekiller bir de cumhurbaşkanının ülkeyi kararnamelerle yönetecek olmasının sakıncasını söylemişler. Yargı bağımsızlığı, bakanların tamamının cumhurbaşkanı tarafından seçilmesi gibi konulara da itiraz etmişler. Başbakan Binali Yıldırım, “Bir iki tane arkadaşlarımızın kafasını karıştıran husus var. Bunlara da dikkat edeceğiz. Mahsurlu olan şeyin üzerinde inat etmemizin anlamı yok. Görüyorum ki, genel itibarıyla toplumda ciddî bir kabul gördü. Onlar da düzelecek maddeler üzerinde çalışacağız” diyerek bir bakıma kapalı görüşmedeki itirazları ve gazetelerde çıkan kulis bilgilerini doğrulamış oldu.Şimdi itiraz eden vekillere şunu sormak lâzım. Bu paketin altına imza atarken bu itirazlarını neden söylemediniz? Bir de virgülüne kadar MHP ile uzlaşmaya vardılarsa, “kafası karışık milletvekilleri”nin itirazları nasıl düzeltilecek? “Darbe” sözünü “demokrasi”den daha fazla duyuyor olmamız, ülkemiz adına üzüntü verici.Son yıllara kadar darbe sözünü duyunca 1960, 1971, 1980 yılları akla gelirdi. 28 Şubat’ta bir de “postmodern darbe” ile tanıştı Türkiye… Darbeyi askerler yaptı hep. Ve darbe denilince hep “askerî darbe” anlaşıldı.Sonrasında 17-25 Aralık soruşturmalarına “darbe” denilmeye başlandı. Bu soruşturmalara “darbe” diyenlere kendi taraftarları bile mesafeli yaklaştı. Bu daha sonra “arkadaşlarım bile bizi anlamadı. Yalnız kaldım” şeklindeki sözlerle izah edildi. Bu arada MİT krizi, Oslo görüşmelerine “darbe” diyenlerde oldu. Peşinden 15 Temmuz kanlı darbe teşebbüsü yaşandı. Daha önceki darbelerde görmediğimiz olaylar yaşandı. Ordu içindeki bir takım asker üniformalı demokrasi düşmanı kişiler milletinin üzerine ateş açtı, Meclis’i bombaladı, sivilleri öldürdü…Bu hafta Meclis’te bütçe görüşmeleri bittikten sonra partiler grup toplantıları yaptı. CHP grubunda konuşan Genel Başkan Kılıçdaroğlu da 2016 yılında üç darbe olduğunu söyledi. Bunları 15 Temmuz darbe teşebbüsü, Davutoğlu’nun başbakanlığı bırakması, 20 Temmuz’da OHAL’in ilânı olarak saydı…Bunun yanında şimdi birileri kalkıp yeni darbe söylentilerinden bahsetmeye başladı…Artık şu darbe sözünü ağzımıza almasak, demokrasiden, hürriyetlerden bahsetsek… Tabiî bunlardan bahsetmek için her şeyin “olağan” olması gerekiyor. Olağanüstü şartlarda demokrasiden bahsetmek mümkün olmuyor, olamıyor.Hep beraber demokrasi diyeceğimiz günlere ulaşmak temennisiyle…
...***
Taha Akyol, 26 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde, “Seçilmiş, atanmış”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“KÜLTÜR mirasımız arasında en başlarda yer alan İstanbul’daki tarihi yarımada üzerinde belediyenin yetkileri artırıldı.‘Seçilmiş’ belediyenin imar ve inşaat yetkileri artırılırken, ‘atanmış’ Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yetkileri epey daraltıldı.Bu iyi mi, kötü mü?Herhangi bir konuda ‘atanmışlar’ mı, ‘seçilmişler’ mi son sözü söylemeli?Yanlış, bu soruyla başlıyor. Çünkü seçilmişlerin de atanmışların da yetki alanları demokrasilerde farklıdır.Biri diğerinin yetkisine müdahale etmemelidir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AK Partililerin oylarıyla kabul edilen karara göre, tarihi yarımadadaki 10 bin “tescilli” eser Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun yetkisinde olmaya devam edecek.Bunun dışındaki 50 bin “tescilsiz” yapı belediyenin imar yetkisine geçiyor.Tarihi eserlere “komşu” niteliğindeki parseller buna dahil!Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir yol, meydan ve yeşil alanların altında çok katlı yeraltı otoparkları yapmaktan, elektrik kablolarını yeraltına almaktan bahsediyor.Bunlara itiraz edilemez fakat İstanbul’un ne hâle geldiği de bellidir.Birçok tarihi eser, çevresine belediyelerin onayıyla apartmanlar ve AVM’ler dikildiği için gözden kayboldu.En vahimi, tamamen koruma altında bulunan tarihi yarımadadaki Sultanahmet Camisi’nin siluetini bozan üç gökdelenin Zeytinburnu’nda inşa edilmiş olmasıdır.
Üstelik İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 2002’deki iptal kararına rağmen ve Zeytinburnu Belediyesi’nin kararıyla!Kısa sürede oy getiren istihdamı sağladığı için inşaat sektörünü iktidar sürekli teşvik ediyor. İmar planlarını değiştirerek, imar alanlarını olabildiğince genişleterek...Sanayici Rahmi Koç, “Yatırımlar taşa toprağa gitti” demişti, değil mi?Ali Babacan da şu uyarıyı yapmıştı:“Üretmeden, dışarıdan sağlanan krediyle lüks AVM, lüks konut Türkiye’yi çıkmaza sokabilir.” Tarihi yarımadayla ilgili kararın endişe yaratması da bundandır.