Aralık 27, 2016 10:35 Europe/Istanbul

Ahmet İnsel, 27 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İktidardan gitmemek için mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Gözaltına alınacak kişilerin isimlerinin önce hükümet güdümlü sosyal medya hesaplarında ve gazetelerinde yayımlanması, bunların bir müddet sonra tehditten eyleme dönüşmesi yeni değil. Bugün baş düşman ilan edilen Gülen cemaatinin yayın organlarında da aynı uygulamalar yapılıyordu bundan birkaç yıl önce. Şimdi münferit isimler değil, yüzlerce isimlik listeler yayımlanıyor. Muhafazakâr-milliyetçiliğin bu topraklardaki alameti farikalarından biri, polis devleti aşkı olsa gerek. Bu nitelik, geçen yüzyıldaki faşizm pratiklerine pek benziyor. O zamanlar daha olmayan sosyal medyanın yerini duvar ilanları, makbul olmayan kişinin evinin, işyerinin önünde toplanan “bindirilmiş halk” alıyordu. Faşizmle daha sıradan diktatörlük arasında gidip gelen birçok ülkede benzer “toplumsal pratikler” o ülke insanlarının bir kısmının esas niteliklerini sergilemelerine imkân vermişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bugün Türkiye’de yaşanan gözaltına alma, tutuklama furyasının vardığı boyut 20. yüzyıl faşizmlerinin iktidardaki ilk yıllarına benziyor. Hakaret içerdiği bile şüpheli ifade veya jestler neden gösterilerek Şef’in aşağılandığı gerekçesiyle insanların tutuklanması, faşizmin önemli özelliklerinden biri olan Lider’in kutsallaştırılması sürecini ele veriyor. İktidarın gayri meşru ilan ettiği partinin milletvekillerinin, belediye başkanlarının, parti yöneticilerinin dalga dalga tutuklanması da bu topraklarda yeni değil ama şimdi işin boyutu farklı. Meclis’te üçüncü grubu oluşturan, beş-altı milyon oy almış bir partiye yönelik bir bastırma, yıldırma, susturma operasyonu sürüyor.

Liderin elinde fiilen toplanan mutlak iktidarın yasallaştırılmasının hazırlıklarını izliyoruz. İktidar, hukuk devleti olma niteliğini epeyden beri kaybettiği gibi, kanun devleti bile olamayan, bir polis devletine dönüşmüş durumda. 15 Temmuz darbe girişimini yapanların, fedai eylemi adı altında kitlesel katliamlar, terör eylemleri düzenleyenlerin polis devleti kurulmasına yardım ettikleri, bu yönde büyük bir lütufta bulundukları bir şiddet döngüsü şimdilik iktidar lehine çalışıyor. Dış politikadan ekonomiye, asayişten eğitime, her şeyin son derece başarısız biçimde yönetildiği ülkede, yol, köprü ve tünelle fareli köyün kavalcısı icraat sergiliyor. Bunun dışında inşaatın bile nefesinin tıkanmaya başladığı bir noktadayız. Gelecek yıl için bankacılık sektörünün alarm verdiğini birçok bağımsız gözlemci söylüyor ama bunlar elbette üst akılların yıkıcı yalanları!

Fark belki, on dört yıldır iktidarda olan bir partinin, iktidarının ilk döneminde değil, iktidarını pekiştirdikten sonra bu pratikleri sergilemeye başlamış olmasında yatıyor. Faşizan pratiklere iktidara gelmek için değil, iktidardan gitmemek için başvurulduğu kanaatini güçlendiriyor.

Çok zor zamanlardan geçiyoruz. Kapısının üstünde, “Herkes cezaevini tadacaktır” yazan bir ülkenin karabasanlarını yaşıyoruz. Burada tek tek isimlerini sayamayacağım sayıda dostum, meslektaşım, tanıdığım, keyfi yönetimin, kaba saba bir baskı ve sindirme veya öç alma politikasının mağduru olarak aylardır, haftalardır tutuklular. Görünen o ki hepsi ya da çoğu yeni yıla demir parmaklıklar arkasında girecek. Hepsine ve gazetemizin on değerli çalışanına en kısa zamanda özgürlüklerine kavuşacakları bir yeni yıl diliyorum.

...***

Yusuf Karaca, 27 aralık tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Önce İncirlik’i vatan yapın!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bizde gündem çok çabuk değişir. Hemen unutuveririz. Daha önce ne denmişti bir hatırlatan olmazsa, yeni söylenenlere göre “amel” edip gideriz.Ne demiştiler?Bir Suriye toplantısı “tapesi” sosyal medyaya düşmüştü. Ortam dinlemesi olduğu anlaşılan kayıtta, eğer kayıtlar gerçekse, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu ve Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler arasında bir savaş toplantısı yapılmış.Ses kaydında Hakan Fidan’a ait olduğu öne sürülen sesin, “Gerekirse Suriye’ye dört adam gönderirim. Türkiye’ye 8 füze attırıp savaş gerekçesi üretirim” dendiği iddia edilmişti. Ses kaydının gerçekliğini bilemeyiz ama o günden bugüne köprü altında çok sular aktı.Kilis başta olmak üzere, birçok yere onlarca roket atıldı. Ha bu arada Suriye’de ne zaman olduk? 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası…Ve bugün bize denilen şu “Kilis’e roket istemiyorsanız, Suriye’de olmalısınız”.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sayın Numan Kurtulmuş “başımıza ne geldiyse yanlış Suriye politikamızdan geldi” demişti.Madem öyle,“yanlış Suriye politikamız” yerini neden doğru Suriye politikasına bırakmıyor bir türlü? İktidarın içinde Davutoğlu unsurları mı var hala?

Bir zamanlar “açılım yanlış” diyen bizlere “barışa karşısınız” denmişti. Gülen’e “hocaefendi”, ihanetlerine ise “hizmet hareketi” denmişti. Hepsinde, haklı çıktık.Bu kadar “kandırılma” sabıkasına sahip iktidarı, şu anda kimler kandırıyor diye şüphe etmemek elde değil. Kendi toprağımızı “NATO toprağı” ilan ettikten sonra, elin toprağını mı “vatan” yapmaya çalışıyoruz?Bu ne yaman çelişki Allah’ım.Önce İncirlik’i vatan yapın! Aklıma başka mantıklı hiçbir açıklama gelmiyor. ABD ve İsrail projelerine “seferberlik” kılıfı giydirirsek, bu millete ve bu vatana çok büyük bir kötülük etmiş oluruz. Rusya ve bölge ülkeleriyle bir daha dirsek teması da sağlayamayız.Suriye ve Irak parçalanırsa, Türkiye parçalanır. Bunu, bugün bile göremiyorsak, kendimizi kandırıyoruz demektir. İstiklal marşımız “korkma!” diye başlar.İstiklalimiz için korkmayacağız. Bir ileri, iki geri gitmeyeceğiz. İleri gideceğiz. Bunun için, “vatan toprağı” yapma işine, İncirlik’te başlamalıyız.NATO’dan çıkıp, İncirlik’i acil boşaltmalıyız. Darbe madem burda organize edildi, askeri hastane yerine İncirlik kapatılmalı… Bu kadar açık ve net… Gerçeklerle yüzleşme vakti geldi, geçiyor bile.ABD’nin vuracağı en büyük darbeye hazır olmalıyız: Ekonomik darbeye.

...***

Arslan Tekin, 27 Aralık tarihli Yeniçağ gazetesinde, “MHP'de muhalif %85”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Balgat MHP'sinin oyları Türkiye genelinde MHP'nin aldığı oyların ancak %15'ine tekabül ediyor.Parti içi muhalefetin oranı çok çok fazla; %85'tir. Neredeyse yedide bir fark... Bu oranı bilmeseler, iç muhalefet, bütün zorluklara, bütün kanun çiğnemelere, tehditlere, parti diktatörünün "Attım seni partiden!" demesine rağmen yine atakta olabilir mi?Balgat MHP'si bir miting yapıp halkın karşısına çıkabiliyor mu? Yok!.. Bindirilmiş kıtalarla salon toplantıları düzenleyebiliyor ancak... O da çok seyrek. Bu hâl bile onlar zaviyesinden meselenin vahametini göstermeye yetmez mi?Balgat'taki, "Anayasayı çiğniyorsun, getir teklifi Anayasa'yı sana uyduralım." dedi. Bu uzatılan kırık koltuk değneğine -teşbihte hata olmaz- mal bulmuş Mağribî gibi sarıldılar.Herkes biliyor ki, başkan olmak isteyen zatın meselesi bambaşka... Olağanüstü şartlardayız; "Kanun benim!" denilen günlerdeyiz. Şimdi sıralamayayım, asıl meselenin ne olduğunu!..”diyen yaz, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Anayasa değişikliği teklifi, şu zor zamanda, hepimizin birlik olması gerektiği zamanda, halkımızı bölüyor.PKK ile mücadelede beraberiz... "FETÖ" ile mücadelede beraberiz... Dış mihraklara karşı beraberiz.Halk, "başkanlık" histerisiyle, öyle bir tercihle karşı karşıya bırakılıyor ki, "Bizim desteğimiz acaba 'Tek Adam' olmak için mi kullanılacak?" tereddüdüne düşüyor insanlarımız.Şu anki muktedirlerin, dediğim gibi, ileride sıkıntıya girmemeleri, mahkemelere çıkmamaları için, ilanihaye iktidarı ellerinde tutacakları bir formül geliştirmeleri gerekiyor. Bu da "başkanlık=tek adamlık" sistemidir.Balgat'takine bir teklifte bulunmuştum... İç muhalefette başı çekenler de bunu söylemişlerdi. Biz gazetecileri çağırın ve deyin ki: "Bilmediğiniz şeyler var. Başka çaremiz yok. Türkiye'nin selâmeti, o zatın başkan olmasına bağlı. Sebepleri şudur, şudur, şudur..." Balgat'taki ses vermedi. Demek ki, açıklayacak bir şeyi yok. Neticeyi bile bile kırık koltuk değneğini uzatıyor.Asıl vebal Balgat'takindedir; Ak Parti'lilerde değil. "Tek adam" yapılmak istenen için de hiçbir şey demiyorum. Talep etmek başka, vermek başka. Kamuoyu yoklamasında iç muhalefet %85 çıkıyorsa, MHP grubuna yansıması 30-35 arası milletvekili demektir. Yani Balgat'takinin sözüne uyup adrese teslim başkanlığa oy verecekler, en fazla 7'dir. Taş çatlasa 10'dur. Ak Parti içinde de; 1-İtilmiş-kakılmışlar, 2-Ülkelerini gerçekten düşünen sağduyu sahipleri, 3-Söylenti doğruysa ByLock'çular-kripto FETÖ'cüler oy vermeyeceklerdir.İlk defa bir ilim adamı çıktı ve Anayasa değişikliğiyle demokrasiye nasıl veda edeceğimizi bir bir anlattı. Daha önce, ihtisası anayasa üzerine olan, doktorasını Fransa'da tamamlamış Prof. Dr. Kemal Gözler'in makalesinden bahsetmiştim. Bu makale son derece mühim. CHP madem başkanlığın ne demek olduğunu, bütün imkânlarını kullanarak halka anlatacak, Prof. Dr. Gözler'in "Elveda Kuvvetler Ayrılığı, Elveda Anayasa" başlıklı makalesini milyonlarca bastırıp dağıtmalıdır, derim.