Ocak 02, 2017 11:29 Europe/Istanbul

Mehmet Kara, 2 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Erdoğan neden üzgün?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’nin 14 yıllık iktidarlarında başarısız olduğu alanlardan birisinin hep eğitim olduğu söylenir.Tek parti iktidarında 6 bakan değişikliği yapılması da buna delil olarak gösterilir. Her bakan yeni bir sistem getirdiği için eğitimin sorunları bir türlü çözülemiyor.Hükümetin eğitim politikaları eleştirildiğinde yetkililer tarafından eleştiriler hep haksız bulunurdu! Ama bu sefer bunu öyle biri söyledi ki, buna itiraz edecek ne başbakan, ne de Millî Eğitim Bakanı var.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İki alanda arzu ettiğimiz seviyeye ulaşamamaktan üzgünüm. Biri eğitim, diğeri kültür sanat… Diğer alanlarda olduğu gibi kültür sanatta da üzülerek söylüyorum kopya çektik, kötü taklitler yaptık. Kültür ve sanatta olmazsanız kendinizi camdan çelikten kuleler içinde bulursunuz. Bunu yapanlar bize sadece ‘para para’ diyor” dedi.

Bakalım bundan sonra eğitim ve kültür alanında kopya çekmeye son verilecek mi?

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu gazetelerin Ankara Temsilcileriyle buluşmuş! “Buluşmuş” diyoruz önceki toplantıya dâvetli olduğumuz halde bu toplantıya Yeni Asya’nın dâvet edilmemesinin sebebini bilmiyoruz. “Akreditasyon mu, yoksa ihmal mi?” bunun cevabını basın bürosundan bekliyoruz…

Toplantıda gündemdeki yeni anayasa, terör, OHAL gibi birçok konuya cevap verirken, Kılıçdaroğlu’nun bir soruya karşılık verdiği cevap dikkatimizi çekti.

“2002 öncesinde basın özgür müydü?” sorusuna, “Türkiye’de medyanın en özgür olduğu dönem Demirel’in başbakanlık yaptığı dönemdir” diye cevap vermiş Kılıçdaroğlu…

Bunu da buraya not edelim…Anayasa ve Başkanlık denilince ilk akla gelen AKP İstanbul Milletvekili Prof. Burhan Kuzu’dur.

Başkanlık sistemini hiç gündemden düşürmeyen Kuzu, geçmişte anayasa komisyonu başkanlığı yaptı. Hep Meclis Başkanı ya da bakan olmak istedi, bunu dillendirmesine rağmen bir türlü bu görevlere getirilmedi.MHP ile yapılan sistem değişikliği görüşmelerinde de yer almadı. Bu konuda kitapları olan Kuzu, şu anda televizyonların aranılan ismi…Kuzu’nun bir özelliği de yaptığı sivri çıkışlar. O anda söylenmemesi gereken bazı şeyleri söylemesiyle dikkat çeker. Geçtiğimiz günlerde bir televizyonun canlı yayınında referandumdan geçecek sistemin “iki partili olacağı”nı açıklayınca dikkatleri üzerine çekti. “Aslında onu söylemek istemedim, kastım şuydu” dese de bu sözü kamuoyunda şöyle yansıdı: “Şu anda iki parti olacaksa, AKP ve CHP olur. MHP kapanır…”

Burada asıl dikkati çeken MHP’nin buna cevap vermemesi oldu..

Bu sözler bir süredir gündemden hiç düşmeyen Celal Kılıçdaroğlu’na ait. AKP’ye üye olacağını açıklayan Celal Kılıçdaroğlu, bu çıkışlarından sonra CHP Disiplin Kurulu’na verilecekken partisinden istifa etmişti.

Ne diyelim Celal Beye yeni partisi hayırlı olsun. Yeni partisine geçtikten sonra da bu çıkışlarına devam eder mi, yoksa yeni partisine geçince durulur mu? Onu da önümüzdeki günlerde göreceğiz.

…***

İhsan Çaralan, 2 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Yanlış teşhisten doğru tedavi çıkmaz!”başlıklı yaısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul-Ortaköy’de Reina’da yeni yılı kutlayanlara yönelik silahlı saldırıda, çoğu yabancı uyruklu 39 kişi hayatını kaybetti; 4’ü ağır 65 kişi de yaralandı.Katliamı gerçekleştiren saldırganın tek kişi olduğu, kalabalıktan yararlanarak kaçtığı belirtiliyor. Sonrası bilinen açıklamalar...”Şiddetle kınıyoruz”, “Köklerini kazıyacağız”, “Asimetrik tehdit”, “Arkasında üst akıl var”, “Dünya bizi yalnız bıraktı”...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Diyanet işleri Başkanı Mehmet Görmez saldırıdan dört saat sonra daha Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı hiçbir şey söylemeden verilen mesajı aldığını göstermiş, son yılların gerçeğe en yakın açıklamasını yapmıştır: “Bu bir vahşettir, dehşettir, cinayettir ve katliamdır...Bu insanlık dışı katliamın bir pazarda ve bir mabette yapılmasıyla eğlence yerinde yapılmasının herhangi bir farkı yoktur...Bu gece yapılan bu terörü diğer olaylardan ayıran tek fark toplumda fitne oluşturarak yaşam biçimlerine göre toplumu bölmek ve karşı karşıya getirmektir” demiştir.

Elbette ki bu tür saldırıları yapanlar, kendi amaçlarına yönelik olarak benzer saldırıları her zaman yapabilirler ama eğer saldırılar arka arkaya geliyorsa, bu saldırıları besleyen bir iklim vardır ve saldırıyı yapanlar sonuçta zayiat verseler bile daha çoğunu kazanmaya devam ediyorlardır! Bu yüzden de bu köşeden bu tür saldırılarda hep söylendiği gibi, asıl olan hükümetlerin politikasıdır ve bu politikalar bu saldırıları besleyen iklimi değiştirmiyorsa sadece polisiye önlemlerle saldırıların önlenemeyeceği de her halde bir kez daha görülmüştür.

Son yıllarda artan terör sadırları için geliştirilen, “bütün terör örgütleri aynıdır”, “Ortak eylemler yapıyorlar”, “kolektif terör var”, “kokteyl terör örgütleri ile karşı karşıyayız”,...gibi gerçekle bağlantısı olmayan fantastik teorilerin öne sürülmesi ise sorunu daha da karmaşık hale getirmiştir. Ankara Gar katliamında barış mitingine yönelik saldırının arkasından Davutoğlu ve ekibinin geliştirdiği bu teori, yeniden köpürtülmektedir.

Teşhis yanlış olunca tedavi de sonuç vermemektedir!

Bu yüzden de Rusya büyükelçisinin katledilmesi olayında söylenen buna benzer iddialar bir gerçeğe ulaşılamamıştır.

Muhtemeldir ki Reina saldırısı karşısında saldırganın bağlantıları, arkasındaki hangi güçlerin olduğunun ortaya çıkarılması kolay olmayacaktır. Kısacası saldırıların arkasındaki gerçekleri anlamak için fantastik teoriler yerine gerçek kanıtlara bakmadan saldırıların arkasındaki gerçek faillerin ortaya çıkarılması mümkün olmayacağı gibi, hükümetin iç ve dış politikasındaki yönelişleriyle bağlantısı görmezden gelerek bu saldırıların önlenmesi söz konusu olamayacaktır!

…***

Abdullah Terzi 2 Ocak tarihli Yeni Mesaj gazetesinde, “Müslümanı Müslümana kırdırıyorlar!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bugün başta Ortadoğu olmak üzere İslam coğrafyasında, yere kanı düşen insanların kimliğine açıp bir bakarsanız, orada “İslam” yazıyor. Yani ölenlerin/öldürülenlerin/yakılanların/başı kesilenlerin tamamına yakını Müslüman… Asıl kurban Müslümanlar seçilmiş…2. Dünya Savaşını müteakip soğuk savaş rüzgârları estirilen dünyada, Batı’nın Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla oluşturduğu tek kutuplu dünya, İslam coğrafyasını işgal planları yaptı ve devreye soktu. NATO’nun konsepti de değiştirildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yeşil Kuşak Teorisi ile Ilımlı İslam Projesi devreye sokuldu. Türkiye başta olmak üzere, Sünni ve Şii dünyayı kapsayan, siyasilerin ve dini çevrelerin aktif katıldığı BOP ve Medeniyetler İttifakı Projesi uygulamaya başlandı.Demokrasi ve insan hakları getirmek, barışı sağlamak, özgürlük sunmak, çocukları, kadınları zalimlerden, diktatörlerden kurtarmak yalanlarına sığınanların neler yaptığını gördük, yaşadık…

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger, BOP ve Büyük İsrail Projesi için Müslümanlar arasında mezhep çatışmalarını önerdi ve maalesef bu savaş devreye sokuldu, devam ediyor. Tam da bugün Suriye’de, Irak’ta, Yemen’de sıcak çatışmalar bu mezhepsel ve de kısmen etnik ayrılıklar üzerine kuruluyor.

ABD’den, İngiltere’den, Fransa ve Almanya’dan, İsrail’den bakan ecnebiler, Türkiye’ye de işgal ettikleri ülkelerden, milletlerden, halk ve topluluklardan farklı bakmıyorlar. Onların sevmedikleri; Müslüman kimlik. Bu nedenle oralarda yabancı düşmanlığı ve İslamofobi tırmanıyor.

İçinde yıllardır bulunduğumuz Batı İttifakı, terör örgütlerini kuruyor, besliyor ve Müslümanların içine salıyor. IŞİD, El-Kaide, Nusra vb. örgütler onlar tarafından halâ destekleniyor. FETÖ ise son çarpıcı örnektir, ABD ve Vatikan imalatıdır.Son yıllarda gittikçe artan şekilde ülkemiz terörize edildi.15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası, kaos ortamı oluşturarak, bizi de birbirimize düşürmek istiyorlar. Buna millet olarak fırsat vermemeliyiz. Alevimiz-Sünnimiz kardeştir. Şii-Sünni kardeştir. Laz, Kürt, Çerkez, Türk kardeştir

Milli birlik üzerinde durmak ve partiler üstü bir devlet politikası izlemeliyiz. Bağımsızlık temelinde siyaset üretmeliyiz.

İçinde bulunduğumuz ittifakları acilen gözden geçirmeliyiz. Topraklarımız üzerinde kötü emel beslemeyen devletlerle işbirliğine gitmeliyiz.AKP’nin kurucularından, eski Bakan M. Ali Şahin şimdilerde “En güvenilmez müttefik ABD” diyor… Kendisi ve arkadaşları yakında en güvenilmez müttefikler listesine, İsrail’i, Suud ve Katar’ı, AB ülkelerini de eklerlerse şaşmayacağız.Bizi birbirimize kırdırmak istiyorlar. Ne olur bu oyuna gelmeyelim…