Ocak 07, 2017 08:40 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Mecliste yağma planını tepki durdurdu

Milli gazete: 3 Yeni KHK ile 2 bin 853 kişi ihraç edildi

Sabah: Ateşkesi korumak için 5 kriter

Yeniakit:ABD’de bulunan vatandaşlarımıza uyarı

Aydınlık: KHk ile en büyük ihraç Emniyet genel müdürlüğünde

…***

Güngör Mengi, 7 Ocak tarihli Vatan gazetesinde, “Neden hep Türkiye?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yılbaşı gecesi  DEAŞ’ın Reina’da yaptığı ve 39 kişinin hayatını kaybettiği silahlı saldırıdan sonra Perşembe günü İzmir Adliyesi’ne PKK bombalı araçla saldırı yaptı.Bombalı aracı fark ederek parktan girmesine izin vermeyen kahraman polis Fethi Sekin’in sayesinde teröristlerin aracı Adliye girişinde patlatıp büyük bir katliam yapması önlendi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Güvenlik görevlileri ve tabii istihbarat terör saldırılarını ve katliamları önlemede büyük rol oynar.

Bu saldırıda Fethi Sekin’in kişisel olarak gösterdiği dikkat açık ve net. Oysa daha önce birçok terör olayında “istihbarat ve emniyet zafiyeti” olduğu Hükümet tarafından da dile getirilmişti.

Olaylar arttı, bu nedenle “eğer bir saldırı ihbarı alınmışsa” kaos çıkmasın veya panik olmasın gibi nedenlerle bunu halktan gizlememek gerekiyor artık. ABD’nin yaptığı gibi vatandaşlar kesin bir dille uyarılmalıdır.

Her ne kadar saldırılardan sonra “Terörün milleti korkutma, toplumu kutuplaştırma girişimleri bizi yıldıramaz” dense de toplumun endişesi hızla artmaktadır.

Türkiye, dışardan bakıldığında çatışmalar, savaşlar içindeki Ortadoğu görüntülerine benzemeye başladı. Terör örgütlerinin ve onları yönetenlerin amacı da bu.

Reina saldırısından sonra Batı medyası günlerce sayfalarını Reina saldırısına ayırdı.Daily Telegraph 3 gün önce, saldırıyı DEAŞ’ın üstlenmesi konusunda “Türk tankları Suriye’ye girince DEAŞ ve Türkiye arasında açıktan bir çatışma başlamış oldu” görüşüne yer vermişti.

İndependent gazetesinde DEAŞ’ın “Türkiye’deki yapılanmasının güçlü olduğu” belirtildikten sonra şu cümleler var:

“Türkiye’deki terör saldırılarını farklı kılan şey hayatını kaybeden insan sayısı değil. Bağdat’ta her ay çok daha fazla insan ölüyor. Türkiye’ye özgü olay; terör saldırılarını ‘çok sayıda örgüt’ün düzenliyor olması.”

Bunları okuyunca artık Batı’nın Türkiye’yi “Ortadoğu savaşlarının içinde” gördüğünü ve onunla karşılaştırdığın görüyoruz.

Türk askerinin içinde bulunduğu tehlikeler yetmezmiş gibi Salı günü “NATO’nun 2014’te Afganistan’da operasyonu bitmesine rağmen” orada bıraktığı güçler içinde yer alan TSK birliklerinin Afganistan’da kalma süresi “2 yıl daha” uzatıldı.Bunun nedeni açıklanabilir mi acaba?

...***

Ender İmrek, 7 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Yeni yıl yeni dönem olacaksa...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Adetten olduğu üzere yeni yıla yeni umutlarla girilir.Kime ne lazımsa onu diler, ona kavuşmak ister...Biz de bize lazım olana kafayı takmış durumdayız.Toplumsal bir varlık olduğundan hareketle, insan kendi şahsi özlemleriyle birlikte toplumsal hayata ilişkin de bir çok umut besler.Bir de toplumcuysanız, hedefler hepten toplumsallık kazanmış olur.Bizler de bu kategoride değerlendiriliyoruz, ya da kendimizi bu kategori içerisinde sayıyoruz.Yani toplumcu düşünen, toplumsal devrim için çırpınanlar olarak bizlerin de yeni yıla ilişkin özlemleri, umut ve hedefleri hep toplumsal alana ilişkin...Ancak bu yeni yılda, yani 2017’de öyle bir durumla karşı karşıyayız ki, çok şey isteyecek, büyük hedefler için umut besleyecek olmaktan uzağız!Çıtayı oldukça düşürmüş haldeyiz.Küçük bir hedef, yani ölümlere karşı durmak...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Uygulayageldikleri politikalarla katliamların kaynağı haline gelen iktidardan kurtulmak.Kuşkusuz, bu büyük hedeflerimizden vazgeçtiğimiz, onları bir kenara koyduğumuz anlamına gelmiyor. Dahası toplumcu düşünen insanlar olarak her yeni gelişmenin, her kazanımın, her baskıcı ve sömürücü gücü gerileten gelişmenin, her toplumsal ilerlemenin aynı zamanda yeni olanaklar yaratacağı ve belki de büyük davayı yakınlaştıracak sürece doğru bize ilerleyeceğini de biliriz.Buna göre konumlanır, buna hazırlanırız.Ancak Türkiye gibi bir ülkenin yurttaşıysanız ve günümüzde yaşıyorsanız deyim yerindeyse çıtayı nereye koyacağımızı, hedefi nasıl belirleyeceğimizi bilmek durumundasınız. Bizler tam da böylesi bir durum ve sorumlulukla karşı karşıyayız.Yani oldukça gerçekçi olmalıyız.

Halimizi, durumumuzu, elimizdeki olanakları, birleşebilecek güçlerin neler, kimler olduğunu bilecek ve dilimizden, örgüt modellerimize kadar daha bir çok malzemeyi bir kez daha elden geçirerek, düzenleyeceğiz.Öyle bir dönemden geçiyoruz ki, dün olağan olan her şey bugün, olmadı yarın olağanüstü hale gelebiliyor.Dün elimizdeki bir çok olanak ve araç bir anda yok olup, gasbedilebiliyor.

Öyle bir iktidarla karşı karşıyayız ki, hiçbir kural ve yasa tanımadan hareket ediyor ve gelenekse devlet tarzını ve yönetim biçimini ve modellerini hiçe sayarak kendi tarzı siyasetini uygulayarak yeni bir rejimi tahkim ederek ilerliyor.Öyle bir iktidarla yönetilir durumdayız ki, örneğin, MGK’yi, toplanmadığı halde toplanmış gibi gösterip, tavsiye kararı aldırıp altına kes yapıştır imzalar koyup OHAL’i üç ay daha uzatabiliyor.

Ve gözümüzün içine baka baka “Biz kimsenin yaşam tarzına karışmıyoruz” diyen, arkasından “Benim kadar mezhepler, inançlar meselesinde ayrımcılık yapmayan kimse yoktur” mealinde sözler eden bir Cumhurbaşkanımız var...Ve öyle bir dönemden geçiyoruz ki hiçbir beklentinin, hiçbir hesabın eskiye göre yapılamayacağı günlerdir yaşadıklarımız.Yani ne muhalefet eski muhalefet, ne hükümet eski hükümet, ne partiler eski partiler...Mesela hiç kimsenin eski CHP ile yeni durumu karşılayacak bir beklenti içinde olması da gerçekçi değil..

Artık her şey gibi CHP’nin de ya başka bir şey olmayı başarması ya da başka bir şey olarak bir yerlerde tarih olması izlenecektir.Yani her şeyin yeniden dizayn edildiği bu koşullarda bizlerin de yeni bir tasnife, yeni bir hesaba, yeni fiiliyata, platforma, hedef ve mücadeleye ihtiyacımız var.

Hiç kimsenin can güvenliğinin kalmadığı günler yaşıyoruz.Her gün bir yerde bombalar patlıyorsa, her gün büyük bir sarsıntı geçiriyorsak, ve şu an nerede nasıl bir katliamla karşılaşacağımızı, tek tek nasıl derdest edileceğimizi, ya da toplu olarak nerede hedef olacağımız, neyi kaybedeceğimizi, ne büyük acılara gark olacağımızı bilmez duruma geldiysek, bu tablo, bu hükümetin ısrarla sürdüregeldiği politikalardan kaynaklanmaktadır.

...***

Mehmet Yılmaz, 7 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Kararnamelerle ülke yönetmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“"OLAĞANÜSTÜ Hal” neden ilan edilmişti, hatırlayanınız var mı?Hafızanızı zorlamayın, ben Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 21 Temmuz’da gazetelerde yayımlanan açıklamasından size hatırlatayım:“MGK üyeleri olarak yaptığımız kapsamlı değerlendirme sonunda terör örgütünün bertaraf edilebilmesi için Anayasamızın 120. maddesi uyarınca OHAL ilan edilmesini hükümete tavsiye etme kararı aldık. Bakanlar Kurulumuz da Türkiye’de 3 ay OHAL ilan edilmesi kararını aldı. Olağanüstü Hal ilanının amacı ülkemizde demokrasiye, hukuk devletine, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerine yönelik bu tehdidi ortadan kaldırmak için gereken adımları en etkin ve hızlı şekilde atabilmektir.”Yeterince açık, değil mi?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

O zaman hükümetin yeni hazırladığı ve olağanüstü hal yetkisine dayanarak çıkaracağı “torba kanun hükmündeki kararnamede” neler olduğuna da bakalım:

- Ulaştırma ve altyapı projeleri için yapılan kamulaştırmalarda, itirazlar ve dava süreçlerinden kaynaklanan gecikmelerin önlenmesi için düzenleme yapılacak. Açılan davalar sürerken, çalışmaların kesintiye uğramasının önleneceği belirtiliyor.

SGK’ya ait binaların ödenmeyen kira borçları için yeni bir sistem getiriliyor. Buna göre, SGK kiracıları, kirasını para ile ödeyemiyorsa, gayrimenkul ile ödeyebilecek.SGK’nın Yönetim Kurulu üyeliği için kamu çalışanı olma şartı kaldırılıyor. Kamu personelinde aranan şartlara sahip olan özel sektör çalışanları da yönetimde görev alabilecek.

Bunların, “darbe girişiminde bulunan örgütün bertaraf edilmesi amacıyla” ne alakası var?

OHAL kararnameleri, Anayasa’ya göre sadece OHAL ilanını gerektiren konularda ve onunla ölçülü olarak düzenlenebilir. OHAL’in kalkmasıyla kendiliğinden ortadan kalkarlar.

Ortaya bir kez daha çıkıyor ki olağanüstü hal ilanı ile ilgili niyet, sadece FETÖ ile mücadele değil. Aynı zamanda Meclis’i devreden çıkararak, ülkeyi kararnamelerle yönetmek amacını taşıyor.Verilen örneklere bakınca, aksi söylenebilir mi?