Ocak 11, 2017 11:40 Europe/Istanbul

Aydınlık: Dövizin ateşini başkanlık körükledi

Cumhuriyet:

Artık oy verdiğiniz partinin önemi yok; yürürlük de tamamen Erdoğan’a geçiyor

Karar:

Dövizdeki yükseliş özeli zorluyor

Evrensel:

Kurlar rekor kırdı sefalet arttı: Ciddi fakirleşiyoruz

Milli gazette:

Kritik eşik 9 fireyle aşıldı. şimdi sıra maddeler için taktik süreçte…

Şimdi ise köşe yazarları

...***

İhsan Çaralan, 10 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Tek parti tek adam rejimi girişimi püskürtülebilir!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP-MHP koalisyonunun hazırladığı “başkanlık sistemi”ni anayasalaştırma amaçlı teklif, TBMM Genel Kuruluna geldi.Bir kez daha vurgulayarak başlayalım ki, Erdoğan-AKP yönetimi tarafından “18 maddelik bir kısmi Anayasa değişikliği” gibi sunulan bu değişiklikle aslında Anayasa’nın bütünü değiştirilmektedir. Çünkü, bu 18 maddelik teklifleriyle AKP-MHP ortaklığı, gerçekte Anayasa’nın esasını değiştirmekte, “tek parti tek adam diktatörlüğü” diyebileceğimiz yeni bir rejim tarif etmektedir. Bu yüzden de karşı karşıya olduğumuz vaziyet, geçmişte olduğu gibi Anayasa’nın şu ya da bu maddesini değiştirmek değil, tersine Anayasa’nın esasını değiştirme vaziyetidir. Ve bu girişim, bu “esasa aykırı” hangi maddeler varsa onları da tedricen değiştirme niyetini içinde taşımaktadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP-MHP teklifli Anayasa değişikliği TBMM Genel Kurulu’na geldi ama Türkiye kamuoyu “başkanlık sistemi mi, parlamenter sistem mi” tartışmasına son üç yıldır girmiş bulunmaktadır ve bu karşı karşıya gelme hali, TBMM Genel Kurulu’na geldiği şu günlerde şöyle biçimlenmektedir:

 “Başkanlık sistemine evet” cephesi: AKP, “başkanlık sistemi” dayatmasını üç yıldır sürdürmektedir. Türkiye kamuoyunun başkanlık sistemine karşı olduğunu bildiği için Erdoğan-AKP yönetimi, sorunu Meclis gündemine taşımaya cesaret edemiyordu. Nitekim şimdi “başkanlık sistemi”, Türkiye’nin başlıca iç ve dış politikası üstünden ve AKP’nin MHP ile yaptığı koalisyondan sonra, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin girişimiyle gündeme geldi. Elbette bu girişimin arkasında Suriye’ye askeri müdahale, ülkenin Terörle Mücadele Yasası, OHAL ve KHK’lerle yönetilmesi dönemine girilmesi vardı. Ve AKP-Erdoğan yönetimi, mevcut şartların “başkanlık sistemi” için gerekli güç birikimini sağladığını düşünerek harekete geçti. Burada önemli soru işaretleri vardır:

AKP ve MHP’li milletvekillerin Meclis’te teklife firesiz “evet” deyip demeyeceği hala tartışmalıdır. Ki, MHP’den daha şimdiden bazı vekiller, “hayır” diyeceklerini açıklamıştır ve AKP’de de hayli vekilin “başkanlık sistemine” karşı olduğu bilinmektedir. Ancak Mecliste “kapalı oy” ilkesinin ihlal ettikleri ölçüde AKP’de firenin önlenebileceği iddiaları vardır. Ve bu iddialar ciddidir.

AKP ve MHP’ye oy veren kesimlerin ne ölçüde başkanlık sistemine “evet” diyeceği de tartışmalıdır. Nitekim son yapılan bazı anketlerde toplam kamuoyunda yüzde 60’lar düzeyinde, “başkanlık sitemine hayır” dendiğine dair veriler ortaya çıkmaktadır. Bu da AKP ve MHP tabanında partilerinin çağrılarına uyulmayabileceğini göstermektedir. Dahası; “Eğer referandum gündeme gelirse, MHP ve  AKP kendilerine oy veren kesimleri toptan evet dedirtebilecek midir?” sorusu da burada gündeme gelmektedir.

Dolayısıyla “masa başında” cepte keklik görülen Meclis ve referandum çoğunluğu, sahada farklı olacak pek çok nedeni de içinde taşımaktadır.

 “Başkanlık sitemine hayır” cephesi: Meclisteki iki parti, CHP ve HDP “başkanlık sitemine karşı” olduklarını üç yıldan beri her platformda açıklamaktadırlar. Elbette bu partilerin tabanından da oluşturulan havanın etkisiyle “başkanlık sistemine evet” diyecekler de çıkabilir. Ama, bugün “başkanlık sistemine kaşı olan; Kürtlerden Alevilere, emek güçlerinin ileri kesimlerinden kadın ve gençlik hareketinin aktif güçlerine, çevrecilerden bilim ve kültür-sanat çevrelerine kadar, toplumsal mücadelede “özgül ağırlığı” da yüksek olan, CHP ve HDP tabanı olmayı aşan kesimlerin “başkanlık sistemine hayır” dedikleri de yine son üç yıllık mücadele içinde görülmüştür, görülmektedir. Ki, bu çok önemli bir potansiyeldir.

...***

Ali Sirmen, 10 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Anayasalar, amayasalar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“31 Aralık 2016 tarihli “Anayasa hükmünde kararname” yazımla ilgili olarak, anayasa hocası, eski Anayasa Mahkemesi üyesi Prof. Dr. Fazıl Sağlam’dan bir mesaj aldım. Değerli dostum şu hususu vurgulamaktaydı: “Temel hak ve özgürlükler için anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbir alma 1982 Anayasası’nın 15. maddesinin verdiği bir yetki. Böyle bir yetki önceki anayasalarda yoktu. Kısacası tipik bir 12 Eylül hukuku. Bunu tamamlayan başka bir kural OHAL KHK’lerini yargısal denetime kapayan 148. maddedir. Bu da 12 Eylül hukukunun tipik örneklerinden. Önceki anayasalarda yok. AKP bu iki maddeye dayanarak, KHK düzenini kurmuş, Anayasa Mahkemesi de, yeni kararıyla eski içtihadından dönerek AKP’nin güvenini boşa çıkarmamıştır.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Fazıl Sağlam, bugün uygulanmakta olan OHAL ve KHK’ler düzeninin temelinde 12 Eylül hukukunun payını vurgularken, çok iyi bir saptamada bulunuyor.

Bugün yürürlükte olan ve anayasa değişikliğiyle tescil edilerek, güya anayasal güvenceye kavuşturulmak istenen tek adam sisteminin gelişmesini anlamak için, 12 Eylül rejimi ile Reis sisteminin sürekliliğini görmek gerekir.

Şu anda TBMM Genel Kurulu’na inmiş olan metni, Kenan Evren’in bedenine uygun biçilmiş olan anayasanın, bu kez daha da zırhlara büründürüp geliştirerek Tayyip Bey’in bedenine uygun hale getirme çabasıdır. Girişim bir süre safındırlara 12 Eylül vesayetinden kurtulmak olarak yutturulmuştur.Oysa Reislik sisteminin yasası, Kenan Evren’inkinden çok daha baskıcı ve totaliter bir metindir.Zaten bunların her ikisini de, çağdaş hukuk ve demokrasi açısından “anayasa” olarak kabul etmek mümkün değildir. Anayasalar, toplumlarda yönetilenlerin hak ve özgürlüklerinin alanını genişleten, bunları yönetenler karşısında güvenceye alan kurumlardır.Durumu şöyle özetleyebiliriz:Eğer bir metin, topluma (yönetilenlere) kendi yürürlüğünden önceki döneme oranla daha fazla siyasi, ekonomik, hukuki hak ve güvence sağlıyorsa, çağdaş anlamda bir anayasadır, sağlamıyorsa değildir. Fazıl Sağlam bu olguyu şu şekilde dile getiriyor: “Hakların güvence altına alınmadığı ve kuvvetler ayrılığının olmadığı bir toplumda anayasa yoktur.”

…***

İbrahim Kiras, 10 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “Sıfırdan bir anayasa yapılsa…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şimdilerde AK Parti ile MHP’nin Meclis’te iş birliğine yönelmeleri sonucunda “Başkanlık” konusu geçmiştekine oranla çok daha ciddi bir gündem maddesi. Meclis’te başlayan 18 maddelik yeni anayasa değişiklik paketiyle ilgili görüşmeler siyasi tarihimiz açısından çok önemli bir dönüm noktası. Sadece siyasetin değil, kamuoyunun da başlıca gündemi bu konu. Bir yandan Meclis’te 330 evet oyunun çıkıp çıkmayacağını veya referandumda hangi kesimin hangi tutumu gösterebileceğini hesaplıyoruz; öbür yandan da nasıl bir sistem getirilecek, ileri sürülen sakıncalar nasıl önlenebilecek diye düşünüp tartışıyoruz. Gelgelelim bizim aydın kesiminin “sıfırdan yeni bir anayasa metni yazılması” beklentilerini yalnızca başkanlık düzenlemesi kesmeyecek gibi görünüyor!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yıllardır bu “yeni anayasa” tartışmalarını takip eden bir vatandaş olarak, bir gün çıkıp da “hadi yeni anayasa yapalım” dense ne yapılabileceğini ben kestiremiyorum. Tamam, başkanlık konusu fiili durumun yasallaştırılması bakımından anlam taşıyor. Yani reel bir karşılığı var. Mevcut problem için başka çözüm yolları da önerebilirsiniz elbette ama Başkanlık sistemine geçme fikri nihayetinde reel bir problem için ortaya atılmış reel bir çözüm önerisi. Buna mukabil, eldeki anayasa metnini toptan kaldırıp atmayı ve yepyeni bir metin kaleme almayı gerektiren şartların neler olduğu konusunda herkesin hemfikir olması mümkün mü?

Benzetmek gibi olmasın, kime sorsanız yeni bir anayasa istediğini söyleyenler ülkesinde de benzer bir durum var. Biri yeni bir anayasanın yazılmasını ülkeyi bölme ümidiyle istiyor; bir diğeri ülkeyi dıştan saracak bir kelepçe olsun diye… Bir diğeri de yeni anayasa isteyenlere şantaj yapabilmek için…

Bir başkası ise herkes yeni anayasa istediği için istemiyor, görünmemek için istiyormuş gibi yapıyor!

Birkaç yıl önce de yazmıştım, “halkın veya aydınların yeni bir anayasada neler olmasını istediğine baktığımız kadar, yeni bir anayasa yaparak bütün sorunlarımızı çözeceğimizi düşünmenin ne kadar sağlıklı bir yaklaşım olduğunu da değerlendirmek lazım” diye...

Bugün de yine çoğunluğunun iyi niyetinden kuşku duymadığımız aydınlar “sıfırdan yeni bir anayasa yapılsa hiçbir derdimiz kalmaz” fikrini savunuyorlar. Oysa ülkede yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu düşünmek başka bir şey, “yeni anayasa yapılmazsa ölürüz biteriz” diye düşünmek veya “yeni anayasa gelecek bütün dertler bitecek” itikadına saplanıp kalmak apayrı bir şey.