Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Aysel Çelikel'den anayasa yorumu: Köleleştirecek bir rejime doğru
Sabah:
Yeni Anayasa görüşmelerinde 1. Tur tamamlandı
Evrensel:
Muhalefet “hayır” için sokak sokak gezecek
Star:
Anayasa değişiklik teklifi neler getiriyor?
Yeniçağ:
Maaşlar eridi
Şimdi ise köşe yazarları
...***
Esfender Korkmaz, 15 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bu kaosu nasıl önleriz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye'nin makro ekonomik göstergeleri beş kırılgan ülkeden farklı değil. Üstelik, Türk ekonomisinin piyasa altyapısı var. Esnekliği var. Ekonomik ajanlar, üretici ve tüketici daha dinamiktir. Buna rağmen, sermaye hareketleri, kur hareketleri ve hukuki sorunlar açısından bu beş ülkeden bile ayrışmaya başladı.Öne çıkan söz konusu finansal sorunlar şöyledir:Kur artışı, önce girdi ithalatını ve üretimi düşürüyor. Üretim maliyetlerindeki artış enflasyona yansıyor. Özel sektörün borç ödeme kapasitesi düşüyor. İhracatı artırması gerekir, ancak üretimde gerileme ve risklerin artması, dış politikada hatalar, ihracat artışını da engelliyor. Türkiye'nin kredi risk swapı yükseldi. Yani dışarıda özel ve kamu sektörü tahvilleri daha riskli kabul ediliyor. Bu durum dış borçlarda maliyet artışına neden oluyor ve çevrilmesini zorlaştırıyor. Raiting kuruluşları, bankaların takipteki kredilerinin artacağı ve bankaların sermaye yetersizliği yaşayacağı konusunda bizi uyarıyor. Bu durum yabancı sermaye girişini olumsuz etkiliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Merkez Bankası reel faizleri eksi seyrediyor. TL eksi faiz, döviz talebini artırıyor.Yaşamakta olduğumuz uzun süreli durgunluk, işsizlik ve istikrar sorunu derli toplu ve bir plan-program içinde yapısal sorunları çözmekle düzelir. Ancak önce kısa dönemli finansal sorunları çözmemiz gerekir.Her şeyden önce siyasi iktidarın böyle bir niyet ortaya koyması gerekir. Bunun için ilk şart ekonomi yönetiminde çok sesliliğin ve çelişkili açıklamaların ortadan kaldırılmasıdır. Yeniden bir Babacan modeline dönmek gerekir.Türkiye bir durgunluk yaşıyordu. Ancak bu durgunluğun kaosa dönüşmesine ve finansal dengelerin bozulmasına, kur ve döviz sorununun ortaya çıkmasına, ekonomik faktörlerden daha fazla siyasi faktörler sebep oldu. Bağımsız kurumlara ve MB'ye siyasi müdahale de buna dahildir. Ben şahsen, 2013 yılına kadar Merkez Bankası'na müdahale yapılmazken, sonraki yıllar neden yoğun müdahale olduğunu anlamakta zorlanıyorum.Bu arada kararname ile yabancıya vatandaşlık hakkı vermek için, 2 milyon dolarlık sabit sermaye yatırımı veya 100 kişilik istihdam yaratma şartı, yararlı olabilir. Ancak yapılacak sabit sermaye yatırımına, yerli ara malı ve ham madde kullanma şartı getirilmelidir.1 milyon dolarlık taşınmaz satın alma şartı ise, konut üretimine destek olabilir. Fakat konut sektöründe arz-talep dengesi zaten bozuktur. Kaldı ki konut kısa dönemde ekonomide canlanma sağlasa da uzun dönem için ölü yatırımdır..Ne var ki olayın tamamı için Türkiye'de güven ortamı olması gerekir. Vatandaşlığa alınacak olanların dikkatli seçilmesi gerekir. Kim gelecek derseniz, herhalde Avrupalı gelmeyecektir. Ayrıca dikkat etmemiz gereken bir husus da; ekonomik çözümlerde siyasi hesaplar olmamasıdır. Siyasi hesaplar her zaman istikrarı bozmuştur.Bütün bu söylediklerimiz, başkanlık tartışmaları altında hiçbir işe yaramaz.
…***
Mine Alpay Gün, 15 Ocak tarihli Milli gazetesinde, “Eğitim terörü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Milli Gazete’de gördüğüm, “Çalınmış 15 yıl” isimli haber, bir milletin nasıl dört bir yandan terör saldırıları altında olduğunu çok acı anlatmakta idi. Eğitim terörü ile yoksul halk çocuklarının ne emeklerle gece gündüz çalışıp soğuk odalarda karınları yarı aç hazırlandıkları sınavlarda, yarınlarda mutlu olunacağı hayalleri ile neredeyse kendilerini bitirerek sağlıklarından olarak çalışmalarını, emeklerini, alın terlerini vahşice yiyip tüketerek onların geleceklerini de katlettiler. Soruları bir yarasa gibi karanlıklara karışıp çalarak yandaşlarını en iyi yerlere getirdiler. Kul hakkı gibi affı mümkün olmayan bir günahın hamallığını yaparak, memleket evlatlarının yoksulluktan kurtulma çabalarını buldozerlerle ezdiler.Bütün güzel umutlarını infilak ettirip havaya uçurdular.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ailelerinin son çırasını, son ışığını da söndürerek fakirlikten kurtulma çabalarını vahşice altın kürelerine doldurup içtiler. “Ardımdan ağlama aney, mehendis olacağım” diye yazan gençlerin dileklerini, yüreklerine mahpus edip hayatlarını söndürüp yaşamdan kopardılar.
Dağ köylerindeki genç kızların öğretmen olmak, doktor olmak hayallerini parça parça edip, azgın hırslarının derelerine verdiler. Fakat korkarım ki çalınmış yıllar 15 yılla da sınırlı değil.25 yılı bulabilecek bir hak çalma, insanların umutlarını yok etme terörü ile karşı karşıyayız. “Çalınmış 15 yıl” haberi, eğitim teröründe ne canlar yakıldığını, nice istikballerin söndürüldüğünü açıkça ortaya koymakta:
“ÖSYM’nin bilgisayarlarını inceleyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, FETÖ’nün 15 yıl boyunca soruları çaldığını tespit etti. Savcılık, FETÖ üyelerinin soruların yüklendiği bilgisayarlarda ara yüz oluşturarak, taşınabilir bellekler aracılığıyla sızdırdığını tespit ederken, ÖSYM’nin yaptığı sınav sorularının bulunduğu bilgisayarları son 15 yılda kimlerin kullandığını belirlemek üzere inceleyecek. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, üniversiteye giriş, kamuya yerleşme ve kamuda yükselmeye ilişkin toplam 20 sınavla ilgili soruşturma yürütüyor. Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu’nda görev yapan 8 cumhuriyet savcısı, sınavlarda soruların FETÖ/ PDY tarafından sızdırılıp sızdırılmadığını ve başka usulsüzlükler yapılıp yapılmadığını araştırıyor.
Başsavcılığın mercek altına aldığı sınavlar şunlar: 2010 KPSS Eğitim Bilimleri Sınavı, 2010 KPSS Genel Yetenek-Genel Kültür Sınavı, 2012 KPSS, 2012 Adli Yargı Hâkim ve Savcı Seçme Sınavı, 2014 LYS, Komiser Yardımcılığı Sınavları, 2009 Polis Koleji Sınavı, 2012 Polis Akademisi Sınavı, 2011 Adalet Bakanlığı Yazı İşleri Müdürlüğü Sınavı, 2012 Astsubaylık Sınavı, 2014 Adalet Bakanlığı İdari Yargı Hâkim Adaylığı Sınavı”.
…***
Mehmet Kara, 15 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Gazeteciler Günü vesilesiyle…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün üzerinden bir hafta geçti.
Gün dolayısıyla iki dâvete katıldık. Gazetelerin Ankara temsilcilerinin dâvetli olduğu programlardan birisi Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yalçın Topçu’nun programıydı. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu’ndan sonra BBP Genel Başkanı olan daha sonra da Ahmet Davutoğlu hükümetinde Kültür Bakanlığı yapan Topçu ile program çok samimî bir ortamda geçti.Topçu’nun verdiği “sağduyu mesajları” önemliydi. Sohbet havasında geçen programda anayasa değişikliği konusunda “fırsat siyaseti” yerine “feraset siyaseti”, “negatif siyaset” yerine “pozitif siyaset” yapmanın önemini anlatırken, husûmet ve kavgayı arttırmanın kimseye bir yarar getirmeyeceğini söylemesi de önemliydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Anayasa değişikliği konusunda Topçu hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, kurumların yeniden ihyası ve tamiratı değil, devletin sil baştan resetlenerek yeniden formatlanmasının gerekliliği üzerinde durdu. Kurumların çürüdüğünü ve hantallaştığını söyledi. Sivil, insan öncelikli, milleti esas alan yeni bir anayasanın yapılması zaruriyetinin altını çizdi.Topçu’nun programı insanların birbirini anlamadığı, konuşamadığı, sağlıklı tartışamadığı bir dönemde geniş katılımla yapıldığı için önemliydi.Bir diğer dâvet de BBP’nin şimdiki genel başkanı Mustafa Destici’nin programı oldu. 2016 yılının değerlendirdiği toplantıda Destici’nin şikâyeti de insanların birbirini “dinlememesi” oldu.Terör, ekonomi, eğitim gibi konulara temas eden Destici’ye Meclis’te görüşülen 18 maddelik anayasa değişikliği teklifini sorduğumuzda geniş bir konsensüsle yapılamaması, istişarelerin yapılmadan anayasa değişikliğine gidilmesinin yanlışlığına temas etti.Yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa yapılamamasının sebebini açıklarken şu dikkat çekici ifadeyi kullandı: “1983 yılından bu yana ülkemizi yönetenler milletimize hep yeni, sivil demokratik bir anayasa sözü verdiler, ama yapmadılar. Bir kısmının eline imkân geçti yapmadı, bir kısmının da eline imkân geçmediği için yapamadı. 15 yıldır iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına Anayasa’yı değiştirecek çoğunluğu elde etti. Referandumla değiştirecek çoğunluğu elde etti. Uzlaşarak değiştirecek çoğunluğu da elde etti. Ama yapmadılar...”Destici’nin bu yerinde sözlerinden sonra insanın aklına geliyor. Yeni bir anayasayı yapma imkânları varken neden yapmadılar ya da neden 18 maddelik böyle bir değişikliği gündeme getiriyorlar?Gazeteciler Günü dolayısıyla olumlu bir mesaj paylaşana rastlamadık. Gazetelere, gazetecilere baskıların olduğu, özgür olmadıkları, haberleşme özgürlüğünün olmadığı, işsizlik oranının yüzde 20 ile en yüksek gazetecilerde olduğu, özetle de gazetecilerin “mutsuz ve buruk” olduğu söylendi.Yine, 150’ye yakın gazetecinin hapiste olduğu ifade ediliyor. Bunların suçlu olup olmadığına elbette yargı karar verecek. Ancak, bu insanların birçoğu 5-6 aydır cezaevinde tutuklu... Birincisi, bu gazeteciler için tutuksuz yargılama yapılamaz mıydı? İkincisi de, “kaçarlar” deniliyorsa bu kadar geçen sürede neden hâlâ iddianameleri hazırlanmadı?