Ocak 17, 2017 11:05 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Yakalanan Reina saldırganıyla ilgili çarpıcı detaylar

Karar:

AB'den ABD'ye "Kudüs" uyarısı: Ciddi sonuçlara yol açabilecek eylemlerden kaçının

Milli gazette:

Teklif 330’u geçerse, CHP AYM’ye gidecek

Evrensel:

CHP'li vekil Saruhan: Karanlık bir ortamda anayasa yapılıyor

Sabah:

Devlet Bahçeli’den CHP için çok sert sözler

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Orhan Bursalı, 17 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “RTE’nin Başkanlığını desteklerdim, eğer...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı, yıllardır gönlünde yatan ve başlıca siyasi değişim projesi olan Başkanlık konusunda ilk kez bir umut yoluna girdi ve ilk aşamayı geçti. Bu, Cumhurbaşkanı’nın başarısı değildir; rejim değişikliği, parlamenter sistemin ülkemizden tekmelenerek, yerine ucube bir başkanlık- reislik sisteminin getirilmesinin yolunu açan Devlet Bahçeli’nin başarısıdır. Bu ülke Bahçeli’yi asla unutmayacaktır. Tabii, RTE de unutmayacaktır ve Bahçeli ve koltuğunun altındaki MHP’lilere, kimsenin şüphesi olmasın ki rejim değişikliği gerçekleştiğinde en büyük mükafatları verilecektir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Başkanlığa bu kadar karşı mıyım?Başkanlığı dengeleyecek ve anayasal kuvvetler ayrılığını ve denetleme mekanizmalarını öngörecek bir sistem, halk da evet derse kurulabilir. İlk tercihim olmamakla birlikte. Ama neredeyse bir “mutlak reislik” içeren bu sistemi kabul eden bir ülkenin önünün parlak olmadığını söylemek müneccimlik olmaz. Üstüne üstlük, 15 yıllık ülke yönetimi “müktesebatı” tamamen tartışmalı olan bir lider söz konusuysa hele... 15 yıllık ülke yönetimi başarılarla ve ülkeye yaptırdığı büyük kalıcı ve önemli sıçramalarla dolu olsa Cumhurbaşkanı’nın, bize yöneltilecek “Daha ne istiyorsunuz, bu adamın yaptıklarını görmüyor musunuz, bunu hak etmedi mi, çekilin önünden..” benzeri eleştiriler karşısında durmak zor olabilirdi. Bu durum karşısında “evet başarılı, ama konu bu değil, sistem...” gibi gerekçeler ileri sürmemiz, toz bulutu içinde kaybolup giderdi... Fakat büyük ve ülkemize epey pahalıya patlayan başarısızlıklarla dolu bir liderden bahsediyoruz.

Böyle bir ülke var ortada:

Hiç stratejik düşünmeden, o anki hırs ve düşüncelerle yanlış kararlar veren bir liderden bahsediyoruz.Mesela, Irak Başbakanı’na “Sen kimsin, muhatabım değilsin ve olamazsın” diye seslenirken, iki ay sonra Başbakanını göndermek zorunda kalması... Mesela, Rus uçağını düşürmesi. Kendisine o an vay be dedirtecek payeler kazandırsa bile, bu kararın Türkiye’ye nelere mal olabileceğini, neler kaybedebileceğimizi, artılar eksiler cetveli biçiminde bile düşünmeyen bir lider... Turizmi çökertti, mal satışını çökertti.. inşaat işleri vs’yi çökertti. Bu kararın tam bir bilançosunu çıkartan kimse var mı?Tabii ki, arkasından büyük siyasi geri dönüşler... Suriye’yi parçalama, Esad’ı yok etme politikasının olanaksızlığı nasıl hesap edilmez? IŞİD’in uluslararası faaliyetlerine tüm sınırlarımız nasıl açık kapı yapılır? Türkiye’nin barış politikasını “fazla pasif” bularak, “aktif barışa geçiyoruz” perdelemesi altında, gerektiğinde savaş politikasına döndürmek nasıl bir gaflettir?

…***

Erdal Sağlam, 17 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “İşsizlik, beklentiler ve kur-faiz gelişmeleri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir süredir devam eden faiz-kur tartışmaları yeni haftada da gündeme damgasını vuruyor. Merkez Bankası’nın “adını koymadan yürürlüğe soktuğu faiz artışı operasyonu” devam ediyor ama kurlardaki inişli çıkışlı seyir de önlenemedi.Dün ekonomi gündeminde yer alan haberlere baktığımızda, yaşanan gelişmelerin sadece kur-faiz olmadığı, ekonominin tümünü nasıl etkilediğini de görüyoruz.Dünkü en önemli haber işsizlik oranlarındaki artış idi. Türkiye’de işsizlik oranı, 2016 yılı Ekim ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre 1.3 puan artarak yüzde 11.8 seviyesine ulaştı. Adı geçen dönemde işsiz sayısı, 500 bin kişi artarak 3 milyon 647 bin kişi oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mevsim etkilerinden arındırılmış işsiz sayısı bir önceki döneme göre 117 bin kişi artarak 3 milyon 611 bin kişi oldu.Aynı dönemde; tarım dışı işsizlik oranı 1.5 puanlık artış ile yüzde 14.1’e yükselirken, 15 ile 24 yaş arasındaki genç nüfustaki işsizlik oranı 1.9 puan artarak yüzde 21.2 oldu.Yine yayımlanan Bloomberg HT Tüketici Güven Ön Endeksi, ocak ayında bir önceki ayın nihai endeksine göre yüzde 2.74 gerileyerek 66.41 değerini aldı. Endeksin Eylül ayında başlayan düşüşünü yavaşlayarak da olsa sürdürdü. Maliye Bakanı Naci Ağbal, 2016 yılı bütçe sonuçlarını açıkladı. Özetle 2016 yılında bütçe açığı rakamı tuttu ama vergi affı kanalıyla gelen tek defalık arızi gelirler olmasa tutmayacaktı. Çünkü bütçe harcamalarında ciddi artışlar söz konusu. Ağbal, mali disiplinden taviz verilmeyeceğini söyledi.Dünkü haberler arasında, bir süredir tekrarlandığı gibi, piyasalarda yaşanan gelişmeleri “siyasi atak” olarak nitelendiren siyasi demeçler de vardı. Kurdaki gelişmelerin aslında dışarıdan kaynaklanan komplolardan kaynaklandığı, kurun bu seviyeye çıkması için ekonomik gerekçeler bulunmadığı yönündeki politikacı demeçlerini sık sık duyuyoruz, bu gidişle duymaya da devam edeceğiz.

Önemli haberlerden biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında Bakan, bürokrat ve danışmanların katıldığı ekonomi zirvesi idi. Bilindiği gibi son birkaç aydır Ekonomi Zirveleri sık sık toplandı. Bu toplantılardan genellikle teşvik paketleri çıktı, kaygı duyulacak bir şey olmadığı, duruma hakim olunduğu demeçleri verildi. Sonuçta bakış açısı aynı kaldığı için, zirveler çok bir şey de değiştirmedi.Peki, tüm bu gelişmeler ışığında piyasalar ve beklentiler ne durumda derseniz; iyi değil. Piyasada Merkez’in likiditeyi gizli faiz artışıyla kısması sonucu 4 TL sınırından dönen dolar kuru yine en düşük 3.77’lerde seyrediyor, her fırsat  bulduğunda yukarı atak yapıyor. Piyasalarda enflasyonun ilk çeyrekte çift haneye çıkacağı beklentisi giderek arttı. Özetle; ekonomide gerekenler yapılamıyor, “faiz kompleksi” devam ediyor. Kimse de “İşsizliğin bu kadar artması, beklentilerin bu kadar kötüleşmesinde acaba faiz kompleksi yani gerekenin yapılmasının etkisi var mı?” diye sormuyor ama...

…***

İbrahim Kahveci, 17 Ocak tarihli Karar gazetesinde, “dolarda kafalar karışık” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MUSİAD Başkanı Nail Olpak ise geçen hafta Manisa’da Doların sadece Türk Lirası karşısında değil, diğer para birimlerinde de yükselişte olduğunu belirterek “Dış piyasalarda doların ağırlıklı olarak değer kazanması, sadece Türk lirası karşısında değil bütün para birimleri karşısında değer kazanıyor. Elbette Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar bir miktar bunu etkiliyor” dedi. Nail Olpak 3 gün önceki Konya konuşmasında ise dövizdeki oynamanın bir ayağının dış kaynaklı olduğunu belirterek “Bir ayağı ise spekülatiftir. Bu işe biraz sabredeceğiz. Hangi para biriminde geliriniz varsa o para biriminden borçlanın. Riskinizi minimize edin” uyarısında bulundu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Daha once rakamları geniş şekilde vermeye çalıştım. Ama bazı verileri tekrar edeceğim: Merkez Bankası ‘ödemeler dengesi’ verilerine göre Ocak-Kasım döneminde Türkiye 28 milyar 584 milyon dolar cari açık verdi. Yani, 2016 yılı ilk 11 ayında ülkemizden tek 1 dolar dahi spekülatif amaçlı çıkmamış olsaydı bizim yine de tam 28 milyar 584 milyon dolar parayı bulup bu ülkeye getirmemiz gerekiyordu.

Nitekim yine ödemeler dengesi verilerine göre 28 milyar 584 milyon dolarlık cari açığa karşılık “finans hesabı” kaleminde 26 milyar 709 milyon dolar görülüyor. Finans hesabının detayına baktığımızda ise hem doğrudan yatırımlarda, hem portföy yatırımlarında hem de borçlanma kalemlerinde ülkemize 11 ayda toplamda net giriş yaşanmış. Yani yabancılar nette çıkmamış, ülkemize para getirmişler.

Gelelim “ödemeler dengesinde” görmediğimiz Aralık ve Ocak 2017 dönemine. Olaya önce sıcak para (portföy yatırımları) açısından bakıyoruz. Aralık 2016’da sadece 23 milyon dolarlık çıkış var. Buna karşılık 2017 Ocak ayının ilk haftasında 214 milyon dolar net giriş olmuş. Yani yabancılar son 1,5 ayda da sıcak parada çıkmamış, tersine ülkemize para getirmişler.

Ocak ayı ilk haftasında yerlilerin de “yabancı para” mevduatlarında 2 milyar 536 milyon dolar çözülme yaşanmış. Yani yerli döviz yatırımcısı da dolardaki sert yükselişi döviz satarak karşılamış. Burada bir noktayı yeniden izah edelim: Ocak ayı ilk haftasında yabancı para mevduatları 2,5 milyar net azalıyor ama yurtdışı yerleşikler 1,6 milyar dolar artıya geçiyor. Bu artışı yurtiçi yerleşiklerin 3,5 milyar dolarlık satışı fazlası ile karşılıyor ve toplamda 2,5 milyar dolarlık yabancı para mevduatı TL’ye dönüyor.

Kısaca yurtiçinden de dolarda bir alım, bir spekülasyon görülmüyor.

Veya bir başka ifade ile izah edecek olursak, henüz dolardaki yükselişi destekleyecek ne yurtdışı ne de yurt içi bir oyunun izine rastlamış değiliz.

Peki, o zaman dolar neden yükseliyor?Türkiye, 2001 krizinin ardından sürekli cari açığa dayalı bir ekonomik model uyguluyor. Cari açık demek, yabancı sermayeye muhtaçlık demektir. Yani sürekli yabancı parasına muhtaç bir ülkeyiz. Bu tablo ise bugün oluşmadı, 2003’den beri tablo bu şekilde. Ve de maalesef yıllardır buna bir çare bulunamadı. Belki de istenmedi.Son veri eşliğinde söylüyorum: Ocak 2003-Kasım 2016 aralığında bizler tam 496 milyar 633 milyon dolar cari açık vermiş ve bu açığı yabancıların parası ile kapatmış bir ülkeyiz.