Türkiye'den köşe yazarları
Ali Aslan, Zaman gazetesinde “Yalancı bahar olmasın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dündar ile Ankara Temsilcisi Erdem Gül'ün Anayasa Mahkemesi kararıyla Silivri Cezaevi'nden tahliyesi, yurtta ve dünyada demokrasi, insan hakları ve basın özgürlüğünü önemseyenleri mutlu etti.Temel özgürlük sorunları hâlâ yerinde duruyor ama kış ortasında tatlı bir bahar esintisi yaşamak güzeldi.Demek ki global sinyallere duyarlı ve o duyarlılığı eyleme dönüştürme cesareti gösterebilen devlet kurumları da hâlâ var. Bu, gelecek adına bir nebze olsun ümit verici.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
AKP'li fanatiklerin Hürriyet'e saldırısı, gazeteci Ahmet Hakan'a darp, İpek Medya Grubu'na gasp ve gazetecilere yağmur gibi yağan davalar, seçim güvenliğine gölge düşürdü.
Yolsuzluk dosyalarını kapatmak ve başka bazı karanlık icraatları örtbas etmek için 17-25 Aralık 2013'ten bu yana bağımsız medyaya uygulanan sistematik yıldırma ve baskılar, uluslararası camianın dikkatini ve tepkisini çekiyor. Can Dündar ve Erdem Gül'ün kasımda tutuklanmasıyla o hassasiyet zirveye tırmandı. Tutuklu yargılanan 30'u aşkın gazeteciden hiçbiri için gösterilmeyen oranda sert ve yoğun tepkiler geldi. Bu, bir yönüyle sabır taşının çatlaması ve son damlanın bardaktan taşmasıydı.
Uluslararası camia, basın özgürlüğü ve demokrasi konularında telkinlerini çekinmeden sürdürmeli. Basit pragmatik hesaplara kurban etmemeli. Hapisle ve taciz edici davalarla özgürlükleri elinden alınan, patron ve hükümet baskısına maruz kalan, kendini sansürleyen, işten atılan ve mesleki onuru çiğnenen tüm gazetecilere ayrım yapmaksızın aynı derecede duyarlılıkla sahip çıkılmalı. Dünyadaki hassasiyet düzeyi daha da yükselmedikçe Dündar ve Gül'ün tahliyesi yalancı bahardan öteye geçemez. Erdoğan'ın Anayasa Mahkemesi'nin tahliye kararına saygı duymadığı ve uymadığı yönündeki ifadesi, bunun en açık delili.
Gönül isterdi ki Türkiye'nin kendi iç hukuku ve demokratik gelenekleri, basına ve özgürlüklere tasallutlara karşı etkili bir savunma geliştirebilsin. Ve Türkiye halkı, seçtiği idarecilerin özgürlük gasplarına yeterli tepki gösterebilecek eğitim ve duyarlılık seviyesine sahip olabilsin. Bu avantajlardan maalesef büyük ölçüde mahrum olan Türkiye, demokrasisini ayakta tutabilmek için uluslararası camiadan koltuk değneğine muhtaç. Ülkeyi bu hale düşürenler utansın.
…***
Hüseyin Gültekin, Yeniasya gazetesinde, “Dalkavukluğu meslek edinenler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hemen her iktidarın deyim yerinde ise bir “yağcı, yalaka” takımı vardır.Çoğunlukla bunlar herhangi bir fikri, bir düşüncesi, bir ideolojisi olmayan, menfaatçi kişi veya guruplardır. Bukalemun gibi çabuk renkten renge giren, esen yele göre yön değiştirmekte mahir, zamana ve zemine göre çabucak kulvar değiştirmekte usta olan bu tip insanlar başa gelen iktidarlar sayesinde pastadan pay kapmak için her türlü yağcılığı, dalkavukluğu, yalakalığı yapmayı en iyi şekilde yaparlar. İktidarın en basit icraatlarını alây-ı vâla ile bolca reklâmını yaparlar; yanlışlarının üstünü örterler, çoğu zaman da yanlışları doğru olarak lanse ederler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Her kesimden, her guruptan bu tip iktidar şakşakçısı bulunmakla beraber, bu gibi menfaatçi, çıkarcı insanlar daha çok medya sektöründen ve geniş şirket ve holding sahiplerinden, makam mevki sevdalısı çevrelerinden çıkıyor olması da bu tip insanların sırf menfaatleri için iktidarların etrafında yuvalandıklarını ele veriyor.
Bu menfaat şebekelerinin yardakçılıkları ne zamana kadar devam eder? Ne zaman ki şu veya bu şekilde iktidarın ayağı tökezleyip, iktidarı kaybetme belirtileri baş gösterince, bunlar da artık yavaş yavaş iktidarla olan sıkı ilişkilerine mesafe koymaya başlarlar. İktidardan düşme sinyalleri iyice belirgin hale gelince de yavaş yavaş kıyıdan köşeden iktidarın bazı yanlışlarını, kusurlarını yazmaya, konuşmaya başlarlar. İktidardan düşme olayı gerçekleşince de o güne kadar yardakçılığını, meddahlığını yaptıkları iktidarın aleyhine geçerek, bu defa muhtemel iktidar adaylarının saflarında yer alarak televizyon kanallarında ahkâm kesmeye, gazete sayfalarında yazıp çizmeye başlarlar.
Halkın kahir ekseriyetinin reyleriyle tek parti diktasına son vererek iktidara gelen Menderes, iktidarı boyunca önemli eserlere imza atarak, milletin gönlünde taht kuran ve bu sebeple bir çok çevrede el üstünde tutularak saygıya mazhar olan, seçim mitinglerinde alkış tufanına tutulan böyle bir lider, ne zaman ki askerî darbe ile alaşağı edildi; işte o zaman o medihlerden, o alkışlardan, o övgülerden geriye hiçbir şey kalmadı. Ve Menderes yalnız başına darağacına gitti.
Benzeri durum Menderes’in ve partisinin devamı olan merhum Demirel ve partisi için de söz konusu. O da uzun yıllar iktidarda iken etrafında pervane olup, methiyeler düzen nice çevreler; askerî darbelerle iktidardan düşürülünce, çevresinde mahdut sayıdaki gerçek dostlardan başka kimseyi göremedi.
Darbe ile meşrû iktidara son vererek Cumhurbaşkanlığı koltuğuna kurulan, her sözü kanun sayılan, astığım astık, kestiğim kestik mantığıyla ülkede krallar gibi hüküm süren Evren, koltuğu bırakınca hiç kimseyi yanında bulamadı ve yalnız yaşadı, yalnız hesap mahalline göç etti.
Cumhurbaşkanı ve mevcut iktidar, geçmiş iktidarların serencamlarından ibret alıp ders çıkarıyorlar mı bilemiyoruz. İktidarları boyunca etraflarında pervane olup, gözlerine girmek için renkten renge giren başta bazı medya mensupları, sermaye sahibi şirket ve holding mensupları olmak üzere diğer kurum ve kuruluş elemanlarından ne kadarı gerçekten dost; ne kadarı dost görünen manfaatperest yağcı dalkavuk takımından? Bu muhasebeyi iktidar yapıyor mu acaba? Şimdilik gücü elinde bulunduran idarecilerimizin bunun muhasebesini yapmalarını temenni ediyoruz.
…***
Süleyman Yaşar, Taraf gazetesinde, “Ekonomiye güven dibe vurdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu dün Şubat ayı Ekonomik Güven Endeksi’ni açıkladı. Buna göre; ekonomik güven endeksi Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 14,8 oranında geriledi. Böylece ekonomiye güven 1 Kasım 2015 genel seçimleri öncesinin de gerisine düştü. Çünkü 1 Kasım seçimleri öncesinde ekonomik güven endeksi 72.8 düzeyindeydi. Dün açıklanan Şubat verisinde endeks 71.5 düzeyine geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Şimdi aklınıza “nedir bu ekonomik güven endeksi” sorusu gelebilir. Hemen cevaplayalım; ekonomik güven endeksi, tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirme, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir öncü gösterge oluyor. Hane halkı maddi durum beklentisinin, genel ekonomik durumun, işsiz sayısının, tasarruf etme ihtimalinin önümüzdeki 12 aylık beklentisini gösteriyor. Yine toplam sipariş miktarının ve mamul madde mal stoklarının mevcut durumunu, üretim hacmi beklentisi, toplam istihdam, toplam siparişlerin, toplam ihracatın gelecek üç aylık durumunu, iş ve hizmetlere olan talebin, iş hacminin, toplam çalışan sayısının önümüzdeki üç aylık beklentilerini beş farklı sektörü kapsayarak hesaplıyor bu endeks. Dolayısıyla ekonomik güven endeksi, ekonomiyi inceleyenler için önemli bir öncü gösterge oluyor.
Gelelim şimdi ekonomiye güvende yaşanan bu hızlı gerilemenin nedenine…
Hemen aklınıza “Peki, 1 Kasım seçimlerinin ardından 104.8’e yükselen ekonomik güven endeksi niye böyle hızla geriledi” sorusu gelebilir.
Bu gerilemenin nedeni şu; 1 Kasım seçimleri öncesinde AKP sürekli tek parti iktidarı olmazsa istikrar olmaz, dedi. Seçim propagandalarında “ya tek parti iktidarı ya da istikrarsızlık” diyerek seçmeni tercih yapmaya zorladı. Bu arada ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na hakkı olduğu hâlde hükümeti kurma görevi verilmeyince, çaresiz kalan seçmen 7 Haziran’da iktidardan düşürdüğü AKP’yi 1 Kasım’da tekrar iktidara getirdi. Ama ekonomiye beklenen istikrar gelmedi. İhracat azalmaya devam etti, büyüme yavaşlarken vergiler arttı. Piyasalarda yaprak kıpırdamaz oldu. Esnaf şikâyetçi. İşte bu nedenle ekonomik güven endeksi, 1 Kasım 2015 seçimleri öncesindeki 72.6 düzeyinin altına yani 71.5 düzeyine geriledi. Bu da bize ekonomide memnuniyetsizliğin seçim öncesinden de kötüye gittiğini söylüyor.
Anlayacağınız tek parti iktidarı ekonomiye istikrar getirmedi. Beklentiler bozuldu. O hâlde hep söylediğimiz gibi artık kapsayıcı bir hükümet gerekiyor. Aksi takdirde ekonomide beklentiler daha da bozulacak. Bu arada beklentilerdeki bozulmanın nelere yol açabileceğini tekrar hatırlatalım. Ünlü iktisatçı Paul Krugman’a göre; bir ülke ekonomisinde ekonomik göstergeler tutarlı olsa bile beklentiler olumsuza dönüyorsa ekonomi krize girebilir. İşte bu nedenle ekonomik güven endeksindeki bozulmayı dikkate almakta fayda var.