Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Mecliste ilkler yaşandı
Sabah:
26 Murakıba FETÖ davası
Milli gazette:
Karamollaoğlu: Sapkınlıklar çocuklarımıza öğretilemez
Evrensel:
Aydınlardan greve destek: Yasağa karşı işçinin yanındayız!
Ortadoğu:
İstanbul’da polise ateş açıldı
Şimdi ise köşe yazarları
...***
Esfender Korkmaz, 22 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başkanlık rejiminin Meclis'te görüşülmesi, Türkiye'nin ekonomik anlamda bedel ödemesine neden oldu. Kur artışı, döviz sorunu, resmi döviz rezervlerinin azalması, piyasada tedirginlik, kısa dönemli istikrar sorunu göstergeleridir. Meselenin bu kadarla sınırlı kalmayacağı açıktır. GSYH'da büyümenin düşmesi, gelir kaybına ve ödeme sorununa neden olabilir. Bankaların takibe düşen kredileri riski artırabilir. Türkiye'nin CDS'ler açısından en riskli ülke görünmesi de, dış borçlarda sorun yaratabilir. Başkanlık rejimine geçiş, normal bir konjonktürde olsaydı, bu kadar sorunlu olmazdı. Bundan sonrası da referanduma kadar daha sorunlu olacaktır. Zira rejim değişikliği her toplumda sancılı olmuştur.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bugün kamuoyu da tedirgindir, kararsızdır ve çelişki içindedir.Kadir Has Üniversitesi, Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması akademik düzeyde 2011 yılından beri sosyal ve siyasal konularda anket yapıyor.Bu anketlere göre, Cumhurbaşkanının siyasi konularda taraf olsun mu sorusuna, halkın yüzde 55'i hayır diyor. Buna rağmen Partili Cumhurbaşkanlığı Meclis'ten geçti. Demek ki milletvekilleri de halkın nabzını tutamıyor. Ya da halkı dikkate almıyor. Almazlar da zira onları ön seçimle halk değil, parti başkanları seçti. Aynı ankette, halkın başkanlık desteği ilginç şekilde istikrarsızlık göstermiş. 2012 yılında ankete girenlerin yüzde 21.2'si başkanlık sitemini isterken, 2014 yılında başkanlık sistemini isteyenler yüzde 12.6'ya gerilemiş ve 2016 yılında tekrar artarak yüzde 32.5 olmuş.Parlamenter sistemi isteyenler de, 2014 yılında artarak yüzde 79.3'e yükselmiş, 2016 yılında ise yüzde 52,7'ye gerilemiş ve fakat yine de başkanlık isteyenlerden daha fazla olmuştur. Meclis anayasa değişikliği teklifini görüşmeden önce, siyasi iktidarın evvela anket yaptırması veya belli ölçülerde kamuoyunun ne düşündüğünü sorgulaması gerekirdi.Halkın kafası karışık... Çünkü siyasi parti liderleri de halkı ön seçime katmadı... Halka bir şey sormadılar. Halk, parlamenter sistemin tadına varamadı. Şimdi herkesin kafası karışık. Başkanlık sistemini istemeyenlerin üçte biri toplumda kutuplaşma olmasından, dörtte biri yeni rejimin demokrasiye zarar vereceğinden, beşte biri de bu rejimin Türkiye'ye uygun olmadığını düşünüyor. Halkın severek kullandığı bir söz var: Binmişiz bir alamete, gidiyoruz kıyamete.
...***
Emre Kongar, 22 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Ucube anayasa”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Akın Atalay, Önder Çelik, Turhan Günay, Mustafa Kemal Güngör, Kadri Gürsel, Hakan Kara, Musa Kart, Güray Öz, Murat Sabuncu, Bülent Utku ve Ahmet Şık ile birlikte 140 kadar gazeteci, yazar, medya yöneticisi hapiste... İnsanlar yargı kararı olmaksızın işten çıkarılıyor, gerekli yargılama özenle yapılmadan hapse atılıyor, mallarına mülklerine el konuluyor, Anayasa önerisi aleyhine yapılmak istenen gösteriler Olağanüstü Hal bağlamındaki yetkilerle yasaklanıyor, kitaplar toplatılıyor... Meclis’te gizli olması gereken oylamalar açık açık, göstere göstere yapılıyor, maddeler kavgadövüş kabul ediliyor; kadınlar bile muhalefet milletvekili kadınlara saldırıyor... Ve bu ortam içinde, gelecek yıllarda tüm ülkede barışı, güvenliği, refahı temin edeceği, ülkeyi sıçratacağı iddia edilen bir Anayasa yapılıyor! Sadece bu ortam bile, bu beklentinin ne denli temelsiz olduğunu, kabul edilmek istenen Anayasa’nın ise nasıl bir ucube özelliği taşıdığını gösterir!”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Zaten bırakın Türkiye’deki Anayasa uzmanlarını, yurtdışındaki Anayasa otoriteleri bile, esas yapısı Parlamenter Sistem olan mevcut Anayasa’nın birkaç maddesinin Tek Adam Yönetimine göre değiştirilmesinin, bir ucube yaratacağını, ileride içinden çıkılmaz sorunlar oluşturacağını belirtiyor.
Ama benim bugün size aktaracağım “Ucube Anayasa” öyküsü bu Anayasa taslağı hakkında değil, yüzde 92 gibi ezici bir çoğunlukla kabul edilen ve sonradan baskıcı bir faşist Anayasa olarak herkes tarafından lanetlenen 1982 Anayasası ile ilgili.
Kenan Evren ve arkadaşları tarafından görevlendirilen Kurucu Meclis Anayasa Komisyonu başkanı Prof. Orhan Aldıkaçtı, Askeri Cunta’nın emirleri doğrultusunda hazırladıkları Anayasa taslağını, bir gün öğlen 13 haberlerinde kamuoyuna açıkladı. Aynı gün saat 17 dolayında lüks bir otel salonunda benim de davetli olduğum bir toplantıda bu taslak tartışılmaya başlandı. Yapılan eleştirilerin yoğunluğu karşısında bunalan Aldıkaçtı bir ara söz aldı: “Bu Anayasa taslağı gibi ayrıntılı bir metin açıklanalı birkaç saat oluyor. Bu kadar kısa zamanda bu kadar kapsamlı bir metni doğru dürüst okuyup eleştirmek olanaklı değildir; bu nedenle yapılan eleştiriler bilimsel değil, önyargılıdır” dedi.
Bunun üzerine ben de söz alarak: “Bir çocuk doğduğunda zihinsel engelli ise onu anlamak için gerçekten de bir sürenin geçmesi gerekir. Ama fiziksel olarak sekiz parmaklı, üç gözlü bir hilkat garibesi ile karşı karşıya isek, bunun bir ucube olduğunu anlamak için vakit geçmesi gerekmez. Bu tasarı böyle bir ucubedir” dedim.
Bilindiği gibi o Anayasa taslağı, Askeri Cunta’nın baskısıyla yüzde 92 oy alarak kabul edildi ve aynı oylama ile “Devlet Başkanı” denilen Cunta Lideri Kenan Evren “Cumhurbaşkanı” seçildi.
Şimdi “Faşist Anayasa” diye lanetlenen 1982 Anayasası’nın öyküsü böyle başladı ve başka antidemokratik garipliklerle günümüze kadar böyle devam etti!
Öyle anlaşılıyor ki, AKP/Erdoğan iktidarı, sadece yakın Çok Partili Düzen tarihimizden değil, çok çok yakın darbe tarihimizden bile ders almıyor.
...***
Remzi Çayır, 21 Ocak tarihli Milli gazetesinde, “Halk anayasa için ne diyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Sokaklarda unutulmuş insanlarla oturmayı, konuşmayı, dertleşmeyi pek severim. Sohbetlerinden haz alırım.Onların düşünceleri, duyguları mühimdir benim için.Dünyada, ülkemizde neler oluyor, neler bitiyor, birçoğu ayrıntılı bilmese de, haberdar.Anayasa değişiklikleri Meclis’te görüşülürken, birçoğuyla görüşüyorum… Nabızları zayıf atıyor… Heyecan yok. Olsa da olur, olmasa da olur havasındalar.Kendileri için, gelecekleri için neyin değiştiğini, nelerin değişmediğini… Nelerin çirkin, nelerin güzel olduğunu ayırt etmek çabasında değiller. Günlük geçim kaygısıyla… Çalışma şartlarının zorluğuyla boğuşup duruyorlar.Ekmek peşindeler anlayacağınız. Akşam olunca, cebinde birkaç kuruş, elinde ekmek tahin, dört duvar arasına neşe katmak çabasındalar.Halk için, anayasa değişiklikleri elzem değil.Mutlaka yapılması gereken… Ülkenin önemli, hayati meseleleri arasında sayılmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanı hem parti genel başkanı, hem başbakan, hem cumhurbaşkanı olsun mu, sorusuna gülerek cevap veren çok oldu.Birçoğunun aynı tepkiyi verdiğini gördüm. O zaman tarafsız olmaz ki... Parti başkanı cumhurbaşkanı olur mu? Hayret ediyorlar.Kuvvetler ayrılığı diyorsunuz, şaşırıyorlar.Yargıtay’ı, Danıştay’ı, hâkimler savcılar kurulunun üyelerinin yarısına yakınını tek başına cumhurbaşkanı seçecek diyorsunuz, yorum yapmıyorlar.Cumhurbaşkanı istediğinde parlamentoyu feshedecek… Doğru mu diyorsunuz, sessiz kalıyor. Seçim barajı iyi mi, sistem değişiyor, artık hükümetler istikrarlı olsun diye gelmişti, şimdi gereği kalmadı… Baraj kalksın mı diye soruyorsun… Halkımızın azı kalksın, çoğu, bilmiyorum diyor. Bakanlar hep dışarıdan atanacak… Meclis’ten bakan çıkmayacak, diyorsun… Halkımız boşluğa düşüyor. Olup bitene anlam veremiyor. Diyeceksiniz ki, referandum sürecinde bütün bunlar vuzuha kavuşur ve halk bilgilenir, donanır, iradesini belirler. Doğrudur. Ancak, halkı doğrudan ilgilendiren değişiklikler olup olmadığı tartışılmalıdır. Elbet, anayasalar kutsal metinler değildir.Rejimler… Sistemler, anayasalar, insanların, toplulukların mutlulukları için ihdas edilmişlerdir. İnsanlar, saadet ve huzur içinde yaşasınlar diye korunurlar. Halk, Meclis’teki anayasa değişiklik görüşmelerine çok uzak.Milletimiz, anayasanın kısmi değişiklik mecrasının dışında duruyor. Yarın bir gün, taraflar sahaya inince, propaganda dönemi başlayınca, elbet durum farklılaşır.Lakin, şu andaki durum nötr gözüküyor. Milletin ilgili olduğu görünmüyor. Ayakkabı boyacılığı yapan Said’in söylediği gibi, abi, beni ilgilendiren bir şey yok ki, ne diyem… İfadesi, bu uzaklığı doğru ifade ediyor. Peki, yarınlarda hâl nice olur? Kısmi anayasa değişikliğinin tam ve doğru tartışılmadığını savunanlardanım. Keşke, olup biteni reel zeminde, rahat tartışabilseydik, olmadı. İnşallah referandum süreci bu aydınlanmaya hizmet eder… Umudum budur.