Ocak 24, 2017 10:10 Europe/Istanbul

Evrensel: Hükümet KHK ile OHAL mahkemesi kuruyor

Cumhuriyet:

Yargının önüne komisyon engeli

Milli gazette:

İçişleri Bakanlığı: Valiler hakkında soruşturma yok

Yeniasya:

Myanmar'da 87 bin Arakanlı Müslüman yerinden edildi

Sabah:

FETÖ’nün yargıdaki 9 kişilik beyin takımı

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Şükran Soner, 24 Aralık tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Güven ararken tek adam diktatörlüğüne..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Meclis’in kendi bindiği dalı kesme içerikli, AKP-MHP milletvekillerinin, bal gibi de “havuç-sopa” taktikli oy iradelerinin ellerinden alınması, “açık oylama” yöntemli karara dönüştürülebilmiş, ortaya çıkarılmış referandum metninin, Türkiye tipi tek adam diktatörlüğü içeriğine yönelik bugüne kadar söylenenlerle birlikte bundan sonra söyleneceklerin de kıymeti harbiyesi olmayacak.. Nasılsa siyasetin üst katlarına tırmanabilmiş yöneticiler, bakanlar da içinde oy kullanan milletvekilleri için, ölçü laik Cumhuriyet rejimi, hukuk devleti düzeni, demokratik kaygılar belirleyici olamıyor...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Şeytan hep ayrıntıda gizlendiği için gözlerimizin önünde yaşatılan sürecin, sözde milletin vekili olarak seçilmiş bireylerin oy kullanma iradelerinde güdüleyen ayrıntılara bakmak gerek.. Neden en yüzsüz boyutları ile, oy kullanırken uymak zorunda oldukları “gizli oy” hükmünü göstere göstere, kabadayılıkmış ya da Liderliğe, yer alınmasına gerek duyulan parti disiplinine bağlılık, sadakat, bir tür tersinden tutarlılık kanıtlanmasına dönüştürdüler? Kürsüden Meclis adına duyuru yapmak zorunda olan Meclis Başkanlığı’nın, AKP-MHP sorumlu yöneticilerinin, sık sık yinelemek zorunda kaldıkları “oylama gizlidir, lütfen uyunuz..” uyarılarının sahnelenmesinde kara komediye ortam yarattılar?..

En çok da FETÖ’cü damgalanmasına hedef olabilecekler ya da Liderliğe sadakatlerinden kuşku duyulabileceklerin öncelik yapmak zorunda kaldıkları şovların ezikliği, öfke patlamalarında, kadın milletvekillerinin bile, ülkemizin Meclis’ine hiç yaraşmayan, çok kaba, çirkin kavgaların yaşatılmasına öncülük yaptılar? Oylamaların kritik süreçlerinden birinde Başbakan rahat rahat, sonra kurulacak hükümetlerde MHP’li kadroların önlerinin açılacağı sözünü açtı.

Havuç-sopa yönteminde daha da etkili olabilecek, “Erken seçim yok, referandum var..” sözü verilip durulurdu. Dahası aynı zaman dilimleri içinde TSK, yargı, kamu kadrolaşmaları içinde FETÖ’cü operasyonlarının yeni şiddet dalgaları ile birlikte, yeni yargısız infaz içerikli tutuklamalar, hızla hazırlanan ürkütücü senaryolu iddianamelerin haberleri yoğunlaştı. Satır arası şeytani ayrıntılara bir başka örnek ise yakın tarihlerde siyaset ayağına sıranın gelemeyeceği üzerindendi.. Havuç ikram edilen milletin vekilleri, sopa cezasından kurtuldular mı? En azından seçildikleri dönemin milletvekilliğini sürdürebilme güvencesine kavuştular mı?

Dikkatinizden kaçmamış olmalı.. Referanduma giden yolun açılmasında AKP ve MHP’li milletvekillerin oyları ile karar alınabilmesinin hemen ardından yapılan ilk duyurumların içinde, Cumhurbaşkanlığı eğilimi ile atılacak ilk adımın, referandum sonrası AKP’nin başına geçme icraatının olacağı bilgilendirmesiydi. Önceliğin parti başkanlığının olacağı duyurusunun, AKP örgütü içindeki anlamını biliyor musunuz? Bilmeyenler ya da aklına getirmeyenlere, pek çok AKP uzmanı, yandaş kişilerin yeri geldikçe altını çizip durdukları gerçeği anımsatalım.. Hangi konuyla ilişkili olursa olsun, Erdoğan Liderliğinin sırrı hep, “AKP örgütlenmesine bire bir, en alt kadrolara, üyelere, seçmene ulaşma becerisi, gücü..” olarak anlatılır. Özellikle de bilinçlere kazınması istenir. Zaten 15 yılına varmış İktidarları icraatlarının somut sonuçları ile sabittir.

İlk akla gelen, biadı da çok çarpıcı açıklayabilen milletvekili, parti yöneticileri belirlenmesi çalışmalarını örnek alabiliriz. Teke tek isim belirlemesi, çıkarılması, ödüllendirme-cezalandırmada mutlak iradeyi AKP’liler o kadar iyi bilirler ki.. Yandaş sermaye, medya gruplarında yaşananlara bizlerin bile uzaktan tanıklıkları yeterince öğretici. Liderliğin tek adam diktatörlüğüne acil gereksinimi ise belki de çok daha yaşamsal olabilir.. İpler elden ya kaçarsa?

...***

Esfender Korkmaz, 24 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yargı hepimiz için lazımdır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasi iktidarı destekleyen bir gazete, 2007 yılında ''Adalet ve demokrasi hepimize lazımdır'' diyordu. Acaba bugün de aynı sözü söyleyebiliyor mu?Dünya Adalet Projesi, her yıl ''Küresel Hukukun Üstünlüğü Endeksi'' düzenliyor. Bu endekse göre Türkiye Hukukun Üstünlüğü Endeksi sırlamasında en hızlı gerileyen ülkeler arasında yer alıyor. 2016 yılı Endeksinde, Türkiye Genel Not olarak bir tam not üzerinden 0.43 not aldı. Bölge ülkeleri içinde, sıralamada 13 ülkenin sonuncusu oldu. Fert başına gelir seviyesi yaklaşık eşit olan 37 ülke içinde de sondan ikinci, yani 36. sırada yer aldı. Dünya Genel sıralamasında ise 113 ülke içinde 99. sırada yer aldı. Yine Hukukun Üstünlüğü Kriterleri açısından da ayrı ayrı bakarsak, Türkiye'nin, her alanda gerilediğini görebiliriz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Türkiye 2010 yılı ile 2016 yılı arasında yalnızca devlette şeffaflık kriterinde daha ileri gitmiş, diğer kriterlerde, özellikle temel haklar, adalet ve düzenleyici kurallar açısından notu düşmüştür. Yargının bağımsızlığı ve yargı kararları toplumsal vicdanda kısa sürede  karşılığını buluyor. Ergenekon kumpasından dolayı bütün toplum tedirgin olmuştu. Hangi ülkede olursa olsun, adaleti uzun dönemde,  bir kişi veya bir ideoloji teslim alamaz. Dünyada alanlar olmuş ve fakat bu diktatörler de sonunda adalete hesap vermek zorunda kalmışlardır.KHÜ, Türkiye siyasal-sosyal eğilimler araştırmasına göre ,Türkiye’de Kurumlara olan güven içinde, yargıya olan güven 2011 yılında yüzde 38.8 idi. 2013'te yüzde 26.5'e inmişti. 2016 yılında ise yüzde 35.5'tir.Hukukun üstünlüğü, ekonomik ve sosyal gelişmelerin altyapısıdır. Bağımsız yargının olmadığı toplumlar ekonomik ve sosyal anlamda da kaybetmeye mahkûmdur. 

...***

Abdulkadir Selvi, 24 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Referandum stratejileri”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“ANAYASA değişikliği Meclis’ten geçtiği günden itibaren referandum için kollar sıvandı.Referandum için 16 Nisan tarihi ön plana çıktı. 30 Mart yerel seçimlerinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopteri düşmüştü. O nedenle mevsim şartları dikkate alınarak kampanyanın nisan ayında yürütülmesi hedefleniyor.AK Parti referandum çalışmasını iki koldan yürütecek. Ağırlık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üzerinde olacak. Başbakan Binali Yıldırım da meydanlara çıkacak.Kampanya, cumhurbaşkanlığı sistemi üzerine kurulacak. Peki neden başkanlık sistemiyle ilgili çağrışımdan uzak duruluyor?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Araştırma Kuruluşu sahibi Adil Gür’le konuştum. 2016 yılı Ocak ayından bu yana 5 ayrı araştırma yaptıklarını anlattı. “Başkanlık kelimesinin Türk halkına antipatik geldiğini tespit ettik” dedi. Sakın yanlış anlaşılmasın, Adil Gür, cumhurbaşkanlığı sistemi adının bu tespitler nedeniyle tercih edildiğini iddia etmedi, sadece bulgularını paylaştı.

5 araştırmada da 4 soru sormuşlar.

1- ABD tipi başkanlık sistemi mi?

2- Fransa tipi yarı başkanlık sistemi mi?

3- Türk tipi başkanlık sistemi mi?

4- Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemi mi?

En az destek Fransa tipi yarı başkanlık sistemine, en yüksek destek ise Türk tipi cumhurbaşkanlığı sistemine çıkmış. “Türk halkı yüzyıldır cumhurbaşkanlığı sistemi ile yönetildiği için cumhurbaşkanlığı sistemi daha sempatik geliyor” dedi. Amerikan tipi başkanlık sistemi ikinci sırada gelirken, Türk tipi başkanlık sistemi onun bile gerisine düşmüş.

AK Parti’de önümüzdeki günlerde strateji grubu toplanacak, seçim stratejisi üzerinde çalışacak. Kampanya sloganı belirlenecek. Şubat ayının ortasından itibaren sahaya inilecek. Mevsim şartları nedeniyle TV programlarına ve kapalı salon toplantılarına ağırlık verilecek.

Kürt oyları ayrı bir başlık halinde ele alınacak. Kürtleri kazanmak için izlenecek strateji ayrıca masaya yatırılacak. Mart ve Nisan aylarında PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonlar yoğunlaştırılacak. PKK’nın seçmen üzerinde baskı kurmasına izin verilmeyecek.

AK Parti, muhalefetin yürüteceği kampanyadan ziyade iki konuda endişeli:

1- Ekonomi. 2- Terör.

Ekonomi yönetimiyle ilgili AK Parti yönetimine intikal eden eleştirileri aktarmak istiyorum: “Kamuoyunda ekonomi yönetimiyle ilgili çok başlılık görüntüsü var. Ekonomide herkes konuşuyor, ama ekonomi yönetimin bir sahibi yok.”Referanduma gidilirken iktidarın öncelikli gündem maddesi ekonomi olacak. Piyasaların rahatlatılması için bir paket üzerinde çalışılıyor. Bankaların döviz artışından dolayı ek teminat istemeleri durumunda bunu devletin karşılayacağı bir sistem üzerinde çalışılıyor. İktidarın hedefi, referandumdan önce ekonomiye nefes aldırıp, halkı rahatlatmak.

MHP’nin devletin bekasını esas alan bir kampanya yürütmesi bekleniyor.CHP ise rejim değişikliği ve tek adamlığı ön plana çıkaracak.

HDP’nin kampanyasının ipuçları henüz alınamadı. AK Parti ve MHP, CHP ile HDP’nin işbirliğini kullanacak. Ulusalcı oylara karşı, CHP’nin, HDP’nin peşine takıldığı tezi işlenecek.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise kampanyayı 15 Temmuz ve yeniden diriliş ruhu üzerine kurması bekleniyor. Erdoğan’ın, 15 Temmuz’da darbe tehlikesi ile karşı karşıya kalan ülkemizin üst aklın idare ettiği PKK, DAEŞ ve FETÖ terör örgütlerinin saldırısı altında olduğunu anlatacağı söyleniyor.