Ocak 25, 2017 11:01 Europe/Istanbul

Cumhuriyet:Kurtulmuş'tan Terör sopası: Canlı bombalar devam edebilir referandumdan 'Evet' çıkınca terör biter

Hürriyet:

Ankara-Berlin hattında 'Can Dündar' gerilimi

Milli gazette:

FETÖ soruşturmasında 43 öğrenciye tahliye

Evrensel:

Anayasa değişikliği için istikrar gerekçesi temelsiz

Vatan:

Türkiye Rusya ile pazarlığa başladı

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Kamil Tekin Sürek, 25 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “Komisyon aldatmacası”başlıklı yazısını okuyyucularla paylaşıyor.

“685 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulacak olan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu bir aldatmacadan ibaret. Bu komisyonun kuruluşunun amacı Türkiye aleyhine AİHM’de açılacak davaları geciktirmek ve önlemek.Benzer bir kurnazlığı geçmişteki hükümetler de yapmıştı. Doksanlı yıllarda köy yakmalar sonucunda AİHM’ye on binlerce başvuru yapılmıştı. Bu başvuruların ilk yapılanlarında AİHM, Türkiye aleyhine yüksek tazminat kararları vermeye başladı. Bu aşamada AİHM ile Türkiye Hükümeti anlaştılar ve bir komisyon kuruldu. Böylece AİHM, on binlerce dosya hakkında karar vermekten, ciddi bir iş yükünden kurtuldu. Köy boşaltmalar ve yakmalar nedeniyle yapılan başvuruların hepsini komisyona gönderdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Türkiye Hükümeti ise bu şekilde  komisyona gelen dosyaları zamana yayarak AİHM kararları nedeniyle ödemek zorunda kalacağı yüksek tazminatlardan kurtuldu, ödemek zorunda kaldığı tazminatların miktarlarını düşürdü. Çünkü, komisyona gelen dosyalar yoğunluk nedeniyle aylar, seneler sonra karara bağlanıyor ve AİHM 50 bin avro tazminata hükmediyorsa, komisyon 30-40 bin lira tazminata karar veriyordu. Komisyon kararına itiraz edenlerin davası idare mahkemelerinde en az bir sene sürünüyor, idare mahkemesinin talebi reddetmesi üzerine Danıştaya giden dosya, en az iki sene de orada sürünüyordu. Bütün bu süreci atlatanlar komisyonun verdiği tazminatla yetinmek zorunda kalıyor, yeniden AİHM’ye giden dosyalar ise maddi ve manevi tatmin sağlandığı gerekçesi ile reddediliyordu.

Şimdi aynı süreç OHAL mağdurlarınca da yaşanacak. Gözaltına alınanlar, tutuklananlar, açığa alınanlar, ihraç edilenler, kapatılan TV, gazete, dernek, vakıf ve şirketler düşünüldüğünde 200 bine yakın başvuru olabilir komisyona ve komisyon 7 üyeden oluşuyor. Sözünü ettiğim komisyon hiç olmazsa her il valiliği bünyesinde kurulmuştu. Bu 7 kişi, 200 bin dosyayı tek tek inceleyip karar verecek. Yani yapılan başvurulara seneler sonra sıra gelecek. Komisyon başvurunuza olumsuz cevap verdiğinde bu kez idare mahkemelerine başvuracaksınız. O durumda, zaten elinde çok fazla dosya bulunan idare mahkemelerine en az 100 dava daha eklenecek ve kararlar iki seneden önce çıkmayacak. Orada talebiniz reddedilirse Danıştaya başvuracaksınız. İki seneden önce karar çıkmayan Danıştayda kararlar dört senede çıkmaya başlayacak. Bütün bu süreci aşmaya ömrünüz ve sabrınız yeterse talebiniz karşılanmadığı için AİHM’ye başvurabileceksiniz. O, beş, altı sene içinde işten atıldıysanız, işsiz sürünmeye devam edeceksiniz. Şirket iseniz kayyımların elinde şirketiniz iflas ettirilecek. AİHM de yüz bin civarında başvurunun birden mahkemeye yüklenmesi önlendiği için bu Komisyon işinden hoşnut olacak. Bütün bu engelleri aşıp AİHM’ye gelebilen davaları 3-5 senede karara bağlayacak. Ömrünüz yeterse on sene sonra AİHM’den tazminat kararı alacaksınız ve AİHM kararının iç hukukta uygulanması talebinde bulunacaksınız.

Mahkeme bu talebinizi reddetmezse 12 yıl sonra memuriyete dönmenize karar verilecek. Batan şirketleriniz için üç-beş kuruş tazminat verilecek vs. İşte, 685 sayılı KHK ile kurulacak olan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu bunun için kurulmuştur.

...***

Taha Akyol, 25 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Mesela faiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MERKEZ Bankası faizle ilgili kararını açıkladı, dövizde düşme olmadı, hatta hafif yükseldi.İktisatçı olmadığım halde bu meseleyi niye böyle önemsiyorum?Faiz konusunu ‘rasyonel düşünme’ testi olarak gördüğüm için.Eş dost arasında günlük ihtiyaç, sömürü anlamındaki faiz ayrı ve ahlaken de çirkin bir konu.Fakat kredi hacmi 1.5 trilyonu bulmuş bir ekonomiden bahsediyoruz. Faize rasyonel yani iktisat biliminin verileriyle mi bakacağız, dünyada gittikçe yaygınlaşan “popülizm”, yani ucuz para isteyen kitlelerin gözüyle mi bakacağız?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Modern iktisadi zihniyete ulaşmada gecikmiş toplumlar için bunun ne kadar önemli olduğunu anlatmaya gerek var mı?Merkez’in kararı açıklandıktan sonra TV’lerde uzman iktisatçıları dinledim. Özetle MB’nin dolara yönelenleri TL’ye çekecek dozda “kalıcı bir faiz artışı sinyali vermediği” için doların dizginlenemediğini söylüyorlar.Öyleyse MB’nin kararı bir işe yaramaz mıydı? Prof. Emre Alkin’in cevabı:

“Sınırlı faiz artışıyla, değerlendirme kuruluşu Fitch’in cuma günü Türkiye hakkında açıklayacağı kararın çok olumsuz olmasını biraz frenleyebilecek bir karardır...”

MB’nin kararını yorumlarken kullanılan terimlere bakın: Faiz koridoru, repo faizi, üst bant, politika faizi, resesyon riski, geç likidite penceresi...Teknik bilgilerle ve değişken faktörleri sürekli gözlemleyerek kararlar vermek gereken bu tür konuları “halkıma sormaya” ne dersiniz?Niye “halkımız karar versin” demiyoruz?

Merkez Bankası’nın yaptığı küçük çaplı faiz artırımının en büyük kıymeti, “bağımsızlığına” güvenin bir ölçüde artacak olmasıdır.

Karardan önce Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem bu yönde açıklama yapma gereği duymuştu. Bu defa politikacılar da MB’ye baskı imajı yaratan “faizi düşür” diye açıklamalar yapmadılar. Belki de cuma günü Fitch’in kararını olumsuz etkilemekten sakınıyorlar.

Görüyor musunuz, Merkez Bankası gibi kurumların siyasi baskılardan uzak, “hukuki ve rasyonel” çalışabilmesi ve buna güvenilmesi ne kadar önemli?Hele de yargının bağımsızlığı!Demokrasinin bir ayağı seçimlerdir, öbürü kurumlardır. Kurumları siyasi baskılarla zedelemek, birincisinin de başarısızlığına yol açar.

...***

Çiğdem Toker, 25 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “OHAL’le gelen büyük servet transferi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu satırlar yazılırken, dolar 3.76, avro ise 4.04 TL’den işlem görüyordu. AKP iktidarı, dört OHAL KHK’si çıkardı. Kararnamelerin ikisinde OHAL’le ilgisi bulunmayan birçok madde vardı. Birinde mealen şöyle diyor: “Ey alacağını, yabancı para üzerinden kabul eden kamu kuruluşları. Ey BOTAŞ,ey Milli Savunma Bakanlığı, ey Özelleştirme İdaresi, BTK; Karayolları. Bundan böyle karşındaki şirket ödemesini 2 Ocak 2017 tarihli Merkez Bankası döviz alış kuru üzerinden yapabilir. Sabitlediğim kurla yaptığın alışverişi bütçede göstermeyeceğim.”OHAL kararnamesinde belirtilen sabit kurun tarihi 2 Ocak 2017. O tarihte Merkez Bankası döviz alış kuruna göre; dolar 3.53, Avro ise 3.70 TL.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2 Ocak’tan bugüne dek 23 gün içinde, dolar 23, Avro 34 kuruş arttı. Döviz alacaklarında kur sabitlemesinin ne anlama geldiğini somut bir örnekle açıklayalım.Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) 26 Ağustos 2015’te 4.5 G ihalesi yaptı. 4 milyar Avro bedelle sonuçlanan bu ihalenin son taksidi nisanda yapılacak. Vodafone kendine düşen ihale bedelini peşin ödemişti. Turkcell ile bu ihaleye o zamanki Avea markası altında giren Türk Telekom’un nisanda ödeyeceği taksidin toplam tutarı: 657 milyon 171 bin Avro. Geçen aralıkta başlatılan “TL’ye dönüş” kampanyasında, taksidin TL üzerinden ödeneceği haberlerini, ilgisi hatırlar. O söz işte şimdi hayat bulacak.

4.5G ihalesinden devlete gelecek 657 milyon 171 bin Avro’luk son taksidin iki şirket arasındaki dağılım şöyle:

Türk Telekom: 243 milyon 349 bin Avro

Turkcell: 413 milyon 822 bin Avro

Referandum ayı olan nisandaki Avro kurunu şimdiden kestiremiyoruz. Ama bugünkü kuru esas alarak basit bir hesap yapalım:

Türk Telekom nisan taksidini eğer bugünkü Avro kuru üzerinden ödemek istese

983.1 milyon TL ödemesi gerekiyor. Ancak son OHAL KHK’si sayesinde nisanda 3.70 TL üzerinden 900 milyon 391 bin TL ödeyecek. Aradaki fark: 82 milyon 738 bin TL.

-Aynı hesabı Turkcell için yapalım. Turkcell nisan taksidini bugün ödeyecek olsa 1 milyar 671 milyon 840 bin TL ödemesi gerekiyor. Ancak Turkcel nisan geldiğinde OHAL KHK’sinin sağladığı imkândan yararlanarak 1 milyar 531 milyon 141 bin TL ödeyecek.

Aradaki fark: 140.7 milyon TL. Böylece AKP iktidarının OHAL düzenini kullanarak iki şirkete yapacağı servet transferinin toplamı 223.4 milyon TL olacak. Bakmayın siz, kararnamade, “Bu madde kapsamındaki işlemler ve sonuçları bütçe gelir ve gider hesaplarıyla ilişkilendirmez” denildiğine. Herkesi aptal yerine koyan, göz boyamadan ibaret bir cümle bu. Sözde bütçe hesaplarıyla ilişkilendirilmeyecek bu 223 milyon TL’lik kur zararını BTK elbette ki bir yerlere yazacak. Yazmakla kalmayacak gösterecek... Kurum çalışanları aralarında para toplayıp ödemeyeceklerine göre, zarar şu ya da bu isim altında eninde sonunda bütçeden ödenecek. Son bir notla tamamlayalım. Yazıya konu bu hesap OHAL KHK’sinin getirdiği sabit kurla Hazine’nin gireceği zararın sadece bir örneğini oluşturuyor. Bunun BOTAŞ’ı var, Milli Savunma Bakanlığı var, Özelleştirme İdaresi, diğer enerji şirketleri var. Yazının başında bu maddenin OHAL’le ilgisi olmadığını belirttik. Ancak TL’ye dönüş adıyla perdelenirken, iki şirkete avantaj sağlayan bu düzenleme, aynı zamanda devletin içine girdiği tahsilat sıkıntısının resmi belgesidir.