Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık:Türkiye huzursuz bir fırtınaya girmek üzere
Birgün:
Referandumda halk devletle yarışacak
Milligazete
Başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek:Avrupa’ya ihtiyacımız var
Sabah:
Yeri değişen işöiye tazminat
Yeniçağ:
Türkiye’nin kredi notu düşürüldü
Şimdi ise köşe yazarları
…***
Burhan Ayeri, 28 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “HAYIR tencereden çıkar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AK Parti-MHP karşıtlarını şaşkınlıkla izliyorum. CHP'den Vatan Partisi'ne kadar sembollerle oynuyorlar. EVET'ler kazınıyor yerine HAYIR'lar monte ediliyor. Tuttukları yol yanlış. Hedefi referandumdan sonraya taşımak şart. Yani işi seçmenin "mutfağına, cüzdanına" yöneltmeliler. Sloganlar, pankartlar, konuşmalar sırf bu alanda olmalı. Kampanyayı bu rotada götürmek en akılcı yol. Dar gelirlinin ilk durağı olan ucuz marketlerde bile tırmanış hız kesmiyor. Garibanın çaresizlikten sadece onu alabildiği tahıllar ve yan ürünleri ok gibi. Süt ve mamülleri de aynı şekilde. Dikkat edin büyük marketlerden bahsetmiyorum. Devletin baş edemediği bunları Allah'a havale ettim. İki örnek vereyim; Fakir fukaranın girdiği yerlerde bulgur 1.75'ten iki postada 1.95'e yükseldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
O kadar çok aile tanıyorum ki, çaresizlikten vanalarını kapattılar. Battaniyelerle oturuyorlar. Mehmet Müezzinoğlu lütfetti, 10 liralık promosyonla vanaları yeniden açmak mümkün mü?HAYIR'da yer alanlar, sadece bir kısmını sıraladığım örnekleri gözlere sokmak zorundalar. Boş tencereler, yanmayan ısıtıcılar, ısrarla kafalara çakılmalı.İlk balon patladı.HDP'yi referanduma sokmama tezgahını hazırlayanlar ilk tokadı yediler. Bu partinin sözcüsü Ayhan Bilgen, "Sandığa gideceğiz" dedi. Önemli bir açıklama daha yaptı, "Hayır'cılara her türlü desteği sağlayacağız". Bu da HDP ile aynı potada gözükmeme kararı alan CHP'ye mesaj. "Yalan Rüzgarı Senaryosu" yazanların elinde sadece "Abdullah Öcalan balonu" kaldı. Onun da "iki tarafı şeyli değnek". İktidarın bunu kullanabileceğini sanmıyorum. Kaldı ki İmralı formülü ters tepmeye müsait. Azalmakta olan EVET oylarını daha fazla eritir.Bir anı. Geçmişteki siyasi yasakları referandumunu hatırladım. Süleyman Demirel ziyarete gelmişti. Tercüman'ın toplantı salonuna alındığı bildirildi. Çağırıldım. Rauf Tamer, Nafiz Ilıcak ve Nazlı Ilıcak ve bir kaç kişi daha var. Kulakları çınlasın Çolak Şevket -Uygun- ben içeriye girer girmez flaşları patlatmaya başladı. Nazlı Hanım bana hafif bir sesle, "Sen sor, ne içer?" dedi. Ben de ilettim. Cevabı, "Bi gayfe alayım" oldu. Buradaki espriyi anında anladım. "Kahverengi" yasağa karşı çıkmanın rengiydi. Konuşmalarda kısa bir oy oranı tartışması meydana geldi. Benim cevabım, "Yasaklar kalkar ama kılpayı" şeklindeydi. Bu düşüncemi Türkiye çapında yapılan ankette de ifade ettim; "Yüzde Yarım". Resmi sonuçlar açıklandığında siyaset yasağının sadece 14 bin oy farkla kalktığı anlaşıldı, yani Yüzde Yarım. Nisan'daki referandumda da benzer sonuç bekliyorum. İktidarcılar HAYIR'ların fazla çıkmasına şaşırmamalı. neticede Devlet Bahçeli ve Semih Yalçın'ın 2 oyu var. Gölge koalisyonu kurtarmaya yetmez!
...***
Ender İmrek, 28 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “İnsanlık için, Türkiye için hayır!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP ve MHP milletvekilleri ile eski koalisyon ortakları Fethullah Gülen’den yadigar milletvekillerinin göstere göstere kullandıkları açık oy, açık sayımla TBMM’den geçen “yeni anayasa” değişiklikleri yakında referanduma götürülecek.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaptığı açıklamaya bakılacak olursa, TBMM’den geçirilmiş olan düzenlemeler önüne gelir gelmez imzalanıp, referandum süreci başlatılacak.Henüz Yüksek Seçim Kurulu bir açıklama yapmamış olsa da AKP kurmayları 20 Nisan’dan önce her şeyin bitmiş olacağını düşünüyorlar.Ancak bakalım evdeki hesap çarşıya uyacak mı?Zira “Ya hayır çıkarsa” korkusu daha şimdiden iktidardakileri sarmış bulunuyor.Bunun için hızla koşuyorlar...Yandaşlarını konsolide edip, kararsızları korkutup esir almak istiyorlar.Telaşla konuşuyorlar..”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
“Biz gidersek terör gelir” diyorlar...Çünkü biliyorlar ki, referandumda “hayır” çıkarsa, saray bir yana, taht bir yana, diktatörlüğü tahkim hesapları bir yana...Bunun içindir ki, iktidarda kalmak için dökülen kanlara yenilerinin eklenmesinde bir beis görmediklerini bangır bangır bağırıyorlar.OHAL ve kararnamelerle yönetmekle yetinmiyorlar. Kan ve şiddetten çok çekmiş halkımızı yine kan ve şiddetle korkutup, aslında doğuş ve yaşam kaynağı oldukları terör örgütleriyle teslim alıp yeni diktatörlük anayasası ve başkanlık sistemini halklarımıza zorla kabul ettirmek istiyorlar.Bir yandan açıklanan yalan yanlış kamuoyu araştırma sonuçları, afaki rakamlar, dezenformasyon ve tüm kirli çarkları harekete geçirerek halkların kaygıyla, endişeyle, korkuyla baktığı başkanlık sistemini, “Evet çıkarsa terör biter” diyerek ele geçirdiklerini beyan ettikleri terör sopasıyla başkanlığı ve tek adam anayasasını kabul ettirmek istiyorlar.Bir zamanlar Erdoğan ve AKP için “Harun olmaya geldiler, Karun oldular. Biz AKP gibi firavunlaşmayacağız” diyen ve yol arkadaşlarını bir kenara atıp AKP’ye katılan Eski HAS Parti Genel Başkanı, şimdilerin keskin başkanlık savunucusu, firavunlaşma savunucusu haline gelen Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, “Referandumda evet çıkarsa terör bıçakla kesilmiş gibi bitecek” mealinde sözler ederek, 1 Kasım seçimleri öncesi yaptıkları gibi tehditler savuruyor.Yani, Diyarbakır, Ankara Gar Katliamı hatırlatmaları yapılıyor. Sultanahmet, İstiklal, Gaziantep Düğün Katliamı, Kayseri, Ortaköy, Beşiktaş ve diğer acılar, kan ve gözyaşı hatırlatılıyor.Bu izah ve ifade “Diktatörlüğümüze yol verirseniz terör örgütlerine gerek kalmaz demek değilse nedir?”Bu kötü hesabı ve berbat gidişatı durdurmak için başta Müslüman Türkiye halkının bir muhasebeye ihtiyacı yok mudur?Geri dönüp olup bitene bir bakılsın lütfen!Erdoğan iktidara gelirken ve ilk yıllarında mağdur olan milyonlarca insana hitap ederken 12 Eylül Anayasası’na ve darbeci generallere nasıl da verip veriştiriyordu.Milyonlarca Müslüman’ı hak, adalet söyleminin ve vaatlerinin destekçisi haline getiren Erdoğan şimdi bu sistem ve Anayasa ile geçmişin diktatörlerini de sollayarak daha beter yeni uygulamalara imza atmaya hazırlanıyor.
Türkiye halkları buna izin verecek mi, göreceğiz!Ancak her şeyden önce vicdan sahibi Müslümanların ne yapacağı şimdi daha da önem kazanıyor.Milyonlarca Müslüman diktatörlüğe izin verecek mi, teslim olacak mı, göreceğiz.
Türkiye’nin her inançtan halkları dönüp Ortadoğu’nun tarihine bakmalıdır; neredeyse tüm devletlerin ve giderek tüm Ortadoğu’nun nasıl kan gölüne dönüştüğünün gelişim süreçlerine bir daha bakılmalı, Müslüman halklar vicdanlarıyla baş başa kalarak olup bitene bir yanıt bulmalıdır.
Kendisine yapılanlara karşı ayağa kalkanlar, zalim kendilerinden olunca susup, halka zulmü sineye mi çekecek, yoksa zulüm nereden gelirse gelsin, zalim kimden olduğunu söylerse söylesin, ‘Zulme de zalime de hayır!’ diyebilecek mi, bunu da göreceğiz.
Evet, tarihi bir insanlık sınavıdır bu referandum.
Ya insanlık kazanacak ya da zalime boyun eğilecek...Tüm baskıya, tiranlığa, diktatörlük uygulamalarına rağmen gerçekleri işçi ve emekçilere, ezilen ve sömürülen milyonlara anlatmaya başarabilirsek, bu karanlık hesabı pekala bozabiliriz.Bunu yapabileceğimize inanmak bu alanda atılan en büyük adımdır.Saraydaki hesap, sokakta ve sandıkta bozulabilir.İnsanlık için, Türkiye için hayır!
...***
Taha Akyol, 28 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Ahlaki yozlaşma”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AHLAKİ değerlerdeki yozlaşma, bir de hukuk denetimi zayıf olursa, vahim bir sorun haline geliyor. Uzunca konuşmamızda Cemil Çiçek şöyle diyor:“Ahlakı önemsemeyen bir dindarlık ve hukuku önemsemeyen bir demokrasi; bu bir felakettir!”Çiçek gündemde “istikrar” kavramının çokça vurgulandığını belirterek şunları söyledi:“İstikrar elbette çok önemli. Türkiye’de on beş yılda istikrar sayesinde çok iyi, çok başarılı işler yapıldı ama yolsuzluk algısı da arttı. Demek ki, istikrar her şey değil. Her dönemde iktidarlarda devlet imkânlarıyla, muhalefetlerde belediye imkânlarıyla yanlış işler yapılmasını önleyecek nedir? Ahlak, hukuk, denetim, şeffaflık... İşte buralarda zaaf var.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eski TBMM Başkanı Çiçek, Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin son açıklamasını kastediyor: Türkiye’de yolsuzluk algısı artmış, 176 ülke arasında 75’inci sıraya inmişti.Çiçek bu soruna, benim partim-senin partin diye değil, hukuk ve denetim açısından bakmak gerektiğini belirtti.Gerçekten, devlet parasal işlerde şeffaflaşmazsa ve denetimi etkinleştirecek “kamu yönetimi reformu” yapılmazsa, yargıdan tutun da Sayıştay’a kadar bütün denetim kurumları evrensel ölçülerde bağımsız çalışmazsa bu sorunu çözemeyiz.Davutoğlu buna niyetlendi, hükümet programına yazdı ama orada kaldı. Muhafazakâr medyada ahlaki ve manevi değerlere titizliğini kaybetmeyen kalemler de bu sorunu dile getiriyor. Ahmet Taşgetiren “Allah korkusunu kaybediyoruz!” diye yazdı. Denetim konusunda muhalefet partilerinin mevcut olması yetmez. Hür basın, bağımsız yargı şarttır. Bu da yetmez, Sayıştay denetiminin evrensel kalitede ve kapsamda olması, kurum içi ve dışı denetimlerin de iyi düzenlenmesi lazımdır.Temelde anayasada “denetim ve denge” mekanizmalarının sağlıklı kurulması şarttır.