Ocak 29, 2017 10:59 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Bu kadar yetki dictator yapar

Evrensel:

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen gözaltına alındı

Yeniçağ:

Dünyanın başkanlık karnesi bir felaket!

Milli gazette:

Kurtulmuş'tan 'erken seçim' açıklaması

Yeni Mesaj:

Referanduma doğru evet-hayır kutuplaşması

Şimdi ise köşe yazarları

…***

Orhan Bursalı 29 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bir referandum hesabı: HAYIR’lar yüzde 50’yi aşabilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Biraz sayılarla, oranlarla konuşalım bugün. Şu FETÖ darbe girişiminden önce yapılan anketlerde-kamuoyu yoklamalarında başkanlığı öngören bir anayasa değişikliğine, seçmenin ilgisi yüzde 40’ın altındaydı. Yüzde 32’lere kadar inen bir tablo vardı karşımızda. Ki 7-8 yıldır Cumhurbaşkanı ve yandaşlarının başkanlık anayasası propagandası yapmalarına rağmen! Dahası, AKP’ye oy veren seçmenin da ancak yüzde 60-70 kadarı RTE anayasasına evet diyordu. Tayin edici olan iki nokta var: AKP’ye oy veren seçmendeki oran ve MHP seçmeninin tavrı. Genel seçimlerde AKP seçmeni ile başkanlığa oy verecekler arasında bir açık var. Şimdiki yüzde 5 ile 10 arasında deniyor. Bu en az açıktır. Yani yüzde 5 de olabilir, yüzde 10 veya daha fazlası da.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP iktidarda kalsın, ama Başkanlık rejimini onaylamıyorum, diyen seçmen kitlesinin oranı, bugünkü koşullar devam ederse, gün geçtikçe artacaktır, diyebiliriz.

AKP’nin 7 Haziran - 1 Kasım arasında yaşattığı olağandışı terör korkusunu oluşturacak koşullar yeniden ortaya çıkar mı? İktidar, toplumu yeniden böyle bir cenderenin içine sokar mı referandum sonucunu garantilemek için? Genel bir davranış biçimi olarak, böyle ağır koşullarda toplum kendi asıl tercihlerini bir kenara bırakıp iktidarın çevresinde toplanıyor.

Her şeyden korkulabilir. Çünkü iktidarın lideri ya herro ya merro ikilemi içine kendisini sıkıştırdı. Olumsuz bir sonuç, büyük bir kırılma yaratır. Bunun koşulları giderek büyüyor!

Referandumda evet oyu vermeyecek AKP seçmeninin varlığını, en üst oran olarak yüzde 5 kabul edelim. Bunun üstüne MHP’nin, pardon Devlet Bahçeli’nin evet oyları gelecektir. MHP uzmanı gazeteci Kemal Can, Birgün’de yayımlanan söyleşisinde, bu oran şimdiki MHP oy oranı neyse, bunun üçte biri olabilir kestiriminde bulunuyor. Yani yüzde 12’nin yüzde 4’ü.

Gerisi yok. Gerisi ancak, AKP seçmeninin hepsini ve Bahçeli seçmeninin yarısını ikna etmekle var olur. Bu mümkün mü?

İlki, yakın geçmişte 7 Haziran 2015 seçim sonuçları: Yüzde 40.87 oy oranı ve sadece 288 milletvekili sayısı. Yani büyük bir seçim kaybı. Bu seçimdeki oy oranında, Başkanlığa Hayır diyen seçmen ayıklanmış durumda mı?! Demek ki yüzde 40 ciddi bir olasılık olarak ortada duruyor. İkincisi, başkanlığı iktidarın hukuki desteği ile adeta gasp etmiş durumda olan Bahçeli’ye karşı MHP muhalefeti 81 ilçede Başkanlığa Hayır kampanyası planladı. Partiyi geri alma kısa sürede buna bağlı.

Üçüncüsu: 2010 referandumundaki AKP lehine olan koşullar bugün eksik. Kendisine büyük destek veren liberaleski solcu ve uyduruktan “solcu” örgütler eksik. Bunların bazı liderlerini üstelik hapse bile tıktı. Ayrıca “ölüleri mezarından kaldırıp oy kullandırın” diye fetva veren F.G. gibi bir destekçisi de yok. Onları da yaşadığımız büyük kapışma sonucu içeri tıktı.

2010’da iktidarın yanında olan Saadet Partisi hayır oyu kullanacak. Özellikle bu partinin görüşünü açıkladığı basın toplantısına, “Reis’in adamı” olarak boy gösteren, gazeteci ve muhalif parti ve kişilere karşı yamyam saldırılarıyla; yasadışı ve ahlak dışı büyük karalamalarıyla temayüz eden kişiden anlıyoruz ki, Saadet Partisi’nin kararı epey panik yaratmış.

Şimdi önümüzdeki iki aylık bir saha mücadelesine tanık olacağız. İktidar, durumu lehine çevirmek için ne gibi manevraları sahneye koyacak, izleyeceğiz.

Muhalefetin blok oluşturmasına zerre gerek yok. Herkes en mükemmel kampanyasını örgütlemeli; eskileri aşacak bir başarım, plan, program ortaya koymalılar. Kampanyayı Reis üzerine inşa etmek kadar da sakat bir kampanya olamaz.

...***

Vedat İlbeyoğlu 29 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “'Hayır'lı özgünlükler!”başlıklı yazısını okjuyucularla paylaşıyor.

“‘Türk tipi başkanlık’, Meclis’ten referandum vizesini aldı. Şaşırtıcı olmadı doğrusu. “Bekleme odasına alıyoruz” diye epey öncesinden reçetesi çiziktirilmiş ‘parlamenter sistem’in parlamentosunun sürece ket vurması olası değildi. “Tek adam”lık yolunda HDP’lilerin dokunulmazlıklarını altın tepside ikram etmekten imtina etmeyen bir parlamentonun “beklemeye alındığı” o “odadan” çıkmaya mecali kalmamıştı zaten. Haksızlık olmasın, itirazlar ve direnme çabalarını inkâr etmiyoruz. Ama hepsinin ötesinde, ‘toplam meal’, maalesef dediğimiz gibidir. Meclis’in, bu ‘tek adam’lı gidişatta bir direnme mevzisi olmak için ne yeterli ‘matematiği’, ne de siyasal bir özgül ağırlığı kalmıştı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Şimdi AKP ve MHP’li vekiller Meclis’li sisteme son noktayı da koyacak ‘Evet’ kampanyasına koşturmak için o “bekleme odasından” çıkarılacaklar! Tarihin böyle ironileri de oluyor işte. Bir başbakan ki mesela; kendisine hiç gerek olmadığını, başbakan olmadan ülkenin daha iyi yönetileceğini ne kadar iyi anlatırsa o kadar başarılı sayılacak! Bu ironik durum, bahsi geçenlerin şahsında, Türkiye’nin parlamenter sisteminin de gerçeğidir: “Ülkenin yönetim sürecinde bana gerek yok, o biri yeter” diyebilmek, yeterince trajiktir herhalde. Şimdi burjuva parlamenter rejimi savunsun savunmasın, ‘Hayır’cı siyasetlerin bir yanına ‘kendiliğinden’ aksetmiş bir yansıması da olacak bu ironik gerçeğin. OHAL’in tamamen eşitsiz, antidemokratik ikliminde sokulduğumuz referandum sınavında tek adamlığa yönelik her itiraz, her ‘Hayır’,  niyetlerden ve perspektiften bağımsız olarak, parlamenter rejimin “bekleme odasındaki” tecritini de kırmaya dönük olacaktır. Tarihin koşulladığı bu konjonktürel ironiden bizim payımıza düşen de bu olsun artık! Konumuz da bu değil zaten. Hem Türkiye’nin itildiği bu olağanüstü türbülans içerisinde kimsenin bulunduğu pozisyonda çakılı durma, kendi doğruları üzerinde kuluçkaya yatarak bekleme lüksü yok zaten. Aksi, politik doğrularını apolitik bir mecrada dondurmaktan başka bir şey olamaz.Bu yeni durum olmasa, Anayasa paketine dair Deniz Baykal’dan şöyle bir yorum duyabilir miydik hiç: “Bu paketin altında korku yatıyor. Bu korku 7 Haziran korkusudur. 7 Haziran Erdoğan için bir kâbustu. 7 Haziran tablosu onu bu korku paketine mecbur ediyor. Bu paketle 7 Haziran kâbusunu bir daha yaşamamayı güvence altına almak istiyor...”

...***

Ahmet Ercilasun, 29 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Harika bir dik duruş örneği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, anayasa değişiklik teklifinin TBMM'de kabul edilmesi üzerine yaptığı basın açıklamasında aynen şunları söylemiştir: "Partimizi tutarsızlıkla suçlayanların, dün söylediklerimizle bugünkü ifade ve irademizin çeliştiğini ileri sürenlerin ne kadar yanıldıkları, ne denli art niyetli oldukları yakında tüm yönleriyle anlaşılacaktır… İftiharla söylemek isterim ki, bildik mahfiller aracılığıyla, sosyal medya başta olmak üzere, her zemin ve sahada telkin ve tahrik altına alınmaya çalışılan milletvekillerimiz dava adamlığının ve dik duruşun ne demek olduğunu dosta düşmana ispatlamışlardır."”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:               

...***

Aşağıdaki satırlar MHP'nin seçim bildirgesinde mi, aslı yok yaylasındaki aslı yok bir partinin seçim bildirgesinde mi yer alıyor sayın Bahçeli? Bunlar sizin seçim bildirgenizdeki "ifadeler" değil mi? "Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter millî devlet yapısını esas alan parlamenter sistemi, demokratik siyasi sistemin sürdürülebilmesi bakımından gerekli görüyor ve Türk milletine en uygun yönetim şekli olarak değerlendiriyoruz. Sistemin işleyişinden kaynaklanan sorunların yine parlamenter sistem içinde çözülmesini mümkün görüyoruz. Bu sebeple iktidarın kişiselleşmesi suretiyle temel hak ve özgürlükler bakımından tehlikeli bir otoriterleşmenin önünü açabilecek, Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuruluş esaslarından kopararak devleti ve milleti farklı siyasi ve idari yapılanmalara götürecek altyapı oluşturmayı hedef alan, başta Başkanlık olmak üzere yarı başkanlık ve benzeri sistemleri uygun bulmuyoruz." "Anayasa ihtiyacını toplumsal gereklilikler yerine devleti ve milleti parçalanmaya götürecek bir sistem değişikliğine endeksleyen bir siyasi yaklaşımı reddediyoruz." Bu bildirge, yüz binlerce tirajlık gazetelerde, kaç adet bastı iseniz o kadar kitapçıkta, herkesin ulaşabileceği genel ağ (internet) sayfalarında duruyorken "dün söylediklerimizle bugünkü ifade ve irademizin çeliştiğini ileri sürenler" demek ne anlama geliyor? Bildirgenizde savunduğunuz "parlamenter sistem"den "cumhurbaşkanlığı sistemi"ne geçilmedi mi? "Başkanlık" yerine kullanılan "Cumhurbaşkanlığı" kelimesi sizi kurtarır mı? Evetçi AKP ve MHP milletvekilleri ısrarla "Bu değişiklik rejim değişikliği değil sistem değişikliğidir." demiyor mu? Yani parlamenter sistemden yeni bir sisteme geçilmedi mi?