Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel:İhraç edilen TÜİK uzmanı Sinan Ok: OHAL işsizliği arttırıyor
Cumhuriyet:
AKP kurucularından Abdüllatif Şener’den Anayasa değişikliği yorumu: Ucube
Vatan:
Gülen okulları ABD Kongresi’nde gündeme geldi
Sabah:
Generaller için hesap vakti
Yeni Mesaj:
Darbecilere rekor ceza talebi
Şimdi ise köşe yazarları
…***
Orhan Buralı 30 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Referandum: Bir ihtimal daha var, o da ekonomi mi dersin...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Tek adam olacak Türkiye uçacak” palavrası var ya... Türkiye yıllardır tek adam, tek parti, tek iktidarca yönetiliyor. “Başkanın adamları” ortalıkta, köşelerde, ekranlarda troller gibi bağırıp çağırıyor. Yalan yanlış, palavra ile yarattıkları sadece bir kirlilik. Gözlerini salt başkanlık bürümüş, uğruna her şey mubah.. En keskinlerinden biri, “Şimdi bürokrasi var, o zaman olmayacak” demez mi? Bir de palavra sıktı: “Bir şirket kuracaksınız 127 imza gerekiyor..” En büyük yalanlardan biri, salla gitsin ekranda! Yani şirket kurmak için Başkan’a mı başvuracak insanlar? Emekli olmak için? Ekranda atmasyon şampiyonluğu yapmak kolay. Bürokrasi demek devlet demektir. Devlet mi kalkacak Başkan gelince! RTE şimdiden sarayında binlerce kişilik bir bürokrasi, devlet aygıtı daha kurdu!”diyen ya, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
RTE bir emir veriyor, bakanlar ve tüm kuruluşlar hemen yerine getiriyor. Tek adam olarak yönetiyor, hoşuna gitmeyen başbakanı bile istifa ettiriyor. Ve bu tek adam tek iktidar döneminde Türkiye neredeyse batmış durumda!
İkidar ekonomik göstergelerde güzelleştirme, makyajlama dönemine girdi. Bu bile kötü gittiğinin siyasi göstergesi: Bugüne kadar buna ihtiyaç duymuyorlardı. Şimdi ise TÜİK örneğin enflasyon sepetinde yiyecek harcamalarının ağırlık oranını düşürerek enflasyonu da düşük gösterme yoluna gidiyor. Böylece hem kamuoyunda bir aldanma var hem de enflasyona göre yapılacak maaş vb. zamlarını da düşürüyor.
Şimdi işsizlik oranında da artışı saklama konusunda başarılı bir işlem beklentisi içindeyiz!
Para suyunu çekti, yıllardır dışarıdan gelen para ile Türkiye’yi yönettiler: Tamı tamamına 530.7 milyar dolar dış kaynak girdi ve kullandılar.
Para girerken hiç de dolar teröristliği söz konusu değildi, ama bu parayı har vurup harman savurunca, yollar-köprüler, tüketim tapınaklarına bol keseden harcanınca, ekonomi tıkandı, para damlamaya – geri çekilmeye başlayınca, bu kez dolar teröristliği gündeme geldi! Tabii bir de ülkenin mal varlıklarını satıp savurdular: 70 milyar..
Bugün tepetaklak giden bir ekonomi var: Dolar 3.90 TL: Nerede görülmüş? Büyük bir yoksulluk.
Reel sektörün döviz açığı 215 milyar dolar (2009’da 67). Toplumun tüketici kredi banka borcu: 250 milyar TL. Devlet + özel sektör dış borç toplamı: 416.7 milyar dolar.
Reis ve hükümeti, baş aşağı yönelen ekonomiyi, yarattıkları siyasi krizlerle de dibe doğru itiyorlar. Kriz göstergelerimizde dünyada da ya başta ya ilk üç içindeyiz. İki ay sonra referandumu hızla millete dayatarak, ülke tarihinin en önemli anayasal rejim değişikliğini ekonominin çöküşünden kaçırma telaşındalar. Ne kadar çabuk o kadar iyi kendileri için. Düşünüyorlar ki, “şimdi alıp kaçtık. 6, 9 veya 12 ay sonra iyice batmış bir ekonomi tablosuyla karşı karşıyayız, hepten imkânsızlaşır...”Doğru düşünceye ne denir?
...***
Erdal sağlam,30 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Fitch’in eleştirilerini dinlesek...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ULUSLARARASI kredi derecelendirme kuruluşu Fitch de, Türkiye’nin reyting puanını indirdi. Böylece 3 reyting kuruluşundan aldığımız not da yatırım yapılabilir seviyenin altına indi. Bu karar bekleniyordu, sürpriz S&P’den geldi; zaten düşürdüğü notun üzerine görünümü de durağandan negatife çevirdi.Not indirimleri hakkında, iktidardaki politikacılardan tepki görmeye alıştık. İlk tepkiler başladı ama bu hafta daha büyük tepkiler, daha yetkili ağızlardan “bize komplo kuruldu” demeçleri duyabiliriz. Bu tepkiler halk nezdinde belki etki yapıyordur ama piyasalarca önemi olmuyor, hatta güvensizliği artırıyor.Bunun yerine iktidardakiler Fitch’in not indirirken yaptığı eleştirilere bakar, onları yanıtlar ve gereğini yaparlarsa, bence ülke için daha yararlı olacağı kesin. Fitch’in üzerinde önemle durduğu bir nokta da “siyasi ve güvenlik alanındaki gelişmelerin ekonomik performansı ve kurumsal bağımsızlığı zayıflattığı” yönündeki saptaması.”diyen yaz, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
15 Temmuz sonrası iş aleminde yaşananları, bir süre hiç iş yapılamadığını, hâlâ etkilerin sürdüğünü, zaten kısıtlı olan kurumsal kapasitelerin nasıl zayıfladığını, hep birlikte gördük ve yaşadık. Bürokrasinin en zayıf dönemini yaşadığımızı herkes kabul ediyor. Bu geçici olabilir mi derseniz; olağanüstü hal uygulamasının sürmesi, iktidarın referanduma bile bu ortamda gidilmesini istemesi, normalleşmede hala umut olmadığının bir kanıtı gibi.
Fitch’in aynı çerçevede ileriye dönük ciddi bir kuşkusu daha metinde yer alıyor. İcracı Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirilmesine dönük hareket başarılı olduğu takdirde “kontrol ve dengelerin zayıfladığı bir sistem”in geleceğine işaret ediyor. Yapılacak referandumla bize özgü başkanlık sisteminin getirilmesi girişimine karşı çıkmasının siyasi bir eleştiri olduğu sanılabilir ve iktidar yetkilileri bu noktayı dillerine dolayacaklardır. Ancak hep söylediğimiz gibi; bu değişiklik siyasi değil aynı zamanda ekonomik bir değişiklik. Yabancı yatırımcılar için hazırlanan bu rapor, muhataplara “Yatırım yaptığınız ülkede tek bir kişinin kararları geçerli olacak, sizin yatırımlarınız için de bu geçerli” demek istiyor. Örneğin mevcut sistemde Merkez Bankası bağımsızlığı ancak kağıt üzerinde kaldı, kağıt üzerinde de gidebilir, başka kimsenin söz hakkı kalmaz demek istiyor. Böyle bir sistem tehlikesine işaret etmek, ekonomik bir eleştiridir.
Fitch, tüm bunların Türkiye’nin yabancı sermayeye ihtiyaç duyan bir ekonomi olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelere fon akışının duracağı bir dönemde yaşandığına da işaret ediyor. Haklı değil mi?
...***
Faruk Çakır, 30 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Trump kaybeder, insanlık kazanır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump’ın Müslümanlar hakkında iyi şeyler düşünmediğini bilmeyen yok.Daha adaylık günlerinde “Müslümanları ABD’den kovmak lazım, kovacağım” anlamında beyanlarda bulunan bir liderden ‘dostluk’ beklemek kolay değil.Nitekim Trump, koltuğa oturur oturmaz Müslüman ülkelerden bazılarının vatandaşlarına vize zorluğu çıkararak yasak listesi yayınladı. Fakat Trump’ın muhtemelen beklemediği gelişmeler de yaşanıyor. ABD Başkanının Müslümanları dışlayıcı tavrına karşı ‘insanlık, insaniyet’ harekete geçiyor ve Müslüman olmadıkları halde pek çok insan “Biz de Müslümanız. Müslümanlara ayrımcılık yapamazsınız. Beni de Müslümanların listesine yaz” demeye başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
ABD’nin kalbi olarak bilinen New York şehrinde binlerce Amerikalının, ABD Başkanı Donald Trump’ın Müslümanların ülkeye girişine sınırlama getireceğine ilişkin muhtemel kararına karşı “Hepimiz Müslümanız” sloganıyla gösteri düzenlemesi önemli bir gösterge değil mi?
ABD’nin en büyük Müslüman sivil toplum kuruluşu Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi’nin düzenlediği miting ve yürüyüşte bir araya gelen binlerce Amerikalı, Trump’ı göçmenlik ve Müslüman karşıtı politikaları nedeniyle protesto etmiş.
Gösteride “Trump’a hayır, Faşist ABD’ye hayır”, “Açıkça ve yüksek sesle söyle: Mülteciler buraya hoş geldiniz”, “Hepimiz Müslümanız, hepimiz göçmeniz”, “Dik dur ve karşı koy”, “Yasağa hayır, duvara hayır” sloganları atan göstericilerin taşıdığı pankartlarda ise “Müslüman kardeşlerimizle dayanışma içindeyiz”, “Göçmenlerle değil, cahillikle mücadele et” ve “Bu ülke göçmenler tarafından kuruldu” gibi ifadeler yer almış.
New York Belediyesinin üst düzey yöneticileri ve sivil toplum kuruluşu yetkilileri de aynı mitingde birer konuşma yapmış. Mitingde konuşan New York şehri saymanı Scott Stringer ise “Bir Yahudi olarak, Müslüman toplumuyla birlikteyim. Çünkü bugün ve her gün New York şehrinde hepimiz bir halkız” ifadesini kullanmış.
Bu dayanışma ve “Müslümanlara sahip çıkma” hakkında çok şey söylenebilir ama en anlamlı olan; kötüye ve kötülüğe karşı insanlığın ve insaniyetin harekete geçmiş olmasıdır. Zaten İslam dünyasının ve Türkiye’nin yapması gereken de budur: Dünyadaki bütün iyilerle el ele vermek ve kötülere karşı ortak hareket etmek lazım.