Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Deniz Baykal'dan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a: Uzak durursa bence doğru yapmış olur
Milli gazette:
Türkiye ile işgalci İsrail'in siyasi istişareleri Ankara’da başlıyor
Evrensel:
Demokraside direnelim, ‘Hayır’la diktatörlüğe dur diyelim
Birgün:
İktidarın hayır korkusu
Yeni Mesaj:
Hava kuvvetlerinde FETÖ gözaltıları
Şimdi ise köşe yazarları
...***
İhsan Çaralan, 30 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “HDP ve DBP'ye karşı kontra savaşı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Gün geçmiyor ki eş başkanları dahil 12 milletvekili tutuklu bulunan HDP’nin bir ya da iki milletvekili gözaltına alınmamış olsun! Bazı vekiller ise ikinci kez gözaltına alınıyor. Dahası öyle anlaşılıyor ki, vekiller her fezleke için yeniden ifadeye çağrılıyor ve mahkemeler “zorla getirilme” kararı veriyor, daha da verecekler gibi görünüyor. Dün de HDP Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen Ankara’da Esenboğa Havalimanında gözaltına alındı ve Diyarbakır’a götürüldü.Gün geçmiyor ki, tüm büyükşehir ve il belediye eş başkanları tutuklanmasın, yeni bir ilçeye, beldeye “kayyım” ataması yapılmış olmasın!Gün geçmiyor ki, HDP’li il ve ilçe yöneticilerine yönelik kitlesel gözaltı operasyonları yaşanmasın ve belli başlı il ve ilçe yöneticileri tutuklanmasın! Üstelik de illerde ve ilçelerde sürdürülen bu türden operasyonlar bir kez yapılmıyor; her “ihtiyaç duyulduğunda” yeniden tekrarlanıyor. Ve bir önceki operasyonlarda tutuklanan yöneticilerin yerine gelen yöneticiler de gözaltına alınıyor, tutuklanıyor!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
HDP’li; DBP’li belediyeler, bu partilerin il, ilçe yöneticileri ve üyelerine yönelik operasyonlar sonucu tutuklanan siyasetçilerin sayısının 10 bine yaklaştığı belirtiliyor.
Her gün bir-iki milletvekilinin gözaltına alınıp ifadeye götürülmesi, her gün bir–iki belediye yöneticisinin ya da eş başkanının görevden alınıp gözaltına alınması, yerine kayyım atanması, her gün birkaç il ve ilçeden HDP ve DBP üyelerine, yöneticilerine yönelik operasyonlar yapılması, bunların birçoğunun tutuklanmasının bir rastlantı olmayacak kadar sistematik olduğu görülmektedir.
Sadece sistematik de değil, bütün bu operasyonların bir stratejiye de bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, bu kadar emniyet müdürlüğü, bu kadar ayrı savcılık, bu kadar farklı mahkeme, bir stratejiye bağlı olmadan, operasyonu bu kadar il ve ilçede, bu kadar farklı alanda, günün siyasetinin ihtiyaçlarıyla da uyumlu olarak bu kadar koordineli gerçekleştiremez.
Bu yüzden de Kürt siyasetine yönelik olarak yürütülen operasyonlar, bir gerilla savaşı gibi; karşısındakini oyalamayı, yormayı, asli işini yapmasını engellemeyi, psikolojik olarak çökertmeyi, amaçlayan bir gerilla savaşı gibi sürdürülmektedir.
Elbette bu operasyonların toplumsal yaşamdaki karşılığı da son derece önemli. Böylece Erdoğan-AKP Hükümeti, Kürt halkının büyük çoğunluğunun oylarıyla seçilmiş Kürt siyasetçilerini ve Kürt siyasetini muhatap almayacağını, bunda ısrar edilirse onları sınır ötesi ve içi operasyonlarla ya da cezaevlerine doldurarak “etkisizleştireceğini” göstermek istemektedir.
Operasyonların yaygınlaştırılarak sıklaştırılması, yerel yönetimlerin kayyıma devredilmesi, vekillerin tutuklanması, tutuklananların “şartlı salıverme”yle sürekli taciz altında tutulması, kamuda ve yerel yönetimlerde “terörle irtibat ve iltisaplılık” adı altında giderek yayılan açığa almalar ve işten el çektirmelerle Kürt halkının tercihi değiştirilmek “Evet demezsek bu operasyonların ardı kesilmeyecek” düşüncesini yerleştirmeyi amaçlamaktadırlar.
Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un “Evet çıkmazsa terör sürer, baskılar, yasaklar operasyonlar bitmez” anlamına gelen “Evet çıkarsa terörün sesi, nefesi kesilecek” iddiasının bölgede ete kemiğe büründürülmesi böyle tezahür etmektedir.
Bunlar elbette Hükümetin, onun stratejistlerinin amaçları ve elde etmek istediği sonuçlardır. Ama Hükümet istediği sonuçları elde edebilir, Kürt halkının seçilmiş temsilcilerini dışlayan “çözümlerde” başarılı olabilir mi ya da referandumda tercihini kendi lehine değiştirebilir mi?” sorusunun yanıtı “evet” değildir!
Tersine bu tür stratejilerin geri teperek tersinin gerçekleşmesi çok daha kuvvetli bir ihtimaldir. Bugüne kadar bölgede yürütülen baskı ve şiddet politikalarının sonuç vermemiş olması bunun kanıtıdır.Bu baskıların nasıl sonuç vereceğinin ilk raundunun ise Nisan’da yapılacak olan referandum olacağı anlaşılıyor. Dahası baskı böylesi yaygınlaşıp, sistematikleştiğinde yığınların, korku duvarını aştığı da sıkça görülmüştür. Bu, Türkiye’de sıkça yaşanmıştır!
…***
Cevher İlhan, 30 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Başkanlık” çarpıtması”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Güçlendiriliş cumhurbaşkanlığı sistemi” paravanında, “hukuku fili durum”a uydurmak”la Parlamento’dan geçirilen Anayasa değişiklikleriyle “partili/parti başkanı cumhur-başkanı”na bahşedilen olağanüstü geniş yetkilerle tam bir “otoriter sistem”i halka kabul için bir dizi taktik güdülüyor.Öncelikle, 15 yıldır Meclis’te Anayasayı değiştirme çoğunluğuna sahip değilmiş gibi bütün problemlerin “başkanlık”la çözüleceği cerbezesine başvuruluyor.Cumhurbaşkanı’nın, demokratik sistemlerin olmazsa olmazı olan “kuvvetler ayrılığı”nı berhava eden, “devlet başkanı” sıfatı ile üst düzey bürokrasiyi ve yüksek yargı üyelerinin yarısını, Anayasa Mahkemesi üyelerinin dörtte üçünü ataması, yargıyı, bürokrasiyi ve topyekûn devletin ve sistemin “siyasallaştırılması”, “demokratikleşme” olarak çarpıtılıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Meclis’te, hukuk çevrelerinde, üniversitelerde ve kamuoyunda yeterince tartışılmadan Genel Kuruldan geçirilen “cumhur-başkanlığı sistemi” bir matahmış gibi parlatılıyor.
O denli ki, en son Cumhurbaşkanı’nın Şehircilik Kongresi’nde, “İstanbul Boğazı’nı felç ettiler. O güzelim boğazda 5, 6, 7 kat binalar. Bunlar öngörünümde. Kararlı bir duruş sergilenmediği için bunlar oluyor. Bununla ilgili çok ciddi bir Boğaz Yasası’nın yeniden ele alınması, çıkartılması lazım.Bu çirkin yapılaşmanın yıkılıp onların yerine inşaat yapılsın ama bunun bir anayasası olsun. Bunu kurduğunuz zaman mesele tamamlanır. Bu adımı atmamız lazım” çıkışlı “gökdelen eleştirisi”nde olduğu gibi “Boğaz’ın ıslâhı” dahi buna bağlanıyor.
Sanki, 8 sene belediye başkanlığı, 13 sene başbakanlık, 2 sene de Cumhurbaşkanlığı yapan kendisi değilmiş, “Boğaz’daki çirkin yapılaşma” başka bir iktidar döneminde kotarılmış havası veriliyor.
Daha önce 2010 referandumundaki “Anayasa değişecek, Türkiye demokratikleşecek”, “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısı değiştirilecek, yargı tarafsız ve bağımsız olacak” propagandasında olduğu gibi, “başkanlık gelecek, dertler bitecek” propagandası yapılıyor.
En son hükümet sözcüsünün, “Referandumda evet çıkarsa terör örgütleri sesi soluğu çıkmayacak noktaya gelirler” söyleminde olduğu gibi, son bir buçuk yılda ve özellikle AKP’nin tek başına iktidar azınlığına düştüğü 7 Haziran seçimlerinden sonra büyük şehirlerde artan terör olayları, “parlamenter sistem”e fatura edilip, “terörün başkanlıkla yok edileceği” medyatik manipülasyonu enjekte ediliyor.
Kısacası, garip bir şekilde, on beş yıldır tek başına iktidarda olan AKP’nin yapamadıklarının “başkanlık”la yapılacağı; Türkiye’nin bütün sorunların bu kez “başkanlık”la halledileceği havası pompalanıyor…
…***
Arslan Tekin, 30 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çıkar hesaplı değişiklik”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçmişte, daha çok Turgut Özal zamanında başkanlık meselesi ilmî çalışmalar konu olmuştur. Doç. Dr. Burhan Kuzu ve Doç. Dr. Mustafa Erdoğan'ın başkanlıkla ilgili makaleleri yayınlanmıştır.Başkalarını saymıyorum... İki makaleyi okuduğumuzda, aynı sonuçları görürüz. Şu anda ise iki isim zıt kutuplardadır. Burhan Kuzu Saray içinde, Mustafa Erdoğan Saray dışında.O zaman, her mahfilde tartışılan başkanlık, şimdi neden apar topar Meclis'ten geçirildi? Neden maddeler, kapalı kapılar ardında görüşüldü? Neden kapılar önünde tartışılmadı? Devletin temel felsefesine uygun, kahir ekseriyetin kabulü bir anayasa değişikliğine gidilmesi mümkünken, neden kişiye özel bir anayasada karar kılındı?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Kişiye özel anayasada karar kılındıysa arada "çıkar" var demektir.Çıkar iki taraflıdır. Adrese teslim anayasa, adresteki için elzem. Ya Anayasa paketini o adrese gönderene ne demeli! Eski Ak Parti milletvekili Mehmet Ocaktan, 18 maddelik Anayasa değişikliği için, çekine çekine de olsa "Eğer hukuki temelleri tartışmalı bir yapı oluşturursak, ileride tek tek hepimizin hayatını negatif yönde etkileyecek bir başlangıç yapmış olacağız." dedikten sonra, kendisinin söyleyemediğini, bizim birkaç defa burada anayasa değişikliği tenkidini zikrettiğimiz, Prof. Dr. Kemal Gözler'e söyletiyor: "Saygın anayasa hukukçularımızdan Prof. Dr. Kemal Gözler geçtiğimiz günlerde 'Elveda kuvvetler ayrılığı, elveda anayasa' adıyla yayınlanan makalesinde değişiklik konusunda ciddi endişelere işaret ediyor: 'Kurulması teklif edilen sisteme asla 'başkanlık sistemi' ismi verilemez. Söz konusu sistem, kuvvetlerin cumhurbaşkanında birleşmesini öngören bir 'kuvvetler birliği hükûmet sistemi'nden başka bir şey değildir. Anayasa değişikliği teklifiyle getirilmek istenen sistemde bir denge ve denetleme mekanizması yoktur. Yetkiler, cumhurbaşkanına şartsız ve sınırsız bir şekilde, herhangi bir denetime tâbi olmaksızın verilmektedir. Bu şekilde bir yetki verme örneği çağdaş demokrasilerde yoktur.