Şubat 01, 2017 16:17 Europe/Istanbul

Evrensel: RTÜK’ten televizyonlara ‘yayın yapmayın’ talimatı

Yeni Mesaj:

Amerika’da kriz büyüyor

Yurt:

Yunanistan'ın iade etmediği askerle ilgili yeni gelişme

Cumhuriyet:

Yüksekdağ ifade verdi: YPG ile pazarlık yapan Erdoğan ve Davutoğlu da benimle yargılansın

Şimdi ise köşe yazarları

...***

Emre Kongar 31 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bu referandum demokratik değildir ama...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Önce yanlışları düzeltelim:“Millet”, sadece sizin gibi düşünenler değildir. “Milli İrade”, sadece sizin siyasal tercihlerinize uygun tutum ve davranışları olanların iradesi değildir. “Demokrasi”, sadece sizin gibi olanların ve/veya sizin gibi düşünenlerin haklarını korumakla yetinmez. “Sandık”, Demokrasi için yeterli değildir. “Yargı bağımsızlığı” olmadan Demokrasi olmaz. Siyaset ve iktidar üzerinde “Anayasal Yargı Denetimi” olmadan Demokrasi olmaz. “Anayasal Yargı Denetiminin” ve “Bağımsız Yargının” “Temel Hak ve Özgürlükleri” korumadığı rejim Demokrasi değildir. “Temel Hak ve Özgürlükler”, Demokrasi’nin güvencesidirler; Demokrasiyi yok etmek için kullanılamazlar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Muhalefetin, “iktidarla eşit fırsat ve olanaklara” sahip olmadığı seçim ve tercihler meşru değildir. “Çoğunluk kararları” “Milli İrade” olarak dayatılamaz. “Çoğunluk kararları” “Azınlıkta kalanların temel haklarını ve Özgürlüklerini” yok etmek için kullanılamaz. “Referandum” bir Demokrasi kurumudur, Demokratik hak ve Özgürlükleri yok etmek, Demokrasiyi tahrip etmek için kullanılamaz.Şimdi de doğruları vurgulayalım: “Millet”, sizden farklı düşünenlerden ve siyaseten size karşı olanlardan da oluşur. “Milli İrade”, iktidar dışındaki siyasal tercihleri de yansıtır. “Demokrasi”, kimlikleri, düşünceleri ve tercihleri ne olursa olsun, herkesin haklarını korur.. “Demokrasi” için şeffaf, adil ve periyodik seçimlere ek olarak “Hukuk Devleti”, “Yargı bağımsızlığı”, siyaset ve iktidar üzerinde “Anayasal Yargı Denetimi” ve “Temel Hak ve Özgürlüklerin” herkes için korunmuş olması da gereklidir. “Demokrasinin temel kurum ve kuralları” “Referanduma” sunulup tahrip edilemez. Başta “Muhalefet ve ifade hakkı ve Özgürlüğü” olmak üzere “Temel Hak ve Özgürlükler”, “Yargı bağımsızlığı”, “Yargı denetimi”, “Hukuk Devleti”, “Periyodik, şeffaf ve adil seçimler”, “Referandumla” sınırlanamaz ve kısıtlanamaz!

AKP/Erdoğan iktidarı ve onun etkisine girmiş olan Yüksek Yargı, sürekli olarak Demokrasiyi ihlal ediyor:

Erdoğan Başbakanlık’tan istifa etmeden Cumhurbaşkanlığı seçimine giriyor... OHAL’in ilanıyla hiç ilgisi olamayan KHK’ler bile Anayasa Mahkemesi denetimi dışında tutuluyor.Ülkede OHAL ile tam bir baskı havası hâkimken, gazeteciler ve politikacılar hapisteyken, anayasa değişikliğine hayır diyen, laikliğe sahip çıkan gösteriler yasaklanmışken, anayasayı değiştiren, Demokrasiyi rafa kaldıran bir Referandum uygulamasına gidiliyor!Üstelik de “Milletten korkmayın” diye demagoji yapılıyor... Milletten korkmayanlar: “Demokrasiyi” sınırlamaya ve kısıtlamaya kalkarlar mı...

“Milli İradeyi” saptırırlar mı... Millete, bir şey sorarken bu kadar baskı yaparlar mı? Referandum’a OHAL koşullarında giderler mi?Aynen Cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi hem Demokrasiye uygun olmayan uygulamalar yapılıyor, hem de sonuçlar meşru imiş gibi dayatılıyor!

Bu nedenle, Demokrasiye uygun olmayan, yani aslında meşru olmayan bu Referandum da madem ki Önlenemiyor, o halde “Demokrasiyi” korumak için sandığa gidip “Hayır” demek gerekiyor... Unutmayın, sandığa gitmeyen her oy iktidara verilmiş sayılır!

…***

Burhan Ayeri, 31 Ocak tarihli Yeniçağ gazetesinde, “MHP'nin yüzde 94'ü HAYIR diyecek!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Hani bir yakıştırma vardır; "kendi ayağına sıktı". MHP'de durum bu. Gündem Özel'de açıklanan nabız yoklamasına göre MHP tabanının yüzde 94'ü HAYIR demekte kararlı. Devlet Bahçeli ve 1-2 has adamının dışında bu partililerin evet'çileri yerle bir. Düşünüyorum da bu kadar öngörüsüz strateji mümkün mü? Düşüncem tek noktada düğümleniyor; "İlk seçimde parlamento garantisi alındı. Başka kaçarı yok"Tuğrul Türkeş ve bir zamanlar AK Parti'yi yerden yere vuran Numan Kurtulmuş örnekleri ortada. Hele Kurtulmuş'un AK Parti'ye yönelttiği  ağır eleştiriler hatırlandıkça. "AK Partili bayanların altlarındaki son model cipler..." söylevlerini unutmak mümkün mü? Bu zat şimdi Başbakan Yardımcısı. Hatta tüm bakanların sözcüsü. Eh, Devlet Bahçeli'ye de şanlı mazisine yakışır bir görev bulunur gibi! Türk Dünyası bunu kabul eder mi? İşte bu zor.

…***

Kararsızlar AK Parti'den Deniz Bayramoğlu'nun başarıyla yönettiği -Ahmet Hakan ve Şirin Payzın'a ihtiyaç kalmadı- programda ilginç tespitler yapıldı. Prof. Dr. Emre Bağce'ye göre referandum sonucunu kararsızlar belirleyecek. Bunu zaten biliyorduk. Yeni taraf hepsinin muhafazakar olması. Yani AK Parti'den. Stüdyodaki 2, Ankara'daki 1 iktidar yandaşının bunu tasdik etmeleri çarpıcıydı. AK Parti'nin stratejisini belirleyenlerden İbrahim Uslu 9 veya 16 Nisan'da yapılacak referandum öncesi propagandaya değindi, "Her seçim olduğu gibi yeni yöntemler denenecek" dedi. İktidar partisinin bu kez en büyük handikapı aklına bile gelmedi; Erol Olçok artık yok. 15 Temmuz'da kaybettiğimiz bu isim AK Parti'nin slogan makinasıydı. Yerini doldurmak çok zor.İşin slogan boyutu ayrı. Doç. Dr. Ahmet Kasım Han'a gelince, asıl uyarısını CHP'ye yaptı; "Taklitten kaçının, yeni şeyler bulun" sözlerinin sonuna doğru söyledikleri ise daha çarpıcıydı:"3 ayrı Hayır'cı kampanya göreceğiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Ahmet Hamdi Aydın, 31 Ocak tarihli Yeniasya gazetesinde, “Anayasa-referandum-başkanlık sarmalı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Geçen son iki haftanın gündemi 18 maddelik anayasa değişikliğiydi.AKP’nin teklifi ve MHP’nin desteği ile değişiklikler TBMM tarafından kabul edildi. Bunun için muhtemelen Mart sonu veya Nisan başı referanduma gidilecek. Halkın yüzde elliden bir fazlasının “evet” demesi halinde anayasa değişiklikleri onaylanmış olacak.Bu konuda en önemli tartışma anayasada yapılan değişikliklerin neler olduğunun halka yeterince anlatılamadığı, yani halkın yapılacak referandumda neyi veya neleri oylayacağını, ya da “evet” dediklerinde neyin veya nelerin olacağını tam olarak bilemediğiydi. Olay sadece ve sıradan bir anayasa değişikliği gibi lanse edildi. Oysa bu değişikliklerin daha bir referandum ile onaylanması gerekiyor. Aslında bütün mesele “Başkanlık sistemini” getirmektir. Hem de “Türk tipi başkanlık”… Adeta bir anayasa-referandum-başkanlık sarmalı…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Burada bu konuya biraz açıklık getirmek istiyorum. Referandumda halkın çoğunluğunun “evet” demesi halinde 2 yıllık bir geçiş sürecinde devlet yönetimi ile siyasal sistemde olacak değişiklikler şöyle özetlenebilir:

Cumhurbaşkanına ‘Devlet Başkanı’ sıfatı ve yetkisi verilecek.

Cumhurbaşkanı ‘partili’ olacak. Diğer bir deyişle parti lideri cumhurbaşkanı olacak. Bu, ilk etapta Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aynı zamanda AKP’nin genel başkanı olması demektir.

Halen cumhurbaşkanı ile bakanlar kurulu tarafından paylaşılan yürütme tek başlı olacak. Yani sadece  cumhurbaşkanı yürütmenin tek başı olacak.Dolayısıyla başbakanlık kalkacak, böylece Binali Yıldırım Türkiye Cumhuriyeti’nin son başbakanı olarak tarihe geçecek.Bundan böyle cumhurbaşkanı yardımcılığı kavramı ile karşılaşacağız. Cumhurbaşkanı yardımcılarından birinin de Devlet Bahçeli olacağı tahmin ediliyor.

Cumhurbaşkanı yardımcıları, ABD’de olduğu gibi, seçimle gelmeyeceği, Cumhurbaşkanı tarafından atanacağı için, gerektiğinde cumhurbaşkanına vekâlet etmesi halinde, seçimle gelmeyen birisinin devleti yönetmesi gibi bir durum ortaya çıkacak.

Yürütmenin tek başı olacak cumhurbaşkanının TBMM üzerinde kontrol gücü ve yetkisi artacak ve istediği zaman Meclisi de feshedebilecek.Milletvekili sayısı 550’den 600’e çıkacak. 25 olan milletvekili seçilme yaşı 18’e düşecek. Yani henüz lisede okuyan bir genç milletvekili olabilecek.Seçimler, bir zamanlar olduğu gibi, yine 5 yılda bir yapılacak.Bunlar olacaktır. Peki, bunlar olunca ne olacak?

Bundan sonra siyasîler, uzmanlar ve sivil toplum kuruluşları tarafından bu değişikliklerin kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliğini getirip getirmeyeceği, tek adam rejimini getirip getirmeyeceği, toplumdaki ayrışmayı körükleyip körüklemeyeceği, kargaşa ortamını bitirip bitirmeyeceği, kontrolsüz gücü arttırıp arttırmayacağı ve siyasî krizi derinleştirip derinleştirmeyeceği tartışılacaktır.