Türkiye'den köşe yazarları
Yurt: Erdoğan'ın referandum için sahaya çıkma kararı hem Anayasa hem de yemin ihlali
Cumhuriyet:
'Hayır' diyen MHP'li başkan: Bahçeli'ye de söyledim... AKP'liler çırpınacak
Yeniasya:
İsrail, Batı Şeria'da 3 bin yeni konutun inşasını onayladı
Yeni Mesaj:
FETÖ’nün şifreleri çözülüyor
Şimdi ise köşe yazarları
...***
Çiğdem Toker, 31 Ocak tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Örtülü’ye AYM örtüsü hayırlı olsun”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bir bütçe kalemi olan örtülü ödenek, Nisan 2015’ten bu yana cumhurbaşkanı ile başbakanın ortak kullanımında. O tarihten bugüne dek harcanan “ortak” örtülü ödenek tutarı: 3 milyar 332 milyonTL. Bir yasa metninin adı uzunsa, korkun. O uzun adın içinde “bazı” kelimesi geçiyorsa, daha çok korkun. Adında “bazı” sözcüğü olan her yasa metni “torba”dır. Her “torba”, kanun sistematiğine saygıdan yoksun, Meclis’in müzakere adabını yok sayan, fast-food yasama metinleridir. Kaba aritmetikten güç alan hiçbir torba yoktur ki, halkın paraları adres değiştirmesin. Ve hiçbir torba yoktur ki, ödediğimiz vergiler bir yerden bir başka yere, bazen hızla, bazen dolambaçlı yollar izleyerek aktarılmasın.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhurbaşkanını, başbakan emrindeki örtülü ödeneğe ortak eden yasal düzenleme de böyleydi. Bir torbaya 6639 sayılı kanun sabaha karşı eklenmişti. “Herkes uyuyordu” demenin faydası yok, uyunmasa da “aritmetik” zoruyla konulacağı belliydi. Bugün son virajı referandumla dönülmek istenen rejim değişikliğinin, planlı adımlarından biriydi çünkü.Muhalefet itiraz etti. Örtülü ödeneğin temel kullanım amaçlarından birinin “kapalı istihbarat ve kapalı savunma” olduğu hatırlatıldı. Cumhurbaşkanı görev ve yetkilerinin listelendiği 104. maddede “kapalı istihbarat ve kapalı savunma yapmak” gibi bir icrai görevin yer almadığı anlatıldı. Olmadı. “Torba”ya eklenen madde, cumhurbaşkanının yapacağı örtülü ödenek harcamasının Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle belirleneceği kuralını getiriyordu. Muhalefet itiraz etti. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile neler yapılabileceği yine anayasada sayılmıştı.Örtülü ödenek bunların içinde de yoktu. Dinlenmedi. Yanı sıra, örtülü ödenek öyle bir düzenlemeydi ki, bir değişiklik yapılması isteniyorsa Bütçe Kanunu’nda değişiklik yapılmalıydı. Bu yapılmadığı için de anayasaya aykırıydı. Takan olmadı.Neredeyse iki yıl geçti. Ve kritik haber, 18 Ocak’ta AA’dan geldi. Anayasa Mahkemesi (AYM) başbakanın kullanımındaki örtülü ödeneğe, torba kanunla cumhurbaşkanının da ortak edilmesinde anayasaya aykırılık görmemiş. Yüksek Mahkeme, CHP’nin iptal başvurusunu reddetmiş. Gerekçeleri henüz bilmiyoruz.
AA muhabiri Aylin Sırıklı’nın imzasıyla geçilen 18 Ocak 2017 tarihli haberde, başvurunun reddedildiği ve ret kararının da “oybirliği”yle alındığı belirtiliyor. Gerekçeli karar -kimbilir ne zaman-yayımlandığında belki aydınlanırız. OHAL KHK’lerini inceleme konusunda 25 yıl önce aldığı aksi yöndeki içtihadından sapan, anayasa maddesini gerekçe göstererek kendisini yetkili saymayan AYM, bütçe kanununda değişiklik yapılması anayasal zorunluluk olan örtülü ödenekte torba kanunla değişiklik yapılmasını anayasaya aykırı bulmadı. Hoş, AYM “torba” kanundaki örtülü ödenek maddesini iptal etseydi de ortaya kaotik bir tablonun çıkacağı aşikâr. Mesela ortak harcanan 3 milyar 332 milyon TL’nin akıbeti ne olacaktı? Yeterince sancılı bir soru değil mi? İçinde ekonomi var, hukuk var, siyaset var... Bu karmaşıklıktaki bir soruna çözüm üretmek yerine, ret kararı vermenin “konforu” ise ortada. Cumhurbaşkanı’nın referandum için meydanlara inme olasılığının konuşulduğu bugünlerde, AYM’nin ret kararı, ülkeye dayatılan başkanlık sisteminin ön tahkimatı niteliğini taşımakta. Bu yanıyla da örtülü ödeneği biraz daha sarıp sarmalamaya katkı sunuyor.
…***
İhsan Çaralan, 31 Ocak tarihli Evrensel gazetesinde, “'FETÖ'cüler ellerini ovuşturarak izliyor olmalı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kardak krizi'nin 21. yıl dönümünde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları, bir hücümbotla Kardak Kayalıklarına giderek fotoğraf çektirdiler!20 yıldır hiçbir yıl dönümünde bir kez bile Kardak’ı ziyaret etmeyen komutanların, onca işleri arasında, önceki gün el ele tutuşup Kardak’a gitmelerine, komutanlar “Kardak yıl dönümü” ötesinde bir gerekçe göstermediler. Ama, bu ziyaretin Yunanistan’ın ‘FETÖ’cü sekiz rütbeli askeri geri vermeyeceğinin mahkeme kararlarıyla ortaya çıkmasından sonra yapılmasını fark eden herkes, “Kardak ziyareti”nin Yunanistan’ın bu tutumuna karşı askeri olarak en yüksek makamlardan verilmiş bir mesaj olduğu biçiminde yorumladılar. Nitekim Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Yunanistan’ın ‘FETÖ’cü askeri iade etmemesi karşılığında “Geri İade Anlaşması” dahil Yunanistan’la Türkiye arasındaki bazı anlaşmaların gözden geçirileceğini açıklayarak, Hükümetin sorunu nasıl ele aldığını göstermişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Olup bitenleri izleyen ve Erdoğan-AKP yönetiminin ‘FETÖ’cülükle mücadeleyi dış politikasında da merkeze doğru çekmiş olmasını bilen herkes de bu ziyareti böyle anladı.
Yani artık, uzun yıllardan beri “iyi” denen ve neredeyse en sorunsuz komşusu olan Yunanistan da böylece, “Türkiye’yi kuşatıp diz çöktürmek isteyen düşmanlar” arasına girmiş bulunuyor. Dün Yunanistan’la ilişkilerde eski defterleri açan gazetelerin manşetinde ve birinci sayfalarında bu tutum yansıdı.
Ve gidişat bu “FETÖ’cü subay sığınması”nda sorunun Yunanistan’la sınırlı kalmayacağı, Türkiye’nin Almanya ile de bir “FETÖ’cü sığınmacı” krizinin eşiğinde bulunulduğu artık bir sır değil.
Almanya’da NATO görevinde bulanan 40 dolayında askeri personelin Almanya’ya sığınma talebinde bulunmaları ve Almanya’nın muhtemelen bu subayları iade etmeyeceği dikkate alındığında, yakında Almanya ile de açık polemiğe girileceğini söylemek yanlış olmaz.
Türkiye’nin Fethullah Gülen’in iade edilmesi üstünden nasıl sert tartışmalara girdiği dikkate alındığında, şimdi de Yunanistan arkasından Almanya’yla da benzer bir karşı karşıya geliş yaşanacağı anlaşılmaktadır. Türkiye batılı ülkelerin ‘FETÖ’cüleri iade etmede gönülsüz davranmasını “FETÖ’cü darbecilere destek, Türkiye’yi parçalamak, dize getirmek isteyenlerin tutumu olarak görmektedir. En azından propaganda böyledir. Ve bu yüzden de ‘FETÖ’cü sığınmacıların o ülkelerin iç hukukunun gereklerini, insan hakları vb. umursamadan iade edilmesini beklemektedir. Sorunun bu yanı elbette ki tartışılabilir ama şu da bir gerçek ki ‘FETÖ’cülerin iadesi ile ilgili politika, Türkiye’nin kendi ayağına kurşun sıkmasına da dönüşmüştür ve bunda ısrar edilirse, Türkiye’nin giderek pek çok ülke ile diplomatik bir krize sürükleneceği de apaçıktır.
Söylenmek istenenin anlaşılması için soruna bir de şöyle bakalım:
‘FETÖ’cüler sığınma sorununu Türkiye için ciddi bir diplomasi krizine dönüştürmek istese, ancak böyle olmasını, Türkiye’nin böyle davranmasını isteyebilirlerdi. Türkiye ile Yunanistan, Almanya, ABD... öteki ülkeleri böyle karşı karşıya getirmek isterdi. Nitekim şu anda, NATO’da görevli 230 kadar askerin ‘FETÖ’cü olduğu belirtilmektedir. Bunların her birinin bulundukları ülkede sığınma başvurusu yaptıkları (yapacakları) ya da ‘FETÖ’cülerin planlı bir biçimde başlıca Avrupa ülkelerinde ‘FETÖ’cü kişilere “sığınma” başvurusu yapabileceği ve bu ülkelerin bunları iade etmeyeceğini var sayarsak, Türkiye’nin bu ülkelerle ilişkileri ne olur?Burada “Var sayarsak” dediğimiz durum aslında şu anda olmaktadır ve önümüzdeki günlerde Türkiye, Avrupa ile “FETÖ’cü sığınmacılar” krizi yaşayan bir ülke haline gelme yolunda hızlı adımlar atmaktadır. Bu yüzden de; “Şu anda FETÖ’cüler Türkiye’nin, ‘FETÖ’cüleri iade için yaptığı girişimlerini, herhalde ellerini ovuşturarak izliyordur” diyoruz.
…***
Erdal Sağlam, 31 Ocak tarihli Hürriyet gazetesinde, “Vergi affının affı ve mali disiplinin geleceği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“FARKINDA mısınız; Maliye çıkardığı vergi ve prim afları yetmemiş gibi, artık affın taksit ödemeleri için de af çıkarmaya başladı. Bence son karar artık 1.5 yılda bir uygulanan, yani rutin politika haline gelen vergi affı mekanizmasının artık kullanılamaz hale geldiğinin ispati niteliğinde.Vergi mükellefleri normal zamanda bile, en son vergilerini ve sigorta primlerini öder hale gelmişlerdi. Çünkü hükümet 1.5 yılda bir vergi affı çıkardığı için mükellefler, “Nasıl olsa yeni af çıkar, o zaman öderim” demeye başlamışlardı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Verginin zorla alım ilkesi işlemez olmuş, tahsilatın tahakkuka oranı sürekli düşer olmuştu. Son kararla 2016’da çıkan, bu yıl ocak sonuna kadar ödenecek taksitlere, mayıs ayı sonuna kadar süre tanındı, affın affı getirilmiş oldu.Bu kararla Maliye Bakanlığı’nın mükelleflere verdiği mesajlardan biri; “Kendinizi zorlamayın affın taksidini daha sonra ödersiniz” oldu, yani artık kimse mayıs sonuna kadar affın zamanı gelen taksitlerini ödemez.Bu kararın diğer bir mesajı da “Nisanda referandum yapacağım, o zamana kadar piyasaları germeyeceğim” mesajı idi. Yani referandum ve seçim için alınan popülist kararlardan birini daha görüyoruz.Maliye bu kararla bence mali disiplinde gevşemenin mesajlarını kuvvetlendirdi. Mayıs ayı sonuna kadar vergi gelirlerinde düşüş kaçınılmaz. Eğer bu tarihten sonra piyasalar canlanmazsa, o zaman 2017 kaybedilir, belki yeni aflar gelebilir.